Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: NATO Türkiye için özgür olmayan ülke dedi
Yenişafak:
CHP-İYİ Parti ittifakında 3 büyükşehir krizi
Karar:
İşsizlik Fonu’ndan devlete katkı artacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay 28 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yerel yönetim mi Saray’dan yönetim mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Gündem, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde hangi partinin gözü kimin adayında, ittifak-nifak dengesi nasıl kurulacak sorularına kilitlendi. Hafta sonu gelişmeleri gösterdi ki, pilav daha çok su kaldıracak. Bugün AKP iktidarı döneminde yerel yönetimlerin ne hale getirildiğini sütuna yatıralım. AKP, kendince “sorunlu” gördüğü bir alana dalıyor, işine geldiği gibi değişiklikler yapıp, bunu “devrim yaptık” diye satıyor. Baktı ki devrim iyi sonuç vermemiş, hemen yanlış yerlerini değiştiriyor; buna da devrim diyor. Kendi yaptığı yanlışı düzeltme devrimi!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor: ...***
AKP 2014 yerel seçimleri öncesinde 1255 belediyeyi kapattı, köyleri ve dolayısıyla köy muhtarlıklarını kapattı, mahalle muhtarı yaptı. İl genel meclislerini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
Bu adımlar ne sonuç verdi? Kapatmalardan sonra 16 milyon kişi belediyesini yitirdi. Yakındaki başka bir belediyeye bağlandı. Köylerin kurum olarak kalkmasıyla birlikte köy malları talan edildi. Köyler imarda, altyapı bedellerinde il ilçe merkezlerindeki uygulamalarla karşı karşıya kaldı. Bunu kaldıracak maddi gücü olmadığı için zor duruma düştü. Göç nedenlerine bir madde daha eklendi. Türkiye’de köylerde yaşayanların sayısı 5 milyona düştü. Bunun başlıca sonuçlarından biri, tarımdaki çöküştür. Köyü ayakta tutacak ortak bağlar kalmadı. Örneğin, 130 kadar köyü olan İzmir’in Bergama ilçesinde merkeze 90 kilometre uzakta mahalle var. Eskiden köy statüsünde kendi yağı ile kavrulabilen, kendi bütçesi olan bu köyler mahalle olunca çöpün toplanmasından cenaze işlerine kadar her şeyi ilçe merkezinden bekler duruma geldiler.
AKP, iktidarının ilk yıllarında yerinden yönetimi savunurken pek çok alanda olduğu gibi burada da tersini yaptı. Halen 1398 belediye var. Kabaca 60 bin kişiye bir belediye başkanı düşüyor. Fransa’da 36 bin belediye var. Her 2 bin kişiye bir belediye başkanı düşüyor. AKP, tıpkı parlamento gibi yerel yönetimlerin de ruhunu bozdu. Köy muhtarları tüzel kişiliklerini kaybederken sadece Saray’dan Türkiye’ye hitabette salonu doldurmak için gerekli hale geldiler. AKP’nin geçen dönem kaldırdığı belde belediyelerinin ardından, 31 Mart’ta gerekli gücü elde etmesi halinde ilçe belediyelerini de kaldırmaya hazırlandığı konuşuluyor. Kapalı kapılar ardındaki olana göre, ilçe belediye başkanlıkları şube müdürlüğüne dönüştürülecek.Yerinden yönetim mi, merkezi yönetim mi tartışmalarının ardından bütün bunların ötesinde bir anlayış yarleşiyor: Saraydan yönetim!
...***
Fatih Polat 28 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, " Sandıktan ben çıkmazsam, sana huzur yok!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Erdoğan’ın siyasi yükselişinde bir yerel seçim ciddi öneme sahip: 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Melih Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu bu seçimlerde Erbakan’ın liderliğindeki Refah Partisi 28 ilde seçimleri kazanmıştı.O seçim sonuçlarını etkileyen önemli bir faktör de, binaları art arda bombalanan DEP’in seçimlerin bir meşruiyeti kalmadığını açıklayarak çekilmesiydi. İktidardaki Tansu Çiller’in liderliğindeki Doğru Yol Partisi’nin 27 Mart 1994 seçimlerinde oy kaybı yaşaması da dikkati çeken bir başka özellikti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugün gelinen noktada ise, iktidarını korumak için MHP ile ittifakı önceleyen ve o dönem Çiller’in DEP’e karşı yürüttüğü seçim stratejisini, bugün HDP’ye karşı yürüten bir Erdoğan ve partisi var. DBP’li belediyelere kayyım atanması, HDP’nin üzerindeki baskının sürekli kılınması, seçimlerden sonra yeniden kayyım atanabileceğinin açıklanması, Çiller ile hısımlık içeren politika pratikleri.
AİHM’in kararına rağmen Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmaması için direnilmesi ise hepsinin üzerine tüy diken bir gelişme oldu. Bu yazı yazılmadan kısa bir süre önce de, SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden ve HDP eski milletvekili Mülkiye Birtane’nin de aralarında olduğu çok sayıda sendikacı, siyasetçi, avukat gözaltına alınmıştı.
Bir yerel seçime giderken normalde, siyasi partilerin yerel yönetim politikaları ve hizmet anlayışları konuşulması gerekirken, HDP’li belediyelerin seçildiği kentlere yeniden kayyım atanabileceği, HDP ile ittifaka ya da seçim işbirliğine giren partilerin “terör örgütü ile ittifak” yapmış olacağı gibi söylemler, iktidarın ve ittifak ortağı MHP’nin stratejik seçim propagandası olarak devrede ise orada ciddi bir siyasi zehirlenme halinden söz etmemiz gerekir.
Seçimlere az bir zaman kala bu yaklaşımın sosyal karşılıkları iktidar cephesi açısından sadece muhtemel oy kazancı bakımından bir anlam ifade ediyor. Peki, sokaktaki anlamı ne? Gazetemizin Diyarbakır bürosundan arkadaşlarımız Fırat Topal ve Orhan Kurul, bu sorunun yanıtını Diyarbakır sokaklarında aradılar. Esnaf Mesut kentlerinden kayyımın aday gösterilmesi konusunda şöyle diyor: “Zaten kayyım, bir de aday olmuş. Burada kimse oy vermez. 20 korumayla gezen belediye başkanı mı olur? Belediye girişinde arama noktası var. İnsanlar daha belediyeye rahat girip çıkamıyor, bir de niye oy versin? Evet, yol, kaldırım çalışması yapmış. Bunu kim yapmıyor ki? HDP’nin çıkaracağı aday karşısında şansı yok. Zaten yine kaybederse kayyım atayacaklarını söylediler. Ne diye aday gösteriyorlar ki?”
Diyarbakır, Erdoğan’ın kayyım politikasının oy karşılığını test ettiği en önemli kent. Seçimlerden sonra bunun sonucu göreceğiz. Ancak kimin seçilip seçilemeyeceğinden de bağımsız olarak ortada duran net bir gerçek var. HDP’ye oy verecek olan seçmene iktidar, bu tavrıyla ‘Boşuna oy verme, oyun boşa gidecek. Ama en azından bana verirsen hizmet ve iş şansın olabilir’ demiş oluyor. Yani Diyarbakır’da HDP’ye oy vermeyi düşünen bir seçmenseniz, sandıktan en azından sizin için ne çıkmayacağı şimdiden belli. Huzur çıkmayacak. Belki oy verdiğiniz HDP kazanacak ve bunun sizin açınızdan AKP’nin kayyım politikasından tutun, bölgede yaşanan birçok baskıya karşı bir yanıt ve kendi siyasi iradene sahip çıkmak gibi hiç küçümsenemeyecek bir manası var. Ama iktidar şimdiden size mutsuzluk, huzursuzluk vaat ediyor.
Böylesi kutuplaşmış bir seçim platformunda AKP’nin, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirleri de elinde tutabilmek için ‘terörle mücadele’ söylemini bir ‘ittifak savar’ olarak nasıl kullanacağını göreceğiz. İşaretleri de verildi zaten.
...***
Çiğdem Toker, 28 Kasım tarihli Sözcü gazetesinde, " Ekonomiye büyük operasyon"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Partili Cumhurbaşkanı'na bağlı ekonomi yönetiminin bir süredir üzerinde çalıştığı konut sektörünü kurtarmaya; bunu yaparken de bankacılığa destek sağlamaya dönük operasyon planına ulaştık. Operasyon, farklı tip menkul kıymetlerin bir dizi karmaşık işlemden geçirilerek Merkez Bankası marifeti ve Hazine tahvil piyasası üzerinden likidite sağlanmasını hedefliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Üzerinde uzun düşünülüp ince ince örülmüş plan, son derece teknik aşamalardan oluşuyor. Mali, sermaye piyasası aktörlerine, ekonomiyle ilgili kamusal kurumlara rol verilen operasyona Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) öncülük ediyor.
BDDK'nın 15 Kasım 2018 tarihli Kurul Kararı, bankacılık sektörüne Başkan Mehmet Ali Akben imzasıyla duyuruldu. Operasyonun sistemini kuran bu kararın can alıcı unsuru ise şu: BDDK, portföyünde Varlığa Dayalı Menkul Kıymet bulunduran bankalar için bu kıymetlere uygulanan risk ağırlığını 0'a (sıfır) indirdi. Risk ağırlığı, bankaların sermaye yeterlilik oranı hesabında önem taşıyor. Gerçekten de BDDK kararı dikkatli okunduğunda bu adımın, konut sektörünü kurtaracak birbirine bağlı adımlar arasında en kritik eşik olduğu ortaya çıkıyor. Karara göre Sıfıra düşürülen yeni risk ağırlığı uygulaması bir yıl içindeki ihraçlarla sınırlı olacak.