Kasım 26, 2018 10:38 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: İstinafa ‘anayasal suç’ uyarısı

Yenişafak:

41 il mesaisi

Milli gazete:

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu: Biz batı hayranı değiliz. Değerlerimiz Batı’dan üstün!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre kongar 25 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Demirtaş ‘yıldırım hızıyla’ yargılanabilir mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cuma günkü yazımda, AİHM’in Demirtaş kararına karşı, iktidarın, eleştirilen “uzun tutukluluk” halini sona erdirmek için, “yıldırım hızıyla” bir yargılama yapıp, tutukluluğu mahkûmiyete çevirmesi olasılığından ve bu olasılığın hukuk sistemimizi altüst edeceği için başvurulmaması gereken çok kötü bir yöntem olduğundan söz etmiştim. Uluslararası yargıçlık görevi de yapmış olan değerli hukukçu Prof. Rona Aybay, bu olasılığı da irdeleyen ikinci bir mektup daha yollamış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Demirtaş’ın ‘tutukluluk’ halinin sona erdirilmesi için, ‘yıldırım hızıyla’ yargılanıp ‘mahkûm’ edilmesi” söz konusu olmaz diyemem!.

Bu tür “açıkgözlülükler”in ve “kurnazlıklar”ın hukuk uygulamasında hiç yeri yoktur denilemez elbette. Ama bunlara başvuranlar, gerçek hukukçuların saygı duyacağı insanlar değildir.

Ayrıca olayda, AİHM kararını, böyle küçük oyunlarla “boşa düşürmek” iç politikada “günü kurtaran” başarılar gibi görünse de; uluslararası düzeyde Türkiye’nin saygınlığını zedeler.

Anımsarsın, bizim kuşakların Medeni Hukuk derslerinde, Hocaların “objektif hüsnüniyet” dedikleri bir kavram vardı. Şimdiki dille doğru olarak “dürüstlük” denilen bu kavram günümüzde yürürlükte olan Medeni Kanun’un 2. maddesinde şöyle anlatılmaktadır:

“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.”

Bu, sadece Medeni Hukuk alanında değil, hukukun her dalında geçerli olan; hukukun temel ilkelerinden biridir.

Nitekim, Antlaşmalar Hukuku konusunda, Viyana Sözleşmesi (1969) madde 27’de de, bir uluslararası sözleşmenin uygulanmasında “dürüstlük” kuralına uyulması gerektiği belirtilmiştir.

Özetle, “kurnazlık ve açıkgözlülük”le içeride “siyasal başarı” kazanılmış gibi olur belki ama; uluslararası planda Türkiye’nin saygınlığı ciddi yara alır. Görevleri, uluslararası düzeylerde Türkiye’nin haklarını ve çıkarlarını savunmak durumunda olan diplomatlarımız zor durumlarda kalır.

…***

Hasan Öztürk, 25 kasım tarihli Yenişafak gazetesinde, “Cumhur İttifakı… Jestler, beklentiler, beklenmedikler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yerel seçimler için geri sayım sürüyor. Antalya’da MHP lideri Devlet Bahçeli başkanlığında partililer yerel seçim kampındaydı. İstanbul’da ise Cumhurbaşkanı Erdoğan 40 il belediye başkan adayını açıkladı.Sayın Bahçeli, “Cumhur İttifakı”nın yerelde de devam ettirme iradesi konusunda net cümleler kurdu. Cumhur İttifakı’nın karşısında yeniden kurulma aşamasına gelen “Millet İttifakı”na bazen dozu yükselen ses tonuyla “zillet ittifakı” diyerek yüklendi. “Türkiye’nin beka sorunu karşısında üzerimize düşeni yapıyoruz” dedi. Karşı ittifakı eleştirirken Cumhur İttifakı’nın devamı konusunda “koşulsuz destek”ten söz etti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Konuşmasının sonunda MHP’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’de aday göstermeyeceğini söyleyerek Ak Parti’ye jest yaptı.

Bu jeste, İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nden cevap gecikmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının hemen başında, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye Cumhur İttifakı’na olan bağlılığını bugün bir kez daha beyan ettiği için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi ve ekledi, “Biz de AK Parti olarak ülkemizin ve milletimizin beka mücadelesinin en önemli dayanak noktalarından biri olarak gördüğümüz ‘Cumhur İttifakı’na bağlılığımızı buradan tekrar beyan ediyoruz. Sayın Bahçeli’ye önümüzdeki seçimlerde, İstanbul, Ankara ve İzmir’de aday çıkarmayarak AK Parti’yi destekleme kararı için de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.”

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ da “Biz de bazı illerde fedakarlık yapabiliriz” açıklamasında bulundu.

Cumhur İttifakı’nın yerelde handikapları var. Buna rağmen dün iki partiden karşılıklı jestler geldi. Devamını pazartesi ve salı günü daha da çok görebiliriz.

Umarız ve dileriz ki yerelde de bir ittifak inşa edilebilir. En azından bazı iller ve ilçeler ölçeğinde. İstanbul’daki aday tanıtım toplantısı öncesinde Haliç Kongre Merkezi’nde kulis yapanlara, ayaküstü analizcilera, aday adaylarına kulak misafiri oldum.

Atmosferi solumaya çalıştım. Olup biteni anlamaya çalıştım.

Bir gün önce İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediye başkan adaylarının da bu toplantıda açıklanacağına yönelik bilgiler gelmişti.

Ancak ne olduysa geceki görüşmeler sonrasında bu üç büyük şehrin adayının açıklanması salı gününe belki de Arjantin ziyareti sonrasına kaldı.

İşte bu yeni duruma ilişkin bilgi, Haliç Kongre Merkezi’ne ulaştığında coşku biraz düştü.

“Neden 3 büyük şehrin adayları açıklanmıyor” sorusunun peşine düştüğümüzde ise birkaç gerekçenin kulaktan kulağa yayıldığını gördük.

En doğrusunu elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onunla önceki gece görüşenler biliyor. Ama “İlk defa böyle bir belirsizlik söz konusu” diyen bir Ak Partilinin sözlerini duydum.

Sadece duyduğum, öğrendiğim, hissettiğim ve gözlemlediğim kadarıyla Ak Parti’nin ilk aday tanıtım toplantısına yansıyan hava üzerinden birkaç başlıkla yaşananları özetlemek isterim.

*Ak Parti’nin içinde bir grup var ki hala Cumhur İttifakı’ndan hazzetmiyor.

*Bazı adayların “adaylıkları” konusundaki ısrarcı tutumları, rahatsızlık boyutuna ulaşmış durumda.

*Bazı adayların, “belediye başkanlığı”nın dışında başka beklentilerinin de olması şaşırtıyor.

*“Partim varsa ben varım” düsturunu unutan ya da ihmal eden aday adaylarının tavrı sorgulanıyor.

*Ak Parti içindeki bir takım farklı ekiplerin rekabetinde belaltı vuruşlar yadırganıyor, ama çare bulunamıyor.

*Mayıs 2017’deki Ak Parti Kongresi’nden bu yana onlarca defa, “kibir, gurur” üzerinden eleştirilerini tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu eleştirilerine kulak tıkayanların hala varlığı devam ediyor.

*Aday adayları arasındaki rekabette centilmenliğin unutulması, “taraflar arasında”ki gerginliği artırıyor.

…***

Fatih Çekirge, 25 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bahçeli’nin üç il kararı dengeleri nasıl değiştirir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP ve İYİ Parti’nin “işbirliği hazırlığı”... HDP’nin örtülü desteği... İstanbul’da AK Parti’yi zorlayacak bir ihtimali kulislere taşımıştı.Konuşuluyordu...Doğrusu ben de merak ediyordum.“‘Cumhur ittifakı’nın göz göre göre İstanbul’da risk alması mümkün müydü?”Değildi elbette...Çünkü İstanbul riski Türkiye siyasetinde en azından psikolojik sonuçlar doğurabilirdi...İstanbul başlı başına bir güç. Bir siyaset merkezi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Türkiye seçmen haritasının çok önemli bir bölümü... Sanıyorum CHP ve İYİ Parti de son ana kadar AK Parti ve MHP yönetiminin kararını bekledi. Ve Bahçeli benim de tahmin ettiğim kararını açıkladı.

Şimdi soru şu:

- MHP’nin özellikle İstanbul ve Ankara’da aday çıkarmaması, oyları İYİ Parti’ye kaydırır mı?

Çünkü orada da HDP faktörü çok ciddi bir etki yaratacaktır.

Yani “milliyetçi oyların” İYİ Parti’ye gitmesi, “HDP ile sandıkta işbirliği” söylemiyle karşılanacaktır.En azından stratejik mücadele bu boyutta sürecektir.  Bütün bunları değerlendirdiğimizde... MHP Lideri Bahçeli’nin üç ilde aday çıkarmayacaklarını açıklaması özellikle İstanbul ve Ankara’da dengeleri AK Parti lehine değiştirir.

Elbette Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın karizmasının getireceği artı oylar var. Benim tahminim, Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisiyle kendi arasındaki oy farkını kapatmak için özellikle meydanlarda olacaktır... Şimdilik adayların etkisi üzerinde durmuyorum. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki... Devlet Bey’in açıkladığı karar, kulislerde konuşulan “AK Parti için risk var” ihtimalini çok düşürmüştür...

Denge İstanbul ve Ankara’da “cumhur ittifakı” lehine dönmüştür.

Tabii İzmir’de farklı bir durum var.  Adayın önemi çok yüksek...

MHP’nin Ankara’da aday çıkarmaması yepyeni dengeler yaratıyor.

Burada bir Melih Gökçek faktörü var... Yani... Bir süre önce Devlet Bey’in Melih Gökçek’le ilgili övücü sözlerini hatırlayın. Sonra Gökçek’in “Onur duydum” karşılığını... Tahmin ediyorum, MHP’nin Ankara’da aday çıkarmamasında Gökçek’in önemli bir rolü olmuştur. Nabız yokladığım kulislerden iki sonuç çıkıyor:MHP ile AK Parti arasında Ankara’da iyi bir koordinasyon olacaksa... Ve bunu Bahçeli’nin Gökçek’le ilgili övücü sözlerinden anlıyorsak. O koordinasyonu Gökçek yapabilir.. Yakın çevresinden edindiğim izlenime göre Mustafa Tuna aday olursa Gökçek gönülsüz olacaktır... Bu elbette bir psikoloji... Çünkü Tuna ile Gökçek arasında seslendirilmeyen soğuk rüzgârlar estiği zaten biliniyor. Gökçek’in gönlünde Mehmet Özhaseki’nin adaylığı var... Ve bir de şu gerçek... Osman Gökçek Ankara’dan bir ilçeden aday yapılabilir...  Bu durumda Melih Gökçek daha bir yürekten çalışacaktır.Biliyorum ki Melih Başkan artık yakın çevresine şöyle diyor: “Bizim başkan adaylığı sezonumuz bitti. Çok şükür yıllarca Ankara’ya hizmet ettik ve yaşımızı aldık.”

Sonuç olarak Ankara açısından bakarsanız... Sözünü ettiğim Gökçek faktörü...AK Parti ile MHP arasında önemli bir stratejik hattır...