Kasım 19, 2018 11:00 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Kriz ankette kendini gösterdi

Evrensel:

İşte 'Türkiye'nin özgürlükler tablosu': Yasaklarla yönetiyorlar

Yenişafak:

ABD'li senatör: Cinayetin emri Prens Selman'dan gitti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 18 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yurtdışındakileri çağırırken, yurtiçindekileri içeri tıkmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir yandan Cumhurbaşkanı’nın dünyada ilk 500’e giren üniversitemiz yok diye, iyi niyetli bir serzeniş eleştiri olarak algılamak istediğim yakınmaları.. Diğer yandan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank’ın yüksek nitelikli bilim insanlarımıza yurda geri dönün, işte para işte olanak çağrıları...Ve sabah kalkıyorsunuz, gözaltına alınan hukuk dekanları, matematik bölüm başkanları, yine gazeteciler, kültür ve gönül insanları...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer evriyor:

…***

Saygın bir hukukçu olan Prof. Turgut Tarhanlı’yı, matematikçi Prof. Betül Tanbay’ı, diğer 18 kişiyi daha sabah 6’da evlerini basıp gözaltına almak veya aldırmak, utanç verici değil mi?..

Osman Kavalı’yı bir yılı aşkın bir süredir, iddianamesiz, mahkemesiz içeride tutuyorsunuz. Bırakın hukuku, adaleti vb.. sizlerin vicdanı için hiç mi bir “sıkıntı yok”?

“Gezi’nin düzenleyicisi” gibi, altında hiçbir şey olmayan bir suçlamaya, şimdi 20 kişiyi daha ortak ederek, bir örgüt havası kazandırma ilkel düşüncelerinizi biliyoruz; bunu Cumhuriyet gazetesine, yönetici ve çalışanlarına karşı da denemiştiniz. Büyükada casusları diye de bir sürü insanı tutuklamıştınız.. Daha neler...

Milletin geniş kesimlerinin katılımıyla ülke çapında yaygınlaşan “Gezi Direnişi”ni, iki üç kişiye mal etmek de başka bir garabet, bu millete ayıp! Şüphesiz ki aranızda “acaba biz ne yaptık ki bu kadar geniş bir protesto - isyan ile karşılaştık” diye soranlarınız ve yanıt bulanlarınız olmuştur. Bunu iktidarınız bal gibi biliyor.

Gezi isyanından korkunuz, özellikle ekonomik ve sosyal krizin içine düştüğümüz şu sıralarda özellikle mi ortaya çıktı ve böyle bir “örgüt yaratmak” yoluna gittiniz?

Türkiye’de, eski ortağınız FETÖ’cülerin açtığı hukuksuz adaletsiz yoldan Türkiye’nin, iktidarın ve yöneticilerinin dahi gidebileceği hiçbir yol yok, sadece bataklık...

Yurtdışındaki bilim insanlarına çağrı yapıyorsunuz, uluslararası olanaklar yaratmaya çalışıyorsunuz. Destekliyorum, iyi yapıyorsunuz, ülkenin iyi bilime, yüksek standartlarda bilim insanına, bilim-teknoloji üretimine ihtiyacı şiddetle var. Ülkenin yüksek düzeyde sosyal bilimcilere, hukukçulara, sanat insanlarına, yüksek düzeyde felsefecilere, düşünürlere de ihtiyacı şiddetle var.

Siz yurtdışındaki bilimcilere çağrıya çıkıyorsunuz, ama bir yandan da bağımlı hukuk sisteminiz buradaki bilimcileri, aydınları, fikri olanları gözaltına alıyor, yurtdışı yasağı koyuyor.

Şunu mu demek istiyorsunuz yurtdışındaki bilim insanlarımıza çağrı yaparken:

Bakın, gelip burada işinizi yapacaksınız, öyle demokrasi, hukuk, adalet var mı yok  mu uğraşmayacaksınız, bunlar sizleri hiç ilgilendirmez.. yoksa...

Bilim bir bütündür, felsefesi ile, sanatı ile, sosyal bilimleriyle.. Bu bütünün olduğu yerde bilim yeşerir. Çünkü bunların hepsi birbirini besler, birbiriyle etkileşerek üretir. Bu bütün içinde, sizlerin yönetimlerine, hukuksuzluklarına, adaletsizliklerine, keyfiliklerinize karşı çıkan olursa ne yapacaksınız, onları da içeri mi atacaksınız!  Hiç unutmayın, geleceklerin hepsinde bu yüksek siyasal-sosyal, hukuk bilinci olacaktır. Onları nasıl bir üniversite ortamına çağırıyorsunuz? Size bağlı rektörler, dekanlar, bir liyakat sistemi-ortamı yaratabildiler mi? Çağırdığınız üst düzey bilimci, sadece yeteri kadar maddi koşul istemez, aynı zamanda bilimsel liyakate dayalı üst düzey bilim-yönetim ortamı da ister.  Bunları düşündünüz mü?

…***

Orhan Uğuroğlu, 18 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “FETÖ Soruları neden yanıtsız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Çelik, 15 Temmuz kalkışmasında jandarmada darbecilere direnen subayların terfilerinin engellenip, pasif görevlere çekildiği ve emekli edildiğine dair iddiaları Meclis'e taşıdı. İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Çelik, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM'ye soru önergeleri verdi.Ahmet Çelik, önergelerinde, "15 Temmuz darbe girişiminde hukuk devletinden yana tavır koyan Jandarma teşkilatı, bir nevi Türkiye'nin kaderini belirlemiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Cumhurbaşkanlığı emri ile bakanlıklara gönderilen yazıda '15 Temmuz'da yaralananlara Devlet Övünç Madalyası verilmesi' teklifi ilgili kurumlarca değerlendirilmiş sivil-asker ve polis gazilere övünç madalyası verilmiştir" diyerek şu sorularına yanıt istedi:- Gazi Jandarmalara neden Devlet Övünç Madalyası verilmemiştir. -Jandarma teşkilatı içinde koruma kararı bulunan personelden bazılarının bu kararı gerekçe gösterilmeden kaldırılarak neden terör örgütlerinin hedefi haline getirilmiştir.- Jandarma teşkilatında FETÖ ile mücadelede tecrübeli-etkin kaç subay emekli edilmiştir?- Söz konusu personelin tasfiyesinden kimler sorumludur?- 2017-2018'de emekliliğe sevk edilen personel arasında FETÖ'nün sızamadığı devreler olduğu bilindiği halde ısrarla bu personel niçin tasfiye edilmiştir?- Jandarma subaylarının üçte birinin 15 Temmuz'dan sonra TSK'dan uzaklaştırıldığı malumdur. Subay ihtiyacının en fazla olduğu Jandarmada FETÖ ile mücadele eden personelin emekliliğe sevk edilmesini kimler talep etmiştir?- Jandarma teşkilatında 2017 atamalarında 81 Jandarma Komutanlığı'na, yardımcılığına, şube müdürlükleri gibi kritik görevlere atananların büyük bölümü FETÖ iltisakî sebebiyle tutuklanmış ya da atılmıştır. Söz konusu personelin sayısı kaçtır?- 15 Temmuz'da Jandarma birliklerinin darbeye katılmamasına rağmen 6 general, 110 albay neden emekliliğe sevk edilmiştir?- Jandarmada pilot ihtiyacı had safhadayken pilotlar neden emekli edilmiştir? Sadece bu sorulara değil kamuoyu, "FETÖ'nün siyasi ayağı yok mu?" sorusuna da 15 Temmuz'dan bu yana yanıt bekliyor.FETÖ ile mücadele topyekûn yapılacak ise her sorunun yanıtının şeffaf bir şekilde yanıtlanması gerekmez mi?Yanıtlanmazsa hala kripto FETÖ'cülerin siyasette, askeriyede ve bürokraside etkin olduğu sonucu ortaya çıkmaz mı?

…***

Kazım Güleçyüz, 18 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Gazeteci, devletin ve hükümetin propaganda memuru değildir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gazetecilere gri pasaport verilmesindeki ayrımcı uygulamaların esas dayanağı, Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün, 231 sayılı BYEGM’nin Teşkilât ve Görevleri Hakkında KHK’nın 2. maddesinde sıralanan şu görevleri olsa gerek:“Devletin tanıtma siyasetinin ve tanıtma ile ilgili alanlarda hükümetçe uygulanacak stratejilerin tesbitine yardımcı olmak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Hükümet faaliyetlerinin ve yapılan hizmetlerin iç ve dış kamuoyuna etkin bir biçimde yansıtılmasına ve bunların kamuoyu üzerindeki etkisinin belirlenmesine ait hizmetleri yapmak.

“Enformasyon ve aydınlatma faaliyetlerini Türkiye’nin dış politikasını destekleyecek şekilde düzenlemek ve Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği suretiyle yürütmek.”

Bunları, gri pasaport başvurumuzun reddi üzerine Danıştay’a açtığımız davada BYEGM adına gönderilen cevaptan aldık.

Aktarılan maddelerin anlamı şu:

Belli ki, KHK ile BYEGM’ye verilen bu görevlerin, bütün gazeteciler için geçerli olduğunu düşünen bir yaklaşım söz konusu.

Bu yaklaşıma göre, gazeteciler devletin ve hükümetin propaganda memurları.

Görevleri, devletin hükümet tarafından uygulanacak tanıtım siyasetine ve stratejilerine hizmet etmek. Hükümet faaliyetlerini iç ve dış kamuoyuna etkin bir şekilde yansıtmak. Dış politikayı desteklemek...

95 yıl önce cumhuriyet adı altında kurulan tek parti rejimi yola çıkarken muhalif basını tasfiye ederek, diğerlerine rejimin propagandistliği misyonu yüklemişti.

Şimdi bunun yeni versiyonu mu devrede?

Çizilen şablona uymayıp devlet siyasetine ve hükümet faaliyetlerine eleştirel yaklaşan basın mensupları bu yüzden mi dışlanıyor ve “millî güvenlik” gibi hukukî tanımı olmayan ve temelsiz “gerekçe”lerle keyfî ve ayrımcı uygulamalara muhatap oluyorlar?Gri pasaport ve basın kartı dağıtımındaki keyfîlikler, böyle bir antidemokratik yaklaşımın pratiğe yansıyan dışa vurumları. Ama böyle birşeyin, düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün vazgeçilmez ve olmazsa olmaz bir esas teşkil ettiği demokratik hukuk devletinde kesinlikle yeri yok.Gazeteciler, devletin memuru ve hükümetin propagandisti değiller, olamazlar.