Kasım 18, 2018 11:23 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Hukukçular: Haksız gözaltıların amacı korku ve dehşet yaratma

Evrensel:

Hükümetin krize karşı emniyet supabı: Aile

Yeniasya:

Doların düşmesi de dert

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Deniz Yıldırım, 18 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Sadece ekonomi konuşalım’ siyasetsizliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“24 Haziran seçimlerinin üstünden neredeyse 4 aydan fazla zaman geçti. Ne diyorlardı? “Yeni sisteme geçilmediği için, bütün yetki tek kişide toplanmadığı, işler yavaş gittiği için bu sorunları yaşıyoruz”. Bir an önce yeni sistemi uygulamaya başlarsak sorunlar çözülecekti. Yani ekonomik iyileşmeyle siyasette önerdikleri yeni düzenin kaderini birbirine bağlamışlardı. Tablo ortada. İşsizlik, hayat pahalılığı aldı başını gidiyor. Geçim dertleri yayılıyor. Sosyal gündem bu. Yeni sistemin yaldızları, yarım yılı doldurmadan döküldü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Fakat bu yetmez, çünkü ötesi var. Anlamak için, AKP’nin değişmeyen stratejisine bakalım önce.

 “Yüzde 50 - yüzde 50” yarılmasının kurumsallaşması, iktidarın böyle geniş bir temsil gücüne kendisini yerleştirmesi bu 16 yıllık ittifaklar stratejisiyle yakından ilgili. Bu strateji çoğu zaman ekonominin önünde bir siyasi gündem belirlemeye yaradığı gibi, halkı da ekonomiyi, ekonomik sorunları bu siyasi ana söylem etrafında yorumlamaya çağırıyor. “Ekonomimize saldıran dış güçler, ekonomik kurtuluş savaşı, büyümemizi istemeyen iç mihraklar” söylemi bu ana siyasi cepheleştirme stratejisinin çevresinde inşa ediliyor. Havalimanı için “zafer abidesi” vurgusu da bunun uzantısı.

Sözün kısası, AKP için “ittifaklar siyaseti”nin hizmetinde olduğu bir ana strateji olmazsa olmaz.

Fakat muhalefet meseleyi ısrarla ekonomi alanına sıkıştırıyor, ekonomi dışında bir konu gündeme geldiğinde bunu hemen “gündem değiştirme” olarak görüyor. Ekonomi ile siyaseti birbirinin zıt kutuplarına yerleştirmenin sonuçları bunlar. Yanlış, hem de çok. “Sadece ekonomi konuşalım” demek, AKP’nin siyasi ittifaklarla tabanını genişletme stratejisinin önemini yok saymaya; burada zaafları belirmişken buna karşı bir strateji ve ittifaklar siyaseti kurmamaya ve “ekonomi kötüyse seçmen cezalandırır” kolaycılığına yol açıyor. 24 Haziran’dan sonra AKP yeni sürece sadece ekonomik sorunlarla değil, ittifaklar siyasetindeki krizlerle ve ittifakını birleştiren ideolojik tutkaldaki aşınmalarla gidiyor. Ve henüz bu üç alandaki sorunları giderecek bir yeni strateji geliştirebilmiş değiller. Kuşatıcı bir strateji bulamadıkları sürece korkutmaya, sindirmeye dayanacakları ise kesin gibi.

İktidarın siyaseti iki kutup etrafında belirleyen ama aşınma potansiyeli de açığa çıkmış stratejisini kıracak ve karşısına kendi siyasi zıtlığını yerleştirecek, ekonomi başta olmak üzere ülke sorunlarının bu zıtlık etrafında politikleştirilmesini, açıklanmasını sağlayacak bir ana strateji gerekiyor önce muhalefete. Bu olmadan “sadece ekonomi konuşsak yeter” çizgisini güçlendirmek, olsa olsa siyasetsizliğe hizmet ediyor. Gören var mı? Emin değilim.

…***

Esfender Korkmaz, 18 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İşsizliğe teslim olduk"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ağustos ayında Turizm sektöründe ve tarım sektöründe istihdam yüksektir. Buna rağmen TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranı geçen sene aynı aya göre yüzde 4.7 oranında artarak yüzde 11.1 oldu. İş aramayıp  iş bulsa çalışmaya hazır olanlara göre düzeltme yaparsak, Ağustos ayında fiili işsiz sayısı 5 milyon 823 bin, fiili işsizlik oranı ise yüzde 16.6 oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Tarım sektörü işsizliği emdiği ve tam olarak göstermediği için, tarım dışı işsizlik daha önemli bir göstergedir. Tarım dışı işsizlikte Ağustos ayında geçen sene 12.8 iken bu sene 13.2'ye yükseldi. Genç nüfusta işsizlikte arttı.

Ağustosta işsizliğin artması, doğal olarak ithalatta gerileme ve üretim endeksinde düşmeye paralel olmuştur. Ekonomide güven kaybı da aynı paraleldedir. Başka bir ifade ile bu günkü şartlarda işsizliğin artması kaçınılmazdır.

Siyasi iktidar  'yeni ekonomi programında kayıtlı istihdam teşvik edilecek, denetim yapılacak' diyor. Ayrıca sanki iş alanları var da vasıflı elaman yokmuş gibi, kurslar açılacağını, kadın ve gençlerin istihdamının teşvik edileceğini söylüyor. Bunun adına lafı dolandırmak denir.

Kaldı ki yeni ekonomik programında işsizliğin 2020'de yüzde 11.9'a çıkacağını da tahmin ediyor. Yani iktidar bir anlamda işsizliği çözemeyeceğini ve teslim olduğunu kabul ediyor.

Ne yapmak gerekir:

Siyasi iktidarın bir istihdam politikası yoktur. Kaldı ki işsizliğin çözülmesi tek başına istihdam politikası ile de olmaz. Yapılması gereken makro planlama yaparak, tasarruf-tüketim, tasarruf-yatırım dengelerini kurmak, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasını sağlamak, devlet-piyasa optimal dengesini ve sektörel dengeyi kurmaktır. Sonra bir istikrar programı yaparak, hukuki ve ekonomik altyapıyı güçlendirmektir.

Aynı kapsamda bazı önlemler alınabilir. Söz gelimi;

Devlet, bütçeden sosyal ödenek adı altında dağıttığı yardımların bir kısmı ile her ilin doğal ve kültürel imkânlarını değerlendirecek fabrikalar kurabilir. Bu fabrikalarda iş yaratabilir.

Bu fabrikalar devlet tarafından kurulduktan sonra fabrikada çalışanların maaşlarından bir miktar kesilip yerine hisse senedi verilmelidir. Zamanla fabrikaların sahibi de çalışanlar olacaktır. Böylece devlet de poşet dağıtan devlet değil, iş dağıtan devlet olacaktır.  

İstihdamın artması için, emek yoğun yatırımları ve içeride ara malı ve ham madde yatırımlarını teşvik etmeliyiz.

Türkiye'de istihdam üstündeki vergi ve prim yükü yüksektir. Avrupa Birliği ortalamasına düşürmeliyiz.

Sendikalara bağımsız ve demokratik bir yapı kazandırmalıyız. Her ideolojinin ayrı bir işçi konfederasyonu var. Bunlar istihdam sorunu  ve işçi hakları için uğraşmıyorlar yalnızca siyaset yapıyorlar. Bunları tek bir çatı altında birleştirmeliyiz.

Kim ne söylerse söylesin; çözüm için önce niyet etmek gerekir.

...***

Sibel Eraslan, 18 Kasım tarihli Star gazetesinde, " AK Parti dava bilincini yeniden hatırlamalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Perşembe ve Cuma günlerini Aydın ve Muğla'da, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş'u takip ederek geçirdim. Doğrusu CHP ekseriyetindeki bu iki ilimizdeki AK Parti teşkilatlarını, umduğumdan çok heyecanlı gördüm. Aydın'daki Danışma Meclisi toplantısı, o kadar kalabalık ve o kadar coşkuluydu ki, sokağa kurulmuş dev ekrandan da takip ediliyordu konuşmalar, içeriye giremedim, salondan taşmış kalabalığın arasında bir yerde durdum, ayakta dinledim. Benim gibi orta yaşlı pek çok kadın ve erkek de soğuk havaya rağmen sokaktaydı."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Neydi bu kalp çarpıntısı? Neydi bu gecenin içindeki heyecan? Belki de muhalefette olmaktı bu heyecanın pimini çeken... Veya bir davanın misyonunun taşıyıcısı olmaktı heyecan veren. CHP'li belediyelerin getiremediği hizmetlere hayıflanarak mı AK Parti'ye akıyorlardı... Ama beklenti öyle zannediyorum ki sadece hizmet açısından değildi, partide olmak, özellikle kadınlara, ciddi anlamda bir sosyalleşme, toplumsal kimlik kazandırmıştı. Aidiyet, arkadaşlık ve dayanışma hisleri de insanlar üzerinde gayet olumlu sinerji oluşturmuştu... 

Ege'deki bu heyecanlı toplantıları takip ettikten sonra, uçağa geciktiğim için İstanbul yerine Ankara'ya döndüm. Başka bir yere inmiştim. Gazeteci kulisleri, Çukurambar şayiaları, telefon diplomasileri, sosyal medya atakları... Beni veya falanca akrabamı aday göstermezseniz başka partiye geçerim'ler, AK partili olduğu halde AK parti asla kendi başına seçimi kazanamaz, şu adayı göstermek gerek yollu akıl öğretmeler, hesaplar, hesaplar, hesaplar...

Valla hayret ettim... 

AK Parti'nin muhalefette olduğu Aydın ve Muğla'da kendisinden şüphesi yok! AK Parti'nin 1994'ten beri iktidarda olduğu İstanbul ve Ankara'da kendisinden şüphesi mi var?

Kim çıkartıyor bu şantaj tınılı söylenceleri... “Ben olmazsam olmaz” cümlesini söyleyenler, mensubu oldukları partiyi küçük düşürdükleri kadar ürkütücü bir saplantının esiri olduklarının da farkındalar mı acaba...