Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: MHP ile ittifak pazarlığında gündeme gelen illerin AKP teşkilatlarında sıkıntı yaşanıyor.
Yenişafak:
12 gözlem noktası Türkiye’ye tehdit
Evrensel:
Demirtaş: AKP, AİHM kararına karşı ‘işi bitirme’ arayışlarını hızlandırdı.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 23 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Hukuk bizi bağlamaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş ile ilgili olan son kararında bazı yeni hususları da içeren ilginç saptamalar var. Dilerseniz Demirtaş’ın başvurusunda reddedilen hususlardan başlayalım. Her şeyden önce, mahkeme davacının dosyaya erişimde sorun yaşadığı yolundaki şikâyetini inceleyerek reddetmiş ve burada bir ihlal bulunmadığına hükmetmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aynı şekilde, Demirtaş’ın tutuklanmasına itirazını da reddetmiş, tutuklama için makul şüpheler bulunduğundan, tutuklamaların da bir ihlal oluşturmadığı kararına varmıştır.
Ama bu karara karşın, Demirtaş’ın ilk tutuklamada makul şüpheler olsa bile sonrasında tutuksuz yargılanması gerektiğine hükmetmiştir.
Ülkemizde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinden hareketle, “katolog suçlardan olduğu” klişesine dayandırılarak verilen tutukluluk halinin devamı kararlarını AİHM birçok kez ele almış ve bu tutumun bir ihlal oluşturduğuna hükmetmiştir.
Son karar bu açıdan bir yenilik getirmiyor.
Yeni olan husus, ülkedeki gergin siyasi iklimin özellikle olağanüstü hal rejimi altında, ulusal mahkemelerin bazı kararlarını etkileyecek bir ortam yarattığını ve bu bağlamda yargı makamlarınca Demirtaş ve genelde muhalif seslere karşı sert bir tutuma yönelindiğinin kararda ileri sürülmesidir.
Avrupa İnsan Hakları komiserinin gözlemlerine dayandırılan bu saptamada ilk kez AİHM Türkiye’de yargının bağımsız ve tarafsızlığını bu kadar ciddi bir biçimde sorgulamış oluyor.
Yine yeni olan bir husus, geçerli gerekçelere dayanmadan uzatılmış ve infaza dönüştürülmüş olan tutuklamanın sürmesi sonucunda, seçilme ve seçme haklarının ihlal edilmiş olduğu saptamasıdır.
Demirtaş’ın keyfi olarak uzatılan tutukluluk hali yüzünden milli irade tarafından seçilmiş olduğu parlamentonun etkinliklerine katılmasının engellenmesiyle, seçilme hakkı ihlal edilmiş olduğu gibi, seçtiği kişinin keyfi tutuklamayla yasama çalışmalarına katılamamasıyla, ona oy vermiş olan vatandaşın seçme hakkı da ihlal edilmiş olmaktadır.
Bu durumda, infaza dönüştürülen tutukluluk milli iradeyi de zedelemiş oluyor.
AİHM kararının iktidar kanadında bir bomba etkisi yarattığı söylenebilir. Öyle ya! Adalet Bakanı “AİHM iç hukukun bir parçasıdır” derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan gayet açık ve net konuşmuştur:
-AİHM kararı bizi bağlamaz!
Türkiye’yi kıyısından bucağından birazcık olsun tanıyanlar, bu iki açıklamadan geçerli olanın Tayyip Bey’inki olduğunu bilirler.
“AİHM kararı bizi bağlamaz!” ne demektir diye soracak olursanız , bunun anlamının “hukuk bizi bağlamaz” olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.
Evet, Türkiye Sayın Tayyip Erdoğan’ın iktidarı döneminde AİHM kararlarının kendini bağlayacağını belirten metne imza koymuş ve buna uygun olarak anayasada düzenleme yapmak yolunu tutmuştur.
Bu durumda AİHM kararları beni bağlamaz demek, hukuk beni bağlamaz demekle aynı kapıya çıkmaktadır.
Devlet bireyler ve kurumlar üzerinde yaptırım uygulayan, güç kullanan bir aygıttır. Bu gücün korkutan, sindiren, susturan, içeri tıkan, öldüren bir terör girişiminden farklı olmasını sağlayan tek etken ise, onun, temel hak ve özgürlüklerin özüne saldırmadan kullanılmasının, yönteminin ve sınırlarının hukuk ile çizilmiş olmasıdır.
…***
İhsan Çaralan, 23 kasım tarihli Evrensel gazetesinde, “Demek ki, yürüyecek kendi yolları kalmamış!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir ay kadar önce, bizzat Bahçeli ve Erdoğan, “Yerel seçimlerde ittifak yapılmayacağı”nı çok kesin bir dille ilan etmişlerdi. Ama önceki gün bu iki şahsiyet, Saray’da bir araya gelerek bu sefer de “Yerel seçimlerde bir ittifak yapacaklarını” ilan ettiler!Görüşmenin Erdoğan’ın davetiyle yapılması, Bahçeli’nin görüşmenin gündemini soran gazetecilere, “Gündemi davet edenin belirleyeceği” biçimindeki yanıtı açıkça gösteriyor ki, “yerel seçimde ittifak” Erdoğan’ın (AKP’nin) ihtiyacı olarak gündeme gelmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bahçeli, “Cumhur İttifakı”nın gerekçelerini sayarak başlattığı “yerel seçim ittifakı”nda, İstanbul’da aday çıkarmayacaklarını daha baştan ilan ederek Mersin, Adana ve Manisa gibi illerde ise AKP’nin MHP adaylarına destek vermesini beklemişti.
Ne var ki AKP yönetimi, büyük ölçüde Erdoğan’a rağmen bu ittifakı reddetmiş, “Biz büyük partiyiz, bütün belediyelerde aday çıkarmalıyız” gerekçesini öne sürerek, Bahçeli’nin ittifak girişimini geri çevirmişti.
Ama aradan geçen bir ayda bir şeyler değişmiş olmalı ki, şimdi Erdoğan, bir ay öncesine göre Bahçeli’nin öne süreceği “yeni şartları” da kabul etmek zorunda kalabileceği ittifak için, masaya oturmuş bulunuyor.
Evet, Saray’da yapılan görüşmenin ayrıntıları henüz bilinmiyor, ama şunlar artık biliniyor:
Adaylık başvuruları eski yıllara göre çok olmasına karşın bunların “düşük profilli adaylar” olduğu, Erdoğan’ın teklif götürdüğü kimi kişilerin adaylığı reddettiği, dahası kendi yaptırdığı anketlerde AKP’nin oy oranının tarihinin en kötüsü olması gibi etkenlerin Erdoğan’ı Bahçeli’yle yeniden masaya oturmaya ittiği...
Bahçeli’nin masaya davet edilmiş taraf olarak, bir ay öncesine göre elinin çok güçlendiği isteklerini ona göre yükselteceği, yerel seçimde AKP-MHP ittifakının geldiği bu aşamada herhalde herkesin artık tartışılmazıdır.
Elbette ki Bahçeli-Erdoğan arasındaki bu yeni ittifak aşaması, sadece yerel seçimde değil, bundan böyle ülkenin yönetiminde de MHP ağırlığının artacağı anlamına gelecektir. Çünkü Erdoğan, 24 Haziran seçiminde Cumhurbaşkanlığını MHP oylarıyla alırken, AKP de Mecliste yasa çıkarma gücünü ancak MHP desteği ile sağlayabilmektedir.
Şimdi de Erdoğan ve AKP’si, yerel seçimde dramatik bir yenilgiye uğramamak için MHP’ye muhtaç olduğunu kabul etmiş bulunmaktadır.
…***
Esfender korkmaz, 23 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşsizlikte kritik yıl”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İşkur verilerine göre, İşkur'a kayıtlı işsiz sayısı 2017 Ekim ayında 2 milyon 612 bin iken, 2018 Ekim ayında 3 milyon 215 bine yükseldi. Bu demektir ki, geçen senenin ilk 10 ayına göre bu senenin ilk 10 ayında, işsiz sayısında artışın 603 bin olduğunu gösteriyor. Oysaki TÜİK'in Ağustos ayı verilerinde geçen seneye göre bu sene işsiz sayısındaki artış, 266 bindir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu çelişki kısmen, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların işkura başvurmaları nedeni ile, kısmen de TÜİK' in ilan ettiği işsiz sayısındaki artışla izah edilebilir. Zira Türkiye İstatistik Kurumu iş arama kanallarından birine başvurmayanları işsiz saymıyor.TÜİK İşsizliği; ''Hiç bir işte çalışmamış kişilerden iş aramak için son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 15 ve daha yukarı yaştaki fertler işsiz nüfusa dahildirler'' şeklinde tanımlıyor ve bu uygulamada Avrupa İstatistik Ofisi, Eurostat'ın işsizlik tanımını kullanıyor.Türkiye'de iş aramada çoğu defa geleneksel yöntemler kullanılıyor. Eş-dost vasıtasıyla iş aranıyor. Bu nedenle TÜİK iş aramayıp çalışmaya hazır tanımını yapmak zorunda kalıyor. Hükümetin ve Uluslararası kurumların tahminlerinden daha yüksek bir işsizlik oranı yaşayabiliriz.İşsizliğin artacağını gösteren faktörlere gelince; Yaz ayları, Turizm ve Tarım'da istihdamın yüksek olduğu aylardır. Kışın işsizlik oranı artacaktır ve tahminen fiili işsiz sayısı 6 milyon, fiili işsizlik oranı da yüzde 18 olacaktır. Ekonomide durgunluk artıyor… Toplam talepte ve üretimde gerileme var. 2019 büyüme oranı eksi olarak bekleniyor.Eylül ayında, bir yıl öncesine göre sabit fiyatlarla perakende ticaret, yüzde 3,4 oranında geriledi. Elektrikli ev aletleri ve mobilyada ise yüzde 27.6 oranında geriledi.Elektrikli ev aletlerine talep kriz dönemlerinde düşer.Eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre, toplam sanayi üretim endeksi yüzde 2.7 ve imalat sanayi üretim endeksi de yüzde 3.2 oranında düştü.Tüketici Güven endeksi Kasım ayı verilerine göre, tüketici önümüzdeki 12 ay için ekonomik durumda kötüleşme bekliyor. Ekonomik durum beklentisinde 2017 yılı kasım ayında 87.1 olan güven endeksi, bu kasımda 77.4' e geriledi. Tüketicinin güveni düştü. Kötümser beklenti içindedir.