Kasım 27, 2018 09:52 Europe/Istanbul

Milli gazete: AKP teşkilatlarında aday çatlağı

Yenişafak:

Türkiye ile Katar arasında dev iş birliği

Cumhuriyet:

Tabanda işbirliği hedefi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 27 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Hangi devlet depo basar?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Modern devletlerde kartelleşme için alınacak önlemler; devletin  piyasaya doğrudan  girerek ve /veya gerekli yasal ve yönetimsel önlemleri alarak, rekabetin önünü açması şeklinde  anlaşılır.Türkiye Küresel süreçte 2002 yılına kadar kısmen, 2003 sonrasında ise bu günkü siyasi iktidar tarafından tamamıyla dışlandı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Piyasada oligopol yapılar oluştu. Blok yoluyla özelleştirme sonucu devlet tekelleri yerine yabancı özel tekeller geçti. Sıcak para girsin diye spekülatif sermaye kontrol dışında tutuldu. Banka ve kredi kartlarında faiz oranları tespit yetkisi Merkez Bankasına verildi. Geçen seneye kadar kredi kartları faizi, mevduat faizinin iki ve üç katıydı. Bütün bankalar azami faizde anlaşarak kartelleştiler. Yani devletin kendisi kartelleşme  yarattı.

Gelişmiş ülkelerde de devletin düzenleyici işlevi olmazsa piyasa rekabeti sağlayamaz. Buna piyasa başarısızlığı diyoruz.

Piyasa başarısızlığı, eksik rekabet, dışsallıklar, kamu malları ve asimetrik bilgi akışı yüzünden piyasa işleyişinin aksamasıdır. Asimetrik bilgi akışı, piyasada bir tarafın diğerine göre daha iyi veya daha fazla bilgi sahibi olmasıdır. Bilgi Asimetrisi, istediğinin tersine bir seçim, ahlaki risk ve temsil sorunu gibi sorunlar yaratabilir. Eksik bilgi sahibi olanlar yanlış kararlar verebilir. Haksız rekabet oluşur.

Refah ekonomisi yaklaşımına göre, piyasada rekabet şartlarının iyi işlemesi ve fiyat mekanizmasının iyi çalışması halinde piyasada bireyler kendi çıkarlarını maksimize edecektir. Bu durumda toplumsal refah ta maksimize edilmiş olacaktır.

Yine refah teorisine göre, piyasada aksama olursa, devlet müdahalesi ile bu aksaklık düzeltilebilir. Ferdi ve toplumsal refahı artırmak için devletin piyasaların işlemesini sağlayacak müdahaleleri yapmak, gerekirse piyasa dışı önlemler alması gerekir.

Piyasanın etkin çalışması için, marjinal sosyal faydanın marjinal sosyal maliyetin üstünde olması veya eşit olması gerekir. Negatif dışsallıkların olmaması gerekir.

Uygulamada ise, oligopol piyasa yapıları, monopolleşme ve tekelleşmenin olması ve kurumsal yapıların yetersiz olması nedeniyle piyasa etkinliği gerçekleşmiyor. Devletin dışlandığı ve tamamıyla piyasa kurallarına bırakılmış ekonomilerde, söylediğimiz nedenlerden dolayı da Pareto etkinliği sağlanamıyor.

Prensip olarak savunma hizmeti gibi tam kamusal malları devlet üretir. Devletin ve özel sektörün ürettiği, hem özel hem de sosyal faydası olan, eğitim ve sağlık gibi yarı kamusal malların üretiminde, piyasa bu malların özel faydasını dikkate alarak kaynak ayırır. Sosyal faydasını dikkate almadığı için gereğinden daha az kaynak ayırmış olur.

Bu anlamda Türkiye çok önemli sorunlar yaşamaktadır. Bir örnek; Telekom altyapısı özelleştirildi. Tüketici, internet gibi araçları daha zor ve daha pahalı kullanıyor. Bir başka örnek SEKA'nın özelleştirilmesidir. SEKA'yı alan Özel sektör, 2012 yılına kadar aşırı değer kazanmış olan TL nedeniyle üretim yerine ithalatı tercih etti. 2018 ve önceki birkaç yıl öncesinden başlayarak, TL değer kaybedince bu defa ithalat pahalı geldi ve kağıt kıtlığı yaşandı.

Piyasa başarısızlığını en aza indirmek için, devletin piyasaya rekabet altyapısı sağlaması ve kurumsal yapıyı geliştirmesi gerekiyor. Bu becereyi gösteremeyen iktidarlar da depo basar.

...***

Mustafa Yalçıner, 27 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, " Güç kimde: Soğanda mı faizde mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Önce ekonominin yavaşladığını kabul eden Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, “Hazinemiz bu kadar güçlü olmamıştı” diye açıkladı. Nerede gücü hazinenin? Faiz ödemelerine ayrılmış milyarlarda mı? Bütün yeni yatırımlar durdurulmuş. Sadece tamamlanacak yatırımlara para ayrılmış. Hepsi hepsi 65 milyar! Faize ise 117 milyar. O “güçlü” hazinenin yüzde 75’i faiz ödemesine gidecek. Ne yani, “güç” faizde mi?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:

...***

Milletin parasının “stoklandığı” yer, yerli-yabancı faizcinin, yani mali oligarşinin cebi olmuş, Bakan “güçlü hazine”den bahsediyor. Faizciye, tekelci kapitalist para babalarına bunca faiz ödenmesi hangi kitapta yazıyor? Milletin vergilerinin istiflenip stoklanarak faizciye yedirilmesine ne ad takmalı? Hani “reis” faize karşıydı?

Stok demişken, bakanlığın soğan üreticisinin depolayıp stokladığı soğanların “ele geçirilmesi”ndeki olağanüstü “başarılı operasyonlar”dan bahsetmemek olmaz.

Soğan, patates, pancar... Üreticinin toprakla aylarca uğraşarak çoğu durumda emeğinin karşılığını bile alamadığı bilinir. Üretici ürünlerini genellikle yok pahasına aracıya, tekelciye, tüccara kaptırır. Fındıkta da böyledir. Çayda da. Soğanda da.

Yüzde 100’lere varan zamlar yapılır. Elektriğe, suya, gaza, mazota. Bütün tarım girdilerine de. Sonra göstermelik yüzde 10’luk indirim. İşçi, kamu emekçisi, köylü ve kentli küçük üretici... Hangisi rahat bir nefes alır? Pazar dönüşü hiçbiri filesini dolduramaz. File gittikçe küçülür. Emeğiyle geçinmeye çalışan herkes alım gücünün düştüğünü bilir.

Ya soğancı? O ne yapsın? Üç ay boyunca toprağı sürmüş, ekmiş, 3-4 günde bir sulamış, çapasını yapmış ve sonunda tarlada olgunlaşan soğanı kurumaya bırakmış ve tabii ki büyük bir heyecan ve umutla toplamaya başlamıştır. Çoluk çocuğuyla topladığı kesindir. Zamlar vurmuş, ummadığı harcamalar yapmıştır. Sıra emeğinin karşılığını almadadır. Hiçbir malın fiyatı olduğu yerde durmamaktadır. Devlet elektriğe zam yapar da o fiyat artırmak istemez mi? İster ama ne kadar dayanacaktır? Gider soğanını tüccara kaptırır. Soğan üreticisi depo tutacak parayı nereden bulsun?

Haydi kaptırmamış olsun. Kim malını iyi fiyata satmak istemez?

Ama izin yoktur! “Ekonomik kriz yok” diyorlar ya! Gelsin polis, jandarma baskınları! Soğanla soğancı neredeyse “vatan haini” ilan edilecektir! Stokçu mu arıyorsunuz? Yanı başınızda duruyorlar. Başlayın operasyona! İşte faizcilerin istifledikleri para stokları! Banka kasaları alın terinden elde edilmiş stoklarla dolu!

...***

Saygı Öztürk, 27 Kasım tarihli Sözcü gazetesinde, " İstanbul, işte böyle bir başkan istiyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasi partilerde belediye başkan adaylarını belirlemede sona yaklaşılıyor. Anketler, yoklamalar, mevcut başkanlardan daha önce vaatlerini gerçekleştirme durumu dahil bir çok konu araştırılıyor. CHP'de bazı aday adayları “Önseçim yapılsın” dese de olmayacak. Şu ana kadar CHP il yönetimlerinden 18'i, “Temayül yoklaması yapılsın” yani parti üyelerinin önüne sandık konulsun, aday adayları için oy kullansın önerisinde bulundu. Temayül yoklaması yapıp yapmamaya da CHP Parti Meclisi karar verecek. Ancak İstanbul'da sandık kurulması da hiç düşünülmüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer evriyor:

...***

CHP İstanbu İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, yapılan çalışmalar ve ortaya çıkan görüşleri aktarmak için dün, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'na son bilgileri aktardı. İstanbul'un 39 ilçe belediyesi var. Başkan seçimleriyle ilgili parti yönetiminin görüşleri alınıyor, bunlar örgütün eğilimleri olarak genel merkeze bildiriliyor. Bundan sonrası parti meclisinin, genel başkanın kararına bağlı. İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Örgütümüzün talebi, olabilecek en doğru isimleri belirlemek” diyor, üyelerin önüne önseçim sandığı ya da temayül yoklaması sandığı koyup koymamaktan çok başka yöntemler üzerinde de duruluyor. İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusunda AKP ile oylarımız başa baş” diyor ve şunları ekliyor: “Kamuoyu çalışmalarımız, kullandığımız değişik yöntemler AKP'li belediyelerden memnuniyetsizliği ortaya koyuyor. Hangi durumda ölçümleme yaptıysak, AKP'de önemli bir gerileme olduğu anlaşılıyor. Halen, 39 ilçeden 14'ünde CHP'li başkanlar var. Araştırmamızda, bu ilçelerimizi seçimde koruduğumuz gibi buna en az 4 ilçe daha ilave edeceğiz. 5 ilçede de oylarımızda önemli ölçüde artış bekliyoruz. Sonuçta, Büyükşehir Belediye Başkanlığını halka vereceğiz.