Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Trump: Suudi Arabistan’la partnerliğimizi devam ettirmek istiyoruz
Yenişafak:
Riyad’da kazan kaynıyor
Cumhuriyet:
Bazı Suudi iş adamlarından sosyal medyada Türkiye'yi boykot kampanyası
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Servet Avcı 10 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yerel seçimin çok ötesinde bir seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yerel seçim, sadece yerel seçim gibi olmayacak… Önceki seçimlerin, hatta referandumların devamı niteliği taşıyacak… O yüzden önümüzdeki seçimlere hemen herkes klasik yerel seçimin ötesinde bir anlam yüklüyor…31 Mart 2019 tarihi, iktidar açısından oldukça kritik… Özellikle büyük şehirlerde kayıp yaşanırsa ve oy oranı 40'ların altına düşerse, bu durum meşruiyet tartışması başlatacaktır… 2016 referandumunda büyük şehirlerin ezici çoğunluğunun 'hayır' dediği hesaba katıldığında, birçok büyük şehrin kaybedilme riski söz konusu…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekonomik krizin etkileri derinleştikçe bu risk daha da büyüyecektir… İktidar partisi, var olan riski en aza indirmek, seçimleri başarıyla atlatabilmek ve 2023'e kadar rahatlayabilmek için kendince bütün tedbirleri alıyor… En ağır toplarını, Bakanlarını adaylık için sahaya sürmeyi planlıyor… Çünkü 'belediye zaferleri'yle başlayan hikâyenin 'belediye hezimetleri'yle çöküşe geçebileceğini öngörebiliyor…Tahminim, iktidar partisinin ciddi oy kaybedeceği şeklinde… Bunun bir kısmı 'sandığa gitmeme' şeklinde olabilir, diğer kısmı ise başka parti veya partileri tercih edebilir… İktidar partisinden kopan oyun diğer partilere dağılımında MHP daha avantajlı görünüyor…15 Temmuz'dan sonra pekişen işbirliği ve AKP tabanında oluşan sempati, ayrılan oyun büyük oranda yeni adresi olabilir… Bu etki, son seçimlerde zaten fazlasıyla kendisini ispatlamıştı… İktidarın, elindeki geniş propaganda gücüyle başarıyla uyguladığı 'kamplaştırma siyaseti', diğer muhalefet partilerini 'rakip' olmaktan çıkarmış, âdeta 'düşman'a dönüştürmüştü… Bu 'düşmanlaştırma'nın dışında kalan MHP'nin, iktidar partisinden kopacak oyları toplama potansiyeli elbette diğer partilerden daha fazla…***CHP'nin talihsizliği kendi içindeki muhalefeti… Bu muhalefet, mevcut yönetimi değiştirmenin yöntemi olarak, yerel seçimlerde başarısızlığa odaklanmış durumda… Parti içi muhalefet, CHP seçimlerde başarısız olursa, kurultaya gitme ve yönetimi değiştirme fikrinin daha çok taraftar toplayacağını düşünüyor…Öncelik, partinin oyunu yükseltmesi ve mümkün olduğunca çok belediye kazanmaktan ziyade parti içi iktidarı ele geçirmek… Sosyal demokrat bir partinin, ülke bu kadar ağır bir kriz yaşarken, insanların refah seviyesi bu denli hızlı gerilerken kendi iç mücadelesinden kafa kaldıramaması ironi gibi bir durum olmalı… Ama gerçek…İYİ Parti girdiği ilk seçimlerde iddia ettiği hedefleri tutturamamıştı… İktidar partisi tabanından umulan oy gelmemiş, MHP'den ve kısmen de CHP'den gelen oylarla yüzde 10 alınmıştı… Parti önümüzdeki seçimlerde oyunu mutlaka yükseltmek mecburiyetinde… Aksi hâlde izahı zor bir durum oluşacak, MHP'den 'iktidar' ümidiyle çıkılan yolculuk, daha doğrusu MHP yönetiminin iktidar istemediği gerekçesiyle çıkan isyanlı yolculuk yara alacak…Bu durumda iki seçenek ortaya çıkıyor: Ya tıpkı iktidar partisi gibi sahaya en ağır toplarını sürecek ve oylarını yükseltmeye çalışacak ya da CHP'yle ittifak yapacak…CHP'yle ittifak olmazsa eğer, İYİ Parti kimleri belediye başkan adaylıkları için sahaya sürmelidir? İktidar partisinin ağır topları 'Bakanlar' ise İYİ Parti'nin ağır topları kimlerdir? Cevap çok net: Ankara, İstanbul, İzmir ve diğer büyükşehirlerin ilk sıralardan milletvekili seçilenlerdir…
…***
Cevher İlhan 20 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “OHAL haksızlıkları giderilmeli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Meclis’e “sağlıkta şiddeti önleme yasası” perdesinde OHAL KHK’leriyle ihrâç edilen doktorların ve tıp uzmanlarının SGK ile anlaşmalı özel sağlık kurumlarında dahi çalışmalarını engelleyen tartışmalı maddenin -mahalli seçimler öncesi- kamuoyundan gelen yoğun tepkiler üzerine metinden çıkarılması, başta üniversitelerde çalışmalarına izin verilmeyen akademisyenlerle öğretmenler olmak üzere diğer mesleklerdeki yüz binlerce KHK’zedenin mağduriyetini gündeme getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Vakıa şu ki 15 Temmuz sonrası “topyekûn tasfiye furyası”nda OHAL KHK’leriyle “mensubiyet, iltisak ve irtibat”la kamudan ve özel sektörden atılan yüz binlerin mağduriyeti sürüyor.
Ne var ki, yürütmenin yargıya tâlimat verdiği, hukukun siyasî mülâhazalarla fedâ edildiği, iktidar mensuplarının ve yüksek yargı başkanlarının ikrarıyla yargıya güvenin dibe vurduğu vartada, toplumda yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının bütünüyle askıya alındığı endişeleri yaygınlaşırken, hukuku ve adâleti hiçe sayan emrivakiler devam ediyor.
Yargısız infazla insanların derdest edildiği vetirede, Cumhurbaşkanı’nın “at izi it izine karışmış!” dediği karambolde “iktidara ilişik medya”da bile “soruşturmalara şâibe bulaştırılıp sulandırıldığı” ikazlarına karşı, OHAL sonrası en azından söz konusu hukuksuzluklara son verilmesi beklenirken, hâlen yüz bini aşkın başvuru içinde ancak üç binini vazifesine iâde eden “OHAL komisyonu” gibi bariyerlerin dayatılmasıyla adâletin tahakkuku geciktiriliyor.
Özetle, vatandaşların bin bir emekle hak kazandıkları mesleklerini icra hakları ellerinden alınırken, özel sektörde çalışmaları da engellenen on binlerin “ağaç kökü yesinler!” merhametsizliğiyle ortada bırakılmasıyla âileler açlığa mahkûm edilmiş.
Ve ne yazık ki, AKP iktidarında hukukun temel kurallarının başında gelen “suçu ispatlanıncaya kadar herkesin mâsum ve suçsuz olduğu” ve “suçun şahsiliği” esaslarını çiğneyen adâletsizliklerle yüz binlerin hak ihlâlinin sona erdirilmesi için hâlâ ciddî bir çaba yok.
Bu yüzden, hukukçuların yakınmasıyla, “hukukun 12 Eylül döneminden bile daha kötü duruma düştüğü ve kimsenin güvende olmadığı”; toplumu çürüten muhbirliğin, tehdidin, şantajın, suiistimalin, istismarın, “itirafçılar”ın, “gizli tanıklar”ın meydan aldığı bir sosyal felâket hükmediyor.
Hâsılı, OHAL sona erdiği halde haksız ve hukuksuz uygulamaları devam ediyor.
Gerçek şu ki haklarında herhangi bir yargı kararı olmadan asılsız sahte ihbarlarla, hukukta hiçbir değeri olmayan “istihbarat raporları” jurnalleriyle, tek kelime savunması alınmadan yargısız infazla yüz binlerin işinden edilmesinin, on binlerin tutuklanıp içeri atılmasının hiçbir hukukî izâhı yok. Bu açıdan, hâlen “terörle mücadele kapsamında” yapılan, hukuksuz ihrâç ve tutuklamaların, tutuklu yargılamaların mâkuliyeti olmadığı gibi mâşeri vicdanı tatmin eden bir izahı da bulunmuyor.Bundandır ki iktidar, artık hukuk ve adâletin tecellisine odaklanmalı. OHAL KHK’lerinin sebep olduğu haksızlık ve geniş mağduriyetlerin telâfisine çalışmalı.
…***
Kemal Öztürk, 20 Kasım tarihli Yenişafak gazetesinde, “Yerel seçimlerin yeni dinamikleri”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“Yerel seçimlerle, genel seçimlerin birbirinden çok farklı dinamikleri olduğunu biliyorsunuz. Buna değişen sosyolojinin yeni dinamiklerini ve sürekli değişken haldeki politik psikolojinin farklılıklarını da eklemek gerekiyor.Bu yazıyı, daha çok politika yapıcıların, başkan adaylarını belirleyen karar vericilerin ve kanat önderlerinin dikkatine sunmak isterim. Bir seçmenin oy kullanırken neye göre oy verdiği konusu, hem siyasetçilerin hem de siyasal iletişimcilerin en çok üzerinde durduğu meseledir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Buna, ‘seçmenin oy verme davranışı’ denir. Geleneksel olarak seçmenlerin davranış biçimleri yıllardır benzerlik arz eder. Kişisel kanaatime göre, son zamanlarda bu seçmen davranışlarında büyük değişiklikler oldu. Genel seçimlerde seçmenin daha çok ekonomiye bakarak oy verme davranışını belirlediği söylenir. Doğrudur. Ancak bu değişti. Genel seçimlerde artık seçmenin oy vermesini etkileyen ilk unsur güvenlik kaygısıdır. Bunun tipik örneğini, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde gördük.
Peki yerel seçimlerde seçmen davranışı nasıl şekillenecek?
Burada yeni olan şey, son 16 yılda tüm seçimleri kazanan AK Parti tabanında bir değişimin olduğudur.
7 Haziran’da AK Parti’yi iktidardan eden ve 1 Kasım’da iktidara getiren % 9’luk seçmen kitlesinin içinde, kentli muhafazakâr seçmenin hatırı sayılır bir yekûn tuttuğu söylenebilir.
Aynı seçmen tabakası 24 Haziran seçimlerinde de benzer bir davranış göstermiş, AK Parti ve Erdoğan oylarında farklılık yaratmıştır. AK Parti’nin doğurduğu, desteğini aldığı ama aynı zamanda yanlış yaptığında eleştirisine maruz kaldığı, seçmen kitlesi budur.