Kasım 21, 2018 11:22 Europe/Istanbul

Yenişafak: ABD Kandil'e ilaç gönderdi

Star:

CHP, Öztürk Yılmaz’ı ihraç etti 

Milli gazete:

AKP İl Başkanı Nihat Hatipoğlu'nun adaylığını açıkladı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan, 21 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, "Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı…"başlıklı yazısını okuyyucularla paylaşıyor.

"15 Temmuz Hâdisesi sonrası OHAL KHK’leriyle dayatılan adâletsizlik ve hukuksuzlukla çifte standartlı uygulamalar, suçsuz insanların gözaltına alınıp, aylardır iddianâmesi yazılmayanların halen tutuklu kalması, adâlete güveni tümüyle yok edip toplumda derin travmalara sebebiyet veriyor.Aslında kırılgan süreçte dayatılan haksızlıklarla sözkonusu davalarda dönen “milyon dolarlık borsa” dolapları bazı iktidar partisi vekilleri ve kalemşorlarınca da ikrar edilmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Mevzubahis davalarda mahkûmun “önem” derecesine ve parasına göre serbest kalma mâliyetinin belirlendiğini, kiminden 100 bin, kiminden bir milyon, kiminden on milyon TL istendiğini bildirip, “pazarlıkla rüşvet çarkının devreye sokulup paranın bölüşüldüğü”nü söylemişti. 

Kısacası durum, Diyanet İşleri eski Başkanı’nın, “İnsanlar çıkarları, konumları, hesapları uğruna her türlü iftirayı atıyor, her yolu meşru görüyor. Artık ‘FETÖ’cülük’ bir ‘maymuncuk’ gibi, herkesin konumunu güçlendirmek için ötekine doğrulttuğu bir silâh olmuş” yakınmasıyla özetlenmişti.

Ancak bütün bunların araştırılıp gereğinin yapılması yerine, hükûmet ve iktidar partisi sözcülerince karambola getirildi. Ayyuka çıkan “görevi kötüye kullanma ve rüşvet suçlamaları”na dair bu fevkalâde vahim “suç duyuruları”na başta Adalet Bakanlığı ve HSK olmak üzere ilgili merciler sessiz kalırken, her defasında olup bitenler geçiştirildi. 

İşin özeti, hukukun siyasî mülâhazalara fedâ edilmesiyle tam bir adâletsizlik hükümfermâ.

En son İzmir’de “FETÖ borsası”na dair, bu davaları üstlenen “savcılara yakınlıkları”nı söyleyip yayan bazı işgüzârların, tutuklu bazı işadamlarının serbest bırakılmaları için “parasal ilişki kurdukları sanıklara soruşturmalarda avantaj sağladıkları”na ve soruşturmalar sürecinde servetlerindeki artışa dair haberler bunun son tezâhürü.

Bu arada, “darbe girişimi”nde yer alıp hâlen yargılanan ve müebbet alan “darbeciler”in birinci derecede yakınları, “suçun şahsîliği var” gerekçesiyle, büyükelçi, rektör ve müsteşar olarak üst düzey görevlere atanırken, sahte ihbarlarla, gizli “istihbarat raporları”yla kamudan ve özel sektörden ihrâç edilen 100 binler, yargısız infazla tutuklanan on binlerle ikinci ve hatta tamamen ilgisiz yakınları hukukta hiçbir değeri olmayan “irtibat ve iltisak”la haksızlığa ve hukuksuzluğa uğratılıyor. Hukukun temel kurallarının başında gelen “suçun şahsîliği” hiçe sayılarak, eşler, kardeşler işlerinden atılıyor; babalar, anneler, kayınvalideler ve dedeler dahi suçlanıp tutuklanabiliyor. 

Bundandır ki bu çifte standartlı vaziyetin vahameti için, iktidara yakın kimi insaflı yorumcular ciddî uyarılarda bulunuyorlar.

Türkiye’de “tutuklanma gerekçeleri” için son yıllarda hukuk literatürüne giren tuhaflıkları sayan Yıldıray Oğur’un “hukukta ilkesizlikler”e ilişkin, “Ya herkes için hukuku savunacağız ya da herkes için eşit bir şekilde hukuksuzluğu savunacağız. Fikir özgürlüğünde eşitliği içimize sindiremezsek, tutuklanmakta eşitliğe razı geleceğiz. İktidarlar değişir ama hukuk, demokrasi, özgürlük sorunları değişmez” değerlendirmesi kayda değer.

Yine bu süreç için “Türkiye’de yargı probleminin en çarpıcı örneklerle ortaya çıktığı bir dönem” analizini yapan Ahmet Taşgetiren’in “yargının özel misyonlar yükleyip adaletten başka arayışlara girmesi, iktidara yakın medyanın ‘iktidar böyle istiyor’ düşüncesiyle peşin yargılamalara başlaması” tehlikesini nazara vermesi çarpıcı. (a.g.g., 19.11.18)

Yine aynı gazeteden Mustafa Karaalioğlu’nun “delil olmadan dava açmama kuralı, tutuksuz yargılamanın önceliği, örgüt bağı olmadan insanları örgüte dahil etmeme usulü ya da tek başına sadece fikrini söylediği için soruşturmaya tabi tutulmama garantisi”ni sayarak, “ortada ciddi bir iddia bulunmadığı halde” yapılan “suçlamalar”a dikkat çekerek, “hukukla tatbikat arasında açılan makası kapatalım artık” çağrısı önemli.

Türkiye kanayan yara haline gelen ve topluma kan kaybettiren bu vartadan artık çıkmalı. Yine demokrasi ve hukukla…  

…***

Özlem Albayrak, 21 Kasım tarihli Yenişafak gazetesinde, "Erken bir seçim analizi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye yerel seçim sathı mailine girdi. Gerçi henüz sadece aday adaylıkları belirlendi, bu yazının yazıldığı saatlerde adayları kamuoyunun dikkatine sunulan tek parti MHP’ydi. Henüz yani siyaset arenasında ciddi bir hareket yok, ama sosyal ve konvansiyonel medyalarda isim tahminlerine, üç büyük şehir totolarına çoktan başlandı bile."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Elbette Türkiye’nin sosyolojisi siyaset sosyolojisi kitaplarında anlatılanlarla açıklanabilir durumda değil. Bölge bölge, sınıf sınıf, cemaat cemaat, motivasyonlar farklı, hassasiyetler farklı, öncelikler farklı. Normal şartlarda, yerel seçimlerin, genel seçimlerden farklı olması, ilk üç tercih nedeninin partilerin aday tercihleri, mevcut yerel yönetimden memnuniyet durumu ve ekonomi olması gerekirken; Türkiye’de bu durum tersine dönebiliyor; önceliği ekonomi, ülkenin beka sorunu ve ideoloji alırken; yerel dinamikler ikincil durumda kalabiliyor.

Elbette her iki durumun da, hem iktidar hem de muhalefet için avantajlı tarafları var.

Kişisel anketimden çıkan sonuçlar ise şöyle: Suriyeliler konusunda yıllardır yapılan tezviratlar, CHP üyelerinin de dönem dönem yaptığı ajitatif paylaşımlarla katıldığı yalanlar büyümüş. Önceden sadece Şişli civarında yolda yürürken kulağınıza çalınan homurtular, giderek şehrin periferisine de yayılma emaresi göstermekte. Hükümet kanadının, ciddi bir stratejik halkla ilişkiler çalışmasıyla, bu konudaki ortak kanaat kemikleşmeden kamuoyu bilgilendirmesi yapması gerekiyor...

İkincisi, AK Partili belediyelerden memnuniyet oranının bundan sözgelimi 15 yıl öncesiyle aynı olmadığı, kıyaslanabilir bile olmadığı ortada. Bunu sadece bendeniz değil, araştırma sonuçları, bizzat AK Partililer de teslim ediyor. Öte yandan alternatifler de ortada.

MHP’nin güçlü olduğu şehirler var ama sonuçta bir kitle partisi değil. CHP de aynı durumda ama görece kitle partisi yakıştırması yapsak bile, ideolojik konformizm sayesinde parmaklarını kıpırdatmayı bile başaramıyorlar, CHP’nin ayağa kalkabilmesi için sadece bakış açısı değil zihniyet dönüşümü gerekiyor; zira ellerindeki belediyeleri asla kaybetmiyor, yenilerini de neredeyse istemiyor gibi gözüküyorlar… HDP’nin durumu da belli, terör örgütüyle organik bağı sürdükçe Türkiye partisi olma yolunda bir şansı olmayacak… Saadet Partisi’nin ise, bir alternatif olabilmesi için, tüm kırgın, kızgın, küskün muhafazakar seçmenin ilgisini çekebilmesi; Kürtlerden de, bir kısım ülkücülerden de oy alabilmesi gerekiyor ki, böylesi bir durum gerçek bir patlama anlamına gelirdi.

...***

Esfender Korkmaz, 21 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Üretim de tüketim de düştü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Türkiye İstatistik Kurumu,  Eylül ayı perakende satış endekslerini açıkladı. Aylık olarak … Eylül ayı mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sabit fiyatlarla perakende satış endeksi, bir önceki aya göre yüzde  4.6 oranında azaldı.Yıllık olarak … Takvim etkilerinden arındırılmış, sabit fiyatlarla  2015 bazlı perakende satış hacmi endeksi Eylül 2017 yılında 112.4 iken Eylül 2018 yılında 110.5' geriledi. Yüzde 3.4 azaldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu sene ilk 8 ayda bu endeksler geçen senenin üstünde seyretti. İlk defa Eylül'de geçen senenin altına geriledi. Eğilime bakarsak düşme devam edecektir.

Aslında Türkiye'nin nüfusu da her yıl yüzde 1.20 oranında artıyor ve de talebe yansıyor. Bu artışa rağmen satışlar geriledi. Öte yandan; Üretimde de gerileme yaşıyoruz.

Üretimde yıllık gerileme … TÜİK'in verilerine göre,  Eylül ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir yıl öncesine göre yüzde 2.7 oranında düştü.

İmalat sanayiinde düşme ise daha yüksek yüzde 3.2 oranında oldu. Merkez Bankası imalat sanayiinde Ekim ayı kapasite kullanım oranını da  açıkladı. Geçen sene yüzde 79.7 olan kapasite kullanım oranı, yüzde 5 .4 oranında düşerek, bu sene yüzde 75.4'e geriledi.

Öte yandan sermaye malı üretiminde yüzde 4.1 oranında düşme de, yatırımlardaki gerilemeyi gösteriyor.

Özetle, üretimde ve yatırımlarda gerileme, düşük büyüme ve durgunluk demektir. Mart seçimleri için siyasi iktidar yine bütçeden para dağıtarak, KOBİ ve esnaf kredilerini artırarak, konut satışlarına destek vererek, vergi indirimlerini devam ederek, ekonomiyi bir süre götürebilir. Ancak popülist politikalar her zaman topluma getirdiğinden daha fazla  götürmüştür.