Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: 124 terörist etkisiz hale getirildi
Cumhuriyet:
CHP’de rotasyon taktiği
Milli gazete:
Bomba yüklü araç yakalandı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 2 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Halk kriz diyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kriz var mı, yok mu, en doğrusunu halk söyler; Çünkü yaşıyor.Ekonomik göstergeler; enflasyon, işsizlik, üçüncü ve dördüncü çeyrekte beklenen büyüme oranları, ekonomik konjonktürün inişte olduğunu gösteriyor. Konkordatoların ve kredi yapılandırma taleplerinin artması, satışların düşmesi, iş yerlerinin kapanması da krizin giderek derinleştiğini gösteriyor.Bütün bunların ötesinde, gerek doğrudan halkla yapılan anketler ve gerekse Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)in yaptığı anket ve araştırmalarda, üretici ve tüketici de ekonomik kriz olduğunu teyit ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Mediar Araştırma'nın Mart 2019 Yerel Seçimleri İstanbul İli Seçmen Profili Araştırmasında, Ekonomik bir kriz içinde olduğumuzu düşünüyor musunuz? sorusuna ankete katılanların yüzde 77.86'sı evet diyerek ekonomik kriz olduğunu doğrulamıştır. Ankete katılanların azınlığı yüzde 16.23'ü kriz yok diyor.Eğer fikrim yok diyenleri çıkarıp, evet ve hayır diyenler arasında bir oranlama yaparsak, ankete katılanların yüzde 83'ü kriz var diyor. Demek ki AKP'ye oy vermiş olan seçmenin çoğunluğu da kriz olduğunu söylüyor.
Öte yandan aynı araştırmada ''Kriz içinde olduğumuzu düşünüyorsanız nedenleri sizce nelerdir?'' sorusuna, çoğunluk yüzde 57.89 olarak ''Yanlış ekonomi yönetimi'' diye cevap veriyor.TÜİK, ''Ekim ayı ekonomik Güven Endeksi"ni yayınladı.Ekonomik Güven Endeksi; "tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirmelerini, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir.'' Endekse temel olan anketlerde, hanenin maddi durumu, genel ekonomik durum ve işsizlik durumu da soruluyor. Sonuçta üretici ve tüketici aynı zamanda ekonominin ve kendisinin içinde bulunduğu durumu da belirtmiş oluyor. Endekste 100 altı güvensizliği gösteriyor. Geçen yıllar reel kesim, hizmet sektörü ve perakende ticaret sektörü 100 üstünde idi. Bu sene tamamı yüz altına geriledi. Bu endeks bu sene Ekim ayında bir yıl öncesi aynı aya göre 34 puan geriledi. 2017 Ekim ayında 101.8 iken bu sene aynı ayda 67.8'e kadar düştü.
Ekonomik kriz halk tarafından tescil edilmişken, siyasi iktidarın doların 5.5 liraya gerilemesini krizi çözdük şeklinde lanse etmeye çalışması da krizi derinleştiriyor. Zira halk sınıktı içindeyken, kriz yaşarken, aldığımız önlemlerle kriz çözüldü demek, siyaha beyaz demek gibidir ve elbette ki ters teper. Halkta siyasi iktidar bu işi bilmiyor ve çözemez diye bir kanaat oluşur. Ekonomik güven endeksi de bir bakıma bu durumu vurguluyor.Kaldı ki; Dolardaki hareket, TL'ye olan güven sorunu yanında reel faiz oranlarına, uluslararası sermaye hareketlerine ve dolayısıyla yabancı sermaye girişine, doların diğer paralar karşısındaki değer değişmelerine, siyasi sorunlara, dış politikaya, ekonomideki kırılganlığa, dış borç riskine bağlı olarak değişir.Dahası; ekonomik kriz halinde her durumda TL'nin reel değeri düşüktür.Bugün de MB TÜFE bazlı reel kur endeksine göre dolar karşısında TL'nin değeri yüzde 35 dolayında daha düşüktür.Bizim yapmamız gereken, halkta yanlış algı yaratmaya çalışmak değil, halka kulak verip, kriz için kalıcı çözüm geliştirmek olmalıdır.
…***
Ahmet Ulusoy, 2 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, “Yerel yönetimlerin finansman yapıları yönetsel başarısızlık nedeni”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yerel yönetimler ekonomik büyüme ve kalkınma, demokratikleşme ve hesap verebilirlik gibi birçok konuda pozitif etkiye sahip idari birimler olarak bilinmektedir.Hizmetlerin halka en yakın birimler tarafından sunulması gerektiği ilkesinin kabul edilmesi ile birlikte, nitelik ve nicelik bakımından yerel yönetimlerin üzerindeki hizmet yükü ve sorumluluğu artmıştır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Fakat görev paylaşımı konusundaki pozitif gelişmeler gelir paylaşımı konusunda yaşanmamakta ve yerel yönetimlerin gelirleri, görev ve sorumluluklarına kıyasla yetersiz kalmaktadır.
Söz konusu yetersizlik yerel vergiler ve diğer öz gelir kaynakları yerine, merkezi yönetim tarafından yapılan transferler vasıtasıyla giderilmeye çalışılmaktadır.
Bu yapı yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir felsefesinin aksine, yönetsel anlamda da merkeze bağımlı bir yerel yönetim yapısı ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye’de hızlı kentleşme yaşanıyor. Türkiye’de yerel yönetimler deyince akla hemen belediyeler gelmektedir. Toplam nüfusun yaklaşık % 6’sının köy, % 94’ü ise belediye sınırları içerisinde yaşaması bunun temel gerekçesidir. 2017 yılı verilerine göre belediye sınırları içerisinde yaşayan nüfusun % 82.5’i büyükşehir belediyeleri, kalan % 17.5’i ise diğer belediyeler kapsamında yaşamaktadır. Bu durum açıkça kentleşme ve anakentleşme yönünde hızlı bir eğilimin olduğuna işaret etmektedir.Büyükşehir Belediyelerinin harcamaları daha hızlı artmıştır. Son yıllarda toplam yerel yönetim harcamalarının yaklaşık % 75’i belediyeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Toplam belediye harcamalarında 2016 yılı itibariyle en büyük pay %49.7 ile büyükşehir belediyelerindedir. İkinci sırada % 43.5 ile ilçe ve belde belediyeleri, üçüncü sırada ise % 6.97 ile büyükşehir dışı il belediyeleri vardır.
Göstergeler öz gelirlerin ve özellikle yerel vergi gelirlerinin harcamaları finanse etmede çok yetersiz kaldığını net olarak resmetmektedir. Ortaya çıkan finansman açığı ise büyük ölçüde merkezi transferler ve borçlanma ile kapatılmaktadır.
Kaynakların daha etkin ve verimli kullanımı için merkezi yönetimin aracılığını kaldıran, vatandaşla yerel yönetimler arasında doğrudan etkileşim kuran, yerel vergilere ve diğer öz gelirlere dayalı bir finansal modeli kurmak gerekir.
…***
Yusuf Ziya Cömert, 2 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “İttifak bitti, çıta yükseldi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhur İttifakı’nın yerel seçimde devam etmesi en çok AK Parti için, biraz da MHP için bir avantajdı. Bozuldu. 31 Mart seçimleri ittifak kapsamı dışında kaldı. MHP lideri Bahçeli Cumhur İttifakı’nın seçim dışındaki konularda devam ettiğini söyledi. Seçim dışındaki konular ne olabilir?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Memleketin bakasıyla, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin selametiyle ilgili konular olabilir. Demek ki ittifak, ağırlıklı olarak, Meclis’te kendini hissettirecek. MHP’nin desteğinin bir kıymet ifade ettiğini ya yanlışlıkla ya da bilinçli olarak geçen hafta gösterdi MHP grubu.
İyi Parti’nin teklifinin görüşülmesi lehinde oy kullanarak. Grubu yanlış istikamete sevk eden grup başkanvekilinin görevden alınmasını bir samimiyet izharı olarak yorumlamak mümkün. Devlet Bey, ittifakın yerel seçimde bozulmasının ardından sitemkar bir ifade kullanmadı. Kendi teklifine rağbet edilmediğini birkaç kez tekrar etti ama, kılçıklı bir laf söylemedi.
Mamafih, af teklifinin AK Parti’de müspet bir karşılık bulmaması, ‘andımız’ kararı hakkında iki partinin farklı duruşunun aşikar oluşu, son olarak yerel ittifak teklifinin muallakta kalması, yani birbirini takip eden üç ihtilaf insan tabiatını etkiler.
MHP Lideri, “İstanbul’da bir sürprizimiz olabilir” dedi.
İttifak bozulur bozulmaz ‘metal yorgunluğu’ gerekçesiyle başkanlıktan istifa ettirilen Melih Gökçek’in ismi ortaya çıktı. Baştan dedikodu şeklinde. Melih Gökçek teşvik etmiş olabilir mi dedikoduyu? Buna muktedirdir ama biz hüsnüzan edelim.
Gökçek’in Cumhur İttifakı’nı Ankara’da uygulayabilmek için biçilmiş kaftan olduğu düşüncesi fantezi sayılır.
Sonra, Bahçeli, dolaylı bir dille ama açıkça bir teklifte bulundu. “Melih Bey aday olmak isterse MHP’ye şeref kazandırır.” Bu cümle açık, resmi bir teklif değil. Ama talepkarlık ifadesi. Gökçek’in adaylık ihtimalinin AK Parti’de ‘acaba’lara sebep olmaması mümkün değildir. Fakat, Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kez övgü içeren ifadelerle müstafi başkana yol gösterdi. “Melih Bey benim 94’ten beri yol ve dava arkadaşım. Bundan sonra da beraber gideceğimizi zannediyorum.” Cumhur İttifakı’nın yerelde bozulması İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bütün şehirlerde hem rekabeti kızıştırdı, hem de bütün taraflar için adaylık çıtasını yükseltti. En çok AK Parti için.