Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Emniyete göre Cemal Kaşıkçı'nın cesedi konutta
Evrensel:
Emniyete göre Cemal Kaşıkçı'nın cesedi konutta
Cumhuriyet:
Erdoğan Trump ile görüştü
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Bartu Oral, 11 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Halkın yoksulluğu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırına Türk-İş, 6 bin lira diyor. Bunun 2 bin lirası aylık gıda harcamasına gidiyor. Evli olmayan, tek kişinin en düşük yaşam masrafı ise 2 bin 400 lira. Bu rakamlar açıklanan enflasyon verileri öncesinde ilan edildi. Çalışma Bakanlığı’nın 2017 tespitlerine göre, Türkiye’de çalışanların yüzde 40.3’ü, bir başka deyişle 5.8 milyon kişi, asgari ücretle çalışıyor. Yani yılbaşındaki 199 lira zamla aylık net 1603 TL’ye. Bugünkü asgari ücret, dört kişilik bir ailenin aylık harcamasına sadece 1 hafta yetiyor! 1 kg kırmızı et için iki günlük asgari ücret ödeniyor!.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***Çalışanların yüzde 42.7’si ise asgari ücretin iki katına kadar maaş alıyor. Yani çalışanların yüzde 83’ü, 1404 TL ile 2 bin 808 TL arası bir maaş ile geçiniyor. Nüfusun yüzde 37’si konutunda “sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi” ile yaşamını sürdürüyor. Geçinebilmek için bankalardan borçlanıyor. Kredi kartına borçlanıyor, onu kapatmak için tüketici kredisi çekiyor. Bugün toplam 32 milyon kişinin kredi kartı borcu var. Üç milyondan fazla kişi kredi kartı veya bireysel kredi yüzünden yasal takipte. Vatandaşın toplam borcu 575 milyar TL, milli gelirin yüzde 16’sından fazla. 2002 yılında bu borç 6.5 milyar TL’ydi ve milli gelirin yüzde 1.8’i kadardı. Demek ki o “üç katı büyüdüğü iddia edilen” milli gelir içinde bile vatandaşın borcunun payı neredeyse sekiz kat arttı! Toplam borcun 223 milyar lirası ihtiyaç kredisi, 98 milyar lirası ise kredi kartı borcu. Yani toplam borcun yüzde 56’sı geçinebilmek için kullanılmış. Bu kredilere sarılan vatandaş dar ve orta gelirli. Yani kendisini bütün ağırlığı ile hissettiren enflasyon, durgunluk ve gelir kaybından en hızlı etkilenen kesim. Geçen sene kredi faizi yüzde 16’lardaydı, bugünlerde yüzde 36’ya çıktı. Artık borçlanmak bile çok zor. Nüfusun çoğunluğu, çiftçi, esnaf, memur, işçi çok zorda. Oraya buraya enflasyonla topyekûn mücadele, yüzde 10 indirim sloganları yazmakla sorun çözülmüyor.
...***
Hayrettin Karaman, 11 Kasım tarihli Yenişafak gazetesinde, " Kooperatif yöntemiyle kalkınma mümkün müdür?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye kendi dinamiklerinden hareketle yeni bir model oluşturmalı ve bu model dünyaya örnek olmalı. Kooperatif bankacılığını, finans kooperatifçiliğini, kooperatif sigortacılığını konuşmalıyız.Ülkemizde faaliyet gösteren sigorta şirketleri eğer mütüel (kooperatif) olsalardı, bunların yapısı gereği tam olarak milli şirket olacaklardı. Çünkü kooperatifler satın alınamazlar. Oysa ülke ekonomimizin kendi kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından kooperatif modeli ülkemize büyük bir fırsat sunmaktadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülkemiz sigortacılık sektöründeki yabancı sermaye yoğunluğunun önüne geçebilmek, millî fonların yeterli büyüklüğe gelmesiyle ülkemizin finans merkezi olması iddiasına katkı vermek, kârdan ziyade tasarruf amacı güden kooperatifçiliğimizin geliştirilmesi, haklı dini kaygıları bulunan kişilerin uygulanan tekâfül tekniği ile bu kaygılarının giderilmesi gibi her biri birbirinden önemli kriterlerden hangisi açısından bakarsak bakalım, kooperatif sigortacılığına destek verilmesi ve tercih edilmesi millî, iktisadî, insanî ve dinî açıdan kaçınılmazdır.
Kooperatif hesabında işçi adına biriken aylık para ne kadarsa, puantaj hesabı yapılıp o para üzerinden sosyal güvenlik pirimi yatırılıyor, bir miktar işletme masrafı alınıyor, geri kalan işçiye veriliyor; yani ne kadar çalışırsa o kadar maaşı var.
Sistemin ülkemizde tıkanmaya yol açabilecek zaaf noktası şurada: Bu nitelikte ortaklardan oluşan kooperatifin yönetimi de bu kişilerden oluşunca (yöneticilerin ortaklar arasından olma şartı var çünkü) kooperatif yönetilemiyor; çünkü işçide kooperatifi yönetebilecek işletmecilik kapasitesi ya da sosyal politikalar uzmanlığı vs. genellikle olmuyor. Yani yönetimde, ortak olmayan profesyonellerin de olmasına imkân sağlayan bir yasal değişiklik gerekiyor.
Aynı örneği, diğer meslek gruplarında da verebiliriz.
Kooperatiflerde, yönetim ve denetim organlarının profesyonelleştirilmesi ile üst birliklerinde oluşan bilgi ve kaynak birikiminin kooperatiflere yansıtılmasına dönük hususlarda Kooperatifler Kanunu’nda acil olarak yapılabilecek yasal düzenlemelerle, başarılı bir kooperatifçilik profili çizebilmemize zemin oluşturulacaktır.
Mevcut yasal ortamda, Anayasa’nın 171. maddesindeki aynen ifadeyle “millî ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılması ve tüketicinin korunmasını” amaçlayan “Kooperatifçiliğin Geliştirilmesi” başlığı altındaki politikaların, esasen uyumsuz ve dengesiz görev ve yetki dağılımı nedeniyle yürütülemediği gözlemlenmektedir.
Bu nedenle, kooperatifçilik konusunda politika üretebilmek ve yürütebilmek için, tür ayrımına gidilmeksizin tüm kooperatiflerin bir bakanlık (Ticaret Bakanlığı) çatısı altında toplanması şarttır.
...***
İhsan Çaralan, 11 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, " Muhalefetin Kürt seçmeni AKP’ye ‘yakınlaştırma’ taktiği!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"24 Haziran seçimi öncesini anımsayalım:CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, Muharrem İnce, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ederek seçim kampanyasını başlatmıştı. İyi Parti’nin adayı Meral Akşener, Demirtaş’ın serbest bırakılarak adil bir seçim yarışı yapılmasını istiyor, MHP ile aynı milliyetçilik çizgisinde olmadığı mesajına özel bir önem veriyordu.SP’nin Cumhurbaşkanı adayı Karamollaoğlu da Kürt sorununa barışçıl bir çözüm için önerilerini sıralıyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
■ Erdoğan bile, muhalefetin Diyarbakır’da basın toplantısında verdiği vaatleri doğrudan cepheye almamıştı.
Bugün çok önemli bir yerel seçime gidilirken, yerel seçimlerde AKP-MHP ittifakını alt edeceklerini iddia eden CHP ve İyi Parti, 24 Haziran seçiminin tersine, Kürt seçmene AKP’yi “yeniden çözüm sürecine dönecek parti” olarak gösteren, “ilginç” ama anlaşılması çok zor bir seçim taktiği izliyor.
AKP’yi, “yeniden çözüm sürecini gündeme getirmeye yönelmekle” suçlamaya giriştiler. AKP’den, “Böyle bir şey yok. Fırat’ın doğusu, Kandil... bir gece ansızın gelebiliriz” açıklamalarını bile “asıl niyetlerin saklanması, ABD ile girilen gizli çözüm sürecinin üstünü örtme gayreti” olarak göstermeye giriştiler. Öyle ki, AKP ile HDP’nin ittifak görüşmeleri yaptığı bile İyi Parti tarafından açıkça iddia edildi!
Burada HDP’nin, Erdoğan’ın milliyetçilik açıklaması üstüne “Hadi öyleyse çözüm sürecine dönelim” içerikli açıklamaları da Kürt seçmende kafa karışıklığına yol açtı. Ama bu eleştirilerden herhalde en çok AKP ve Erdoğan mutlu olmuştur. Çünkü böyle, ciddi sonuçları olacak bir yerel seçime giderken, Kürt seçmene yönelik olarak AKP’yi böyle sempatik gösterebilecek bir propagandayı AKP bile örgütleyemezdi.
Çünkü Kürt halkının, HDP’lisi AKP’lisiyle, diğer partilerden taraftarlarıyla yüzde yüzünün “çözüm sürecine geri dönülmesi”ni istediğini sokaktaki çocuklar bile bilir. Bu yüzden de “çözüm için görüşmelere dönülmesi”ne hiç bir Kürt itiraz etmez.
Peki bunu herkes bilir de bunca yıldır politikanın içinde olan CHP ve İyi Parti’nin politikacıları bilmez mi?
Elbette bilirler ama girdikleri milliyetçilik kulvarı onları öyle bir savunmuştur ki, onunla yarışayım derken AKP’ye hizmet eden bir çizgiye sürüklenmişlerdir.
Yerel bir seçime giderken milliyetçilik yarışına girmenin sadece AKP’nin (kısmen de MHP’nin) işine yaradığı da bir gerçektir. Hele de CHP’nin HDP ile öyle ya da böyle bir uzlaşma içine girmeden, ilerici demokratik güçlerle ortak platformda buluşmadan başarı şansının olmadığı da tartışmasızdır.
Kısacası, “AKP’nin çözüm sürecine geri dönmek istediği” propagandası, Kürt seçmen için, Kürt seçmenin bu çağrıya uyup uymayacağından bağımsız olarak, “AKP ile yakınlaşma” çağrısıdır. Ki, böylesi bir seçim öncesinde, bir partinin rakibine böyle bir iyilik yapması politikanın gerçeklerine de akla da aykırıdır.