Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Moody’s’ten indirim uyarısı: TL’yi eritecek
Yurt:
Saray'a gitmeyen muhtara protokol engeli
Milli gazete:
Çekirdek enflasyonda yükseliş sürüyor
Şimdi ie hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 6 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde,"Enflasyon hastalığın ateşidir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Eylül ayında Tüketici Fiyat Endeksi, aylık olarak yüzde 2.08 ve yıllık olarak yüzde 25.24 oranında arttı. Bir önceki Ağustos ayına göre aylık enflasyon düşerken, yıllık enflasyon arttı. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi ise aylık yüzde 1.71 ve yıllık yüzde 45.01 oldu.Enflasyon ekonomik istikrarsızlığın, yani hastalığın ateşidir. Enflasyon piyasaları kırılgan yapıyor, yatırımları engelliyor,Tasarruf oranının düşmesine neden oluyor, TL'den kaçışı hızlandırıyor. Bir bakıma ekonomide bütün kötülüklerin anasıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
ÜFE, üretim maliyetlerinde artışı gösteriyor. ÜFE'nin daha yüksek olması maliyet artışının piyasa fiyat artışından daha yüksek olması demektir. Firmalar artan bu maliyetleri yansıtmak zorundadır. Aksi halde zarar eder ve yaşayamazlar. Bu demektir ki TÜFE artışı devam edecektir.
Kaldı ki, bütün sektörlere girdi olan enerji sektöründe de ÜFE oranı yüzde 81.61 oldu. Yani maliyet artışı devam ediyor.
Çekirdek enflasyon ve 12 aylık ortalama enflasyonun da geçen sene aynı aya ve bir ay öncesine göre yüksek çıkması enflasyonun artacağını gösteriyor
Bu şartlarda MB'nin yüzde 23.5 olan enflasyon tahmini de tutmaz. Eğer Kasım ve Aralık ayları enflasyon tahminlerini geçen senenin aynı aylarında gerçekleşen enflasyon ile karşılaştırırsak ve bir müdahale olmazsa, bu sene TÜFE'nin en az yüzde 26 olacağını tahmin edebiliriz.
Merkez Bankası'nın 2006 yılından beri uygulamakta olduğu enflasyon hedefi hiçbir yıl tutmadı. Yetmedi, tahminleri de tutmuyor. Bu nedenle MB güven kaybetti. Bu da kırılganlığı artıran ve dolayısıyla enflasyonu artıran bir nedendir.
Önümüzdeki yıl, 2019 yılında da enflasyon düşmez. Çünkü seçim var. Her seçimde siyasi iktidar bütçeden yatırımları kısıyor ve popülist harcamaları artırıyor. Kamu imkânlarını kullanıyor. Kamuda verimlilik düşüyor. Bu uygulamanın aksine söylense de, 16 yıllık AKP iktidarı bu kuralın değişmez olduğunu göstermiştir.
6- Yüksek enflasyonda fırsatçılık artıyor ve spekülatif piyasalar oluşuyor. Bazı üreticiler kur artışını fırsat bilerek fiyatlarını daha fazla artırıyor. Bazıları da, kur artışı nedeni ile kullandığı ithal ara malını yerine koyamayacağını düşünerek, satış fiyatını maliyetin çok üstünde tutuyor. Yani hem bugünkü hem de muhtemel kur artışı beklentilerini dikkate alıyor.
Yüksek enflasyon ve kurların 6 liradan 5.5 liraya gelmesi reel kur artışını bir miktar düşürdü. Ancak yine de TL değeri aşırı düşüktür. Kur düştü demek için doların 4 lira dolayına gelmesi ve bu denge kurun altına düşmesi gerekiyor.
Bugünkü enflasyonun ve istikrarsızlığın temelinde güven sorunu var. TÜİK'in açıkladığı ekonomik güven endeksine göre üreticinin de tüketicinin de güveni dip yaptı. Yabancı zaten güven duymuyor. Dahası dünyanın yüzde 3 yüzde 4'le aldığı dolar cinsi dış borcu biz, en az yüzde 10 faiz vererek alıyoruz.
Enflasyon ortamının oluşmasına ve güven bunalımına yol açan iki temel nedenin birisi siyasete tamamıyla popülizmin hâkim olması, ikincisi ise başkanlık sistemi ile, hukuk, eğitim gibi kurumların kan kaybetmesidir.
...***
İhsan Çaralan, 6 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, " Enflasyon verilerinin emekçiler için anlamı nedir?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekim ayında enflasyon artışının, yapılan dopinglerle (-) eksi çıkacağı iddialarının yanında, en gerçekçi sermeye temsilcileri bile yüzde 2’yi aşmayan bir enflasyon bekliyordu. Ancak, öyle olmadı, “kozmetik önlemler”in ekonominin derdine çare olmayacağı bir kez daha ortaya çıktı.Dün TÜİK tarafından yayımlanan “enflasyona” dair rakamlar eğer gerçeği ifade ediyorsa bu rakam her şeyden önce bize; eğer işçilerin, emekçilerin, emeklilerin ücret ve maaşları, son bir yılda yüzde 25.24 artmamışsa emekçilerin yoksullaştığını söylemektedir. Başka bir söyleyişle TÜİK, emekçilerin cebinden alınıp patronlara servet aktarımı yapıldığını ilan etmiş olmaktadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tabi burada, ücret ve maaşlara “beklenen enflasyona göre zam yapıldığını”, dolayısıyla “beklenen enflasyon”la “gerçekleşen enflasyon” arasındaki emekçiler aleyhine farkın da sermaye sınıfının cebine konulduğu unutulmamalı! Tabi ki, ekonomik büyümeden emekçilere hiç pay verilmediğini, büyümeden doğan artı gelirin de sermayeye aktarıldığını da...
Rakamların gösterdiği ikinci önemli şeyse, sadece rakamlar üstünde tartışmada kalındığında, sonuçta emekçilerin kaybettiği gerçeğidir. Yani, rakamları doğru yorumlamanın yanında bu rakamların işçilerin, emekçilerin ücret ve maaşlarına yansımasının bir mücadeleyi gerektirdiği gerçeğidir.
Bu yüzden de rakamların doğru okunmasından daha fazla gerekli olan, emekçilerin kendi talepleri etrafında birleştirerek oluşturacakları gücü ortaya koyacak bir mevziye girerek, mücadele etmeyi göze almalarıdır.
Bu mücadele olmadıkça, rakamların iyi ya da kötü yorumlanmasının bir anlamı olmayacaktır. Tıpkı bugüne kadar olmadığı gibi!
Bu yüzden sendikaların büyük emek ve para harcayarak, enflasyon, açlık ve yoksulluk sınırı üstüne yaptırdıkları araştırmaların, kamuoyunu bilgilendirme ötesinde bir kıymeti olmamaktadır.
“Asgari Ücret Tespit Komisyonu”nun toplanmasına bir aydan az bir zaman kalmışken, şunu söyleyebiliriz ki, bugün “insanca yaşayacak bir asgari ücret” için verilecek mücadele, sadece asgari ücret değil aynı zamanda emekçilerin, “krizin yükünü reddetme mücadelesi” için de bir dönemeç olacak mahiyettedir.
...***
Kazım Güleçyüz 6 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " KHK’lı doktorlar: Meclis bu zulme geçit vermesin"başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.
" Meclis gündemine “sağlıkta şiddeti önleme yasası” adıyla getirilen düzenlemeye sokuşturulan bir korsan madde ile, OHAL KHK’larının mağduru olmuş doktorların bu mağduriyetinin kalıcı hale getirilmek istenmesine dikkat çeken bir mesajı okuyucularımızla paylaşalım:“KHK ile görevine son verilmiş, ama milletine ve devletine sadakatten hiçbir zaman vazgeçmemiş akademisyen bir genel cerrahî uzmanıyım. Hakkımızda herhangi bir hukukî karar olmaksızın idarî kararla işimize son verildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Bu süreçte tekrar evimize ekmek götürebilmek için uzun uğraşlar verdik. Ve uzun süre işsiz kaldık. Yeniden hayatımızı düzene sokmaya ve evimize ekmek götürmeye başlamış iken sağlıkta şiddet yasası adı altında yeniden işsiz kalma ve açlığa terk edilme ile karşı karşıya kalıyoruz. Hem yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmaması, hem de yurt içinde çalışma imkânımızın elimizden alınması ailemizle beraber çocuklarımızın da aç bırakılmasına sebep olacak. Ayrıca çalıştığımız kurumlardaki birçok insanın da işsiz kalmasına ve insanların sağlık hizmetine ulaşmasının daha fazla zorlaşmasına neden olacak. Ortaya çıkacak bu büyük sosyal felâketin tarafınızdan dikkate alınarak gündeme getirilmesini rica ediyoruz.”
Mesaj, olayı gayet iyi özetlemiş.
Yapılmak istenen şey belli: 20 Temmuz OHAL sürecinde KHK’larla yapılıp çok vahim ve yaygın mağduriyetlere yol açan hukuksuzlukların, iki yıllık bir uygulamanın ardından OHAL’in kaldırılması sonrasında yasayla ve Meclis eliyle devam ettirilmesi.
KHK ile ihraç edilen doktorların SGK ile anlaşması olan sağlık kurumlarında çalışmasını yasayla engellemek, hem içlerinde çok değerli ve işinin ehli insanlar bulunan bu hekimlerin ve ailelerinin mağduriyetini daha ağır bir şekilde kalıcılaştırmak, hem de sağlık hizmetlerini onların değerli katkılarından mahrum etmek anlamına geliyor.
Haklarında herhangi bir yargı kararı olmadığı halde... Ki, faraza yargı kararı bile olsa, darbe dönemlerinde dahi görülmemiş bir acımasızlıkla bu insanları kelimenin tam anlamıyla bir “sivil ölüm”e mahkûm etmenin hangi kitapta yeri var ve olabilir? Meclis böylesine bir hukuksuzluğa geçit vermemeli.