Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Bir konkordato kararı da 3. havalimanından
Karar:
Erdoğan: Kaşıkçı cinayetini ortada bırakamayız
Evrensel:
Türk-İş Genel Başkanı: Asgari ücret 2 bin TL olsun, imkanı olan versin
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Sabri Durmaz, 31 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, "Asgari ücret ve Gıda-İş’in çağrısına yanıt vermenin önemi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
""Asgari ücret tespiti”, uzun yıllardan beri, Türkiye’de yapılan en büyük toplusözleşme olarak bilinir.Çünkü asgari ücret, sekiz milyondan fazla asgari ücretle çalışan işçi için doğrudan bir ücret belirleme sözleşmesi olduğu gibi, emekçi sınıfların hakları ve sosyal yardımları için baz alınan bir ücret olarak önemlidir.Bu yüzden ”Asgari ücret tespiti en büyük TİS’tir” demek gerçeği çok net ifade eden bir saptamadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülkemizde asgari ücret, “Asgari Ücret Tespit Komisyonu” tarafından belirleniyor. Komisyon, 5 işçi 5 patron, 5 de hükümet tarafından seçilen temsilcilerden oluşuyor.
Bugüne kadar asgari ücreti, bu 15 kişinin tartışarak belirlediği gibi bir görünüm verilse de sonuçta işçi tarafı ne derse desin, patron ve hükmet, temsilcilerin oy çokluğu ile belirlendi. İşçi temsilcileri de “muhalefet şerhi” koyarak zevahiri kurtarmaya çalıştılar.
Eğer işçiler kendi güçlerini ortaya koyarak kendi tarzlarıyla müdahale etmezlerse, asgari ücret bu yıl da aynı “orta oyunu”yla tespit edilecek.
Son birkaç yıldan beri işçiler tarafından “insanca yaşayacak bir asgari ücret” talebiyle girişimler yapıldı. Ama bu girişimler yeteri kadar geniş yığınları harekete geçiremediği için de asgari ücretin tespitinde bir etkisi olmadı.
Gıda-İş Sendikasının Avcılar Meydanında yaptığı açıklamaya, DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş, Genel-İş, İletişim-İş, Cam Keramik-İş ile Emek Partisi üye ve yöneticileri de destek verdiği belirtiliyor.
Gıda-İş Sendikasının bu basın açıklamasında iki önemli önerisi vardı.
Bu önerilerden birincisi, “asgari ücretin en düşük memur maaşı seviyesine çıkarılması ve vergiden muaf tutulması” oldu.
Gıda-İş’in ikinci önemli önerisi ise, “Asgari Ücret Tespit Komisyonu” yerine önerdiği “komisyon”dur.
Basın açıklamasında konuşan Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan; mevcut komisyonun hep patronlardan yana karalar verdiğini belirtilerek, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun bileşiminin değiştirilmesini önerdi. Aslan’a göre; “Asgari ücret tespit komisyonunda, sermaye temsilcileri olmamalıdır. Hükümet, işçi sendikaları, konfederasyonları ve sendikasız işçilerin temsilcilerinden oluşan bir komisyon oluşturulmalı, asgari ücret tespitini bu oluşacak komisyon yapmalıdır.”
Elbette biliyoruz ki bu önerilerin mantıklı ve çok haklı gerekçelere sahip olması, her vicdanlı ve aklı başında insanın, “Evet böyle olması iyi ve adil olur” demesi yetmez.
Burada asıl olan, mevcut Asgari Ücret Tespit Komisyonunu tanımayıp yukarıdaki önerilerin hayata geçirilmesi için mücadeleye girmek üzere harekete geçen işçiler olmadıkça, asgari ücretin en düşük devlet memuru maaşını altında kalmayacak biçimde belirlenmesi de, Asgari Ücret Tespit Komisyonu yapısının değiştirilmesi de olanaklı olmayacaktır.
Hele de bugün, üst düzey memurların atanması dahil her yetkinin Cumhurbaşkanında toplandığı bir sistemde, asgari ücretin de fiilen Cumhurbaşkanının işaret ettiği düzeyde belirlenmesi sürpriz olmayacaktır.
…***
Halime Kökçe, 31 Keim tarihli Star gazetesinde, "Gezi'nin ‘iptal edilsinler’ listesi bir bir hizmete giriyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2023, Cumhuriyet'in ilanının 100. yılı ve Türkiye'nin yakın geleceğine koyduğu hedeflerin tarihi... Bu hedefleri konuşurken hemen aklıma 2013 geliyor. Beş yıl öncesi yani. Türkiye için düğmeye basıldığı ve o andan itibaren başına gelmeyenin kalmadığı meşum yıl. Gezi Parkı kalkışmasıyla başlayan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle öldürücü vuruşa kalkışan bir konsorsiyum, bu beş yıl içinde Türkiye'yi açıktan hedef aldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
Sadece hükümeti devirmek değil bu vesileyle Türkiye'nin önünü kesmek istedi. O günkü verilere dönüp baktığımızda şu beş yılı yaşamasaydık acaba bugün ne kadar daha yol almıştık demeden edemiyor insan. Ama hayır, bu beş yılda Türkiye ekonomik anlamda güç kaybetmiş, çok ciddi bir türbülansın içinden geçmiş dahi olsa FETÖ belasının açığa çıkması ve devlet ve toplumun bu hain yapıdan arındırılması için her şeye değerdi.
Kaybettiğimiz şeylerin kazandıklarımız yanında lafı bile edilmez. Verilmiş sadakamız varmış ki 15 Temmuz gecesi bu millet lideriyle tek vücut olup bu hainlerin kanlı saldırılarını göğüsleyebildi.
Ordusu içindeki bir grup darbeye kalkışmış, genişçe bir kesimi de destek vermiş olmasına rağmen daha o ilk etaptaki tasfiye sayesinde bile Fırat Kalkanı Operasyonu'nu yapabildik. Durumun vahametini anlamak için bir tek bu örnek bile yeterli.
Gezi kalkışması tertipçilerinin listesi vardı bir de; "iptal edilsinler, yapılmasınlar, olmasınlar" listesi...
3. köprüye karşıydılar. Hani şöyle bir itiraz değil; "O güzergahtan değil de şuradan geçse daha az ağaç kesilir, mesafe daha kısalır, bağlantı yolları açısından daha uygun olur" gibi işin olurunu düşünen ve alternatif sunan bir itirazdan bahsetmiyoruz. "Olmasın, oldurmayın, istemiyoruz..." Üç beş çapulcu deyip ciddiye almayacaksın ama öyle de değiller. Arkalarının ne kadar karanlık olduğu, "istemezükçülerin" kimlere hizmet ettiği ilerleyen zamanda zaten anlaşıldı.
Açılışı yapılan İstanbul Havalimanı da Gezicilerin "yapılmasınlar" listesindeydi. 3 yıl gibi kısa bir zamanda, en yüksek teknolojik donanımla yapıldı. Yıl sonuna kadar hizmete açılacak.
...***
Kazım Güleçyüz 31 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, "Yerel seçim ve AKP"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yerel seçimler yaklaşırken iktidar bloku 24 Haziran’daki ittifakı devam ettirme sinyalleri veriyordu ki, beklenmedik bir gelişme ile ittifak dağıldı.24 Haziran’da merkezî iktidarı bir şekilde alarak ülkeyi “tek adam” rejimine teslim eden AKP-MHP ittifakının yerel seçim öncesi çökmesi, bütün hesapları alt üst etti.Ve iktidar medyasında şimdiden arz-ı endam etmeye başlayan kimi anketçilerin “24 Haziran tablosu devam ediyor” diyerek başlattıkları algı operasyonları boşa çıktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gelişmeler de iktidar açısından sıkıntılı.
Özellikle döviz ve enflasyondaki yükseliş ve zam dalgasının cepleri yakacak boyutlara ulaşması, iktidarı çok tedirgin ediyor.
İddialı söylemlerle açıkladıkları YEP işe yaramayınca, yüzde 10 indirim kampanyasına sarıldılar. Ama ekonomistler bunun da çare olmayacağını ısrarla söylüyorlar. Ki, öncü sinyaller de o yönde şekilleniyor.
Bakalım, gidişat ne gösterecek?
AKP açısından büyük sıkıntı kaynağı olan bir diğer konu, kendisine bağlı yerel yönetimlerle ilgili olarak parti tabanında biriken ciddî rahatsızlık, şikâyet ve tepkiler.
Bunlar o boyutta ki, iktidar medyasında bile açıkça dile getirilmeye devam ediliyor.
“Kibir âbidesi” nitelemelerinin; yolsuzluk, israf, hesapsız ve sorumsuz harcama, adam kayırma, kısa yoldan köşeyi dönme, rüşvet suçlamalarının ardı arkası gelmiyor.
İktidar partisinin yaptığı anketler, halkın yerel yönetimlerde en çok ranttan, yolsuzluktan, denetimsizlikten ve hizmet aksamalarından şikâyetçi olduğunu gösteriyor.
İşlerin yolunda gitmediğini epey zaman önce fark edip “metal yorgunluğu”ndan dem vuran Erdoğan, çareyi İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok önemli merkezdeki belediye başkanlarını değiştirmekte aradı. Ama bu değişimin iktidar için istenen sonucu verip vermeyeceği şu anda belirsiz.
Dahası, son örneği Ankara’da görülen halef-selef kavgalarının, umulanın tam tersi neticeleri beraberinde getirme riski var.
Asıl problem ise, ciddî şikâyet ve tepkiler söz konusu olduğu halde hiç dokunulmayan bazı belediyelerin durumundan kaynaklanıyor.