Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yatırım duracak işsizlik artacak
Yenişafak:
PKK’ya ikna operasyonlarıyla da büyük darbe vuruldu
Evrensel:
İstanbul Üniversitesi’nden iki yıl önce ihraç edilen akademisyenlerden açıklama: Mücadelemiz her koşulda sürüyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İhsan Çaralan, 28 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “Emekçileri umursamayanlara mücadele ile yanıt!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan en önemli açıklamalarını artık Cumhurbaşkanlığı makamından değil, partisinin toplantılarında yapıyor. Nitekim “Kaşıkçı cinayeti” ile ilgili “çok önemli açıklamaları”nı partisinin Meclis gurubunda yaparken, ekonomiyle ilgili “önemli” dediği açıklamalarını da önceki günkü AKP’nin il başkanları toplantısında yaptı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
İl başkanları toplantısında, ekonomiyle ilgili bugüne kadar bilinen iddialarını yineleyen Erdoğan’ın söyledikleri içinde bir konu dikkat çekiciydi.
AKP’nin il başkanları toplantısında, krizle ilgili “beklentiler”ini sıralarken Erdoğan’ın en dikkat çekici sözleri; “Sanayiciden esnafa, çiftçiden inşaatçıya herkesten sabır bekliyoruz” ifadesi oldu.
Burada Erdoğan, “herkesten sabır bekliyoruz” derken bile işçilerden, emekçilerden söz etmemeye özen gösteriyor. Esnaftan kasıt da öyle “küçük esnaf” filan değil. Tıpkı “çiftçi” derken “küçük üreticiyi” değil büyük toprak sahiplerini kastetmesi gibi!
Gerçek; Erdoğan’ın işçilerin, emekçilerin taleplerini hiç dikkate almadığı, dikkate alma ihtiyacı duymadığı için de işçilerden emekçilerden söz etmemesidir. Bunu da biz, Erdoğan’ın patronların karşısına çıkıp, “OHAL’i işyerlerindeki grevleri, direnişleri önlemek için uzatıyoruz” demeye kadar varan “sınıfsal tutum”undan çıkarıyoruz.
İşçiler bu gerçeği bildikleri için; hak gasplarına birer birer işyerlerinde gerçekleşen direnişlerle karşılık vermeye çalışıyorlar. İzmir ve Gebze’de işçiler bir adım daha öne çıktılar ve “Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, patronlar ödesin” diyerek alanlara çıktılar.
Erdoğan kriz için işçilerin, emekçilerin adını bile anmadan “herkes”ten “sabır” istediği konuşmasını yaptığı gün, işçi ve emekçilerin çeşitli örgütleri kriz karşısında tutumlarını ilan eden bir deklarasyon yayımladılar.
Hükümetin, sermayenin borcunu, işçilere, emekçilere ödetmek istediği belirtilen deklarasyonda; “Fatura bu düzen sayesinde küplerini dolduran patronlara kesilmelidir”, “Krizde yüzde 1 değil, yüzde 99 korunsun” talebi öne çıkıyor.
...***
Abdülkadir Özkan, 28 Ekim tarihli Milli gazetede, “Uyuşturucu ile toplumsal mücadele gerekli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Emniyet mensuplarımızın uyuşturucu satıcıları ile yoğun bir mücadele içinde olduğunu biliyoruz. Özellikle genç yavrularımızı bu beladan uzak tutmak ve kurtarmak için ciddi bir gayret gösteriliyor. Okul çevrelerinde özel ekipler oluşturuldu. Bu mücadele sonucu hemen her gün yapılan baskınlarda uyuşturucu satıcıları yakalanıyor. Her operasyonun sonunda önemli miktarlarda uyuşturucu ele geçiriliyor. Öylesine büyük miktar uyuşturucu ele geçiriliyor ki, insan rakamlara baktığında bir felaket ile karşı karşıya olduğumuzu düşünmeden edemiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
Gazetelere her gün yansıyan uyuşturucu vakaları artık olağan haberler haline geldi. Galiba bu durum toplumda uyuşturucu konusunda bir kanıksama oluşturdu. Hâlbuki tanıdığım bazı anne ve babaların evlatlarını bu illetten kurtarmak için nasıl bir mücadele verdiklerini, hatta kendilerini uyuşturucu ile mücadeleye adadıklarını biliyorum.
Bu noktada cezaevlerinde uyuşturucu satışından yakalanıp içeri atılmış 50 binin üzerinde insanın bulunduğu resmi kayıtlarla sabit. Uyuşturucu satışından cezaevlerinde 50 bin insanın bulunuyor oluşunu sadece bir rakamsal sonuç olarak ele almamak gerekiyor. Çünkü eğer içeride 50 bin satıcı varsa, dışarıda daha ne kadar vardır? sorusunu kendimize sormamız gerekiyor. Cezaevlerindeki uyuşturucu satıcılarının rakamı bu noktaya gelmişse çeşitli operasyonlarda yakalanan uyuşturucu miktarı nedir? diye düşündüğümüzde tonlarla ifade edilen rakamlar karşımıza çıkıyor. Bu noktada medyaya da yansıyan bir haberden alıntı yapmak istiyorum. Haberde aynen şöyle deniyordu:
“Zehir satıcılarına yönelik 2018’in 9 ayında 108 bin 105 operasyon düzenlendi. Operasyonlarda 149 bin 836 şüpheli gözaltına alındı, bunlardan 17 bin 57’si tutuklandı. Geçen yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında gözaltı sayısında yaklaşık yüzde 28’lik, tutuklu sayısında ise yüzde 9’luk bir artış oldu. Operasyonlarda piyasa değeri 2 milyar 834 milyon 639 bin 366 lira tutarında uyuşturucu madde ele geçirildi.”
Aynı haberde yılın ilk dokuz ayında ele geçirilen uyuşturucu miktarı ise, “59 ton esrar, 13 ton eroin, 1 ton kokain ve 15 milyon hap” olarak veriliyordu.
Bu rakamlar gençliğimizin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu göstermeye yeter sanıyorum. Bu bakımdan olayı sadece emniyet güçlerimizin yapacağı operasyonlara bırakmanın yeterli olmadığını, bunun için toplumda bir hassasiyetin oluşturulması ve mücadelenin toplum olarak yapılması gerektiğini sanıyorum söylemeye gerek yok.
Sonuç olarak daha önce de dikkat çektiğim gibi gençliğimiz ve ülkemizin geleceğini kurtarmak için uyuşturucu ile mücadelede cezaların caydırıcı hale getirilmesi şart. Özellikle de uyuşturucu baronlarına yönelik idam cezasının mutlaka hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü bu baronlar sadece uyuşturucu satarak toplumu uyuşturmuyorlar, her gün bir kaldırım köşesinde hayatını kaybeden gençlerimizin de katili durumundalar. Bu bakımdan sokaklardaki satıcıları toplayalım ama bunların arkasındaki patronlara da ulaşmak gerekiyor. Özellikle de ikide bir gündeme gelen af tekliflerinde kesinlikle uyuşturucu baronlarının ve satıcılarının yer almaması gerekiyor.
...***
Ahmet Takan, 28 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kaşıkçı cinayeti Kanal İstanbul'a karıştı!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Haspel'in Trump tarafından apar topar Türkiye'ye gönderildiği gün Cumhur İttifakının çatırtıları ortalığı inletiyordu. Erdoğan'ın grup toplantısına gecikmesi, "Bahçeli'nin grup konuşmasını dikkatle dinledi. Konuştuklarını tek tek not aldı. Sonra da kendi konuşma metnini yeniden yazdırdığı için AKP grup toplantısının başlaması gecikti" diye yorumlanıyordu. Gecikmenin sebebi Bahçeli'ye bilinçli ve planlı bir şekilde yüklenmiş olamaz mıydı?..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Her taraftan üzerinde düşünülmesi gereken bir soru...Cemal Kaşıkçı cinayetinde birçok gerçeği dış basın üzerinden ve -her kimse- "bir Türk yetkili" kaynak gösterilerek öğrendik. Kısa bir süre sessiz kalan R. Erdoğan, şu sıralar var gücüyle topa giriyor. CIA Başkanı hanımefendinin Türkiye ziyaretinin haspelkader gerçekleşmediği ortadaydı. Bizde pek yankı bulmadı (!) ancak eski İngiliz Büyükelçisi Craig Murray'ın, Kaşıkçı cinayeti için Türkiye'ye gelen CIA Başkanı Gina Haspel'in elindeki delilleri açıklamaması için Erdoğan'ı tehdit ettiğini öne sürdüğü yazısı dış basında epey yankılandı.
Eski İngiliz Büyükelçi Murray, kendisinin de Kaşıkçı cinayetine ait olduğu öne sürülen videodan olduğunu düşündüğü kareleri gördüğünü yazdı. Ses ve görüntü kaydının Almanya, Rusya, ABD ve İngiltere'nin de aralarında olduğu dünya istihbarat teşkilatları ile paylaşıldığını öne sürdü. Craig Murray'ın kişisel bloğunda paylaştığı o yazıdan bir bölüm;"Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Kaşıkçı cinayetine ilişkin Türkiye'nin paylaştığı söylem doğru, hatta her detayına kadar. Cinayete ilişkin ses ve video kaydı ABD, İngiltere, Almanya ve Rusya'nın da aralarında olduğu Türkiye ile temastaki başlıca istihbarat servisleri ile paylaşıldı.Bu delillerden sonra batılı ülkeler isteseler de Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a destek veremedi. Konsolosluğun içinden çekilmiş video kaydını görmedim ama o videodan alınmış olduğunu düşündüğüm kareler gösterildi bana. En önemlisi de kareler sabitlenmiş bir kameradan alınan görüntüler değil. Murray'ın Erdoğan hakkındaki iddiası ile ilgili bölümün çevirisi de şöyle:"İşkence konusunda aynı şüphecilik CIA işkence ve olağanüstü yorumlama programında işkenceyi kişisel olarak denetleyen CIA Direktörü Gina Haspel ile ilgili olarak birçok kez doğrulandı. Haspel, Erdoğan'ın yaptığı açıklamalarda doğrudan Muhammed Bin Salman'ı suçlama girişiminden vazgeçmesi için acilen Donald Trump tarafından Ankara'ya gönderildi. Haspel'in anlattıklarının özeti çok basitti. Haspel, Kanal İstanbul Projesi'nin üst düzeyde büyük bir yolsuzluğa yol açtığını iddia eden muhalif istihbaratlar aldığını ve Erdoğan'ın istihbarat kurumlarının elinde bulundurdukları bütün bilgileri kamuya duyurmaya başlamasının iyi bir fikir olmayacağını belirtti.