Aralık 01, 2018 09:36 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Erdoğan istediği belediyeye para aktarabilecek

Evrensel:

Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi için yapılan başvuru reddedildi

Yenişafak:

Bir haftada 41 PKK'lı etkisiz hale getirildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz, 30 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yine mi kutuplaştırma?!”başlıklı yazısını okıuuyucularla paylaşıyor.

“Bir ay önce “Yerel seçime ayrı gireceğiz” diyenlerin şimdi yeniden ittifaka sarılmaları, işin zora girdiğini görmelerinin getirdiği bir mecburiyet olarak yorumlanıyor.Bunun anlaşılır bir mantığı var. Ayrı girseler kaybedecekler.Ancak bu ittifaka biçtikleri misyonla bunu ifade ediş tarzlarının, bazı iktidar yorumcularını bile hayli rahatsız ve tedirgin ettiği görülüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İki parti arasındaki konjonktürel bir ittifakı “millî bekanın ve geleceğin güvencesi” olarak niteleyen söylemler için “Siyaseti yok edecek veya sıkıştıracak bir töhmete dönüşmesin, siyasî rekabeti ortadan kaldırmasın, ötekileştirip toplumsal kopmalara yol açmasın” uyarıları yapıldı.

Ama görünen o ki, bunlara kulak verilmeyecek. Kendi ittifaklarını böyle “kutsayan”lar, yeni bir kutuplaştırma kampanyası açıp, karşılarında kurulması muhtemel muhalefet ittifakını ihanet ve terör destekçiliği ile suçlamaya başladılar bile.

Ne oluyoruz? Seçim mi yapıyoruz, savaş mı? Sandıkta neyi oylayacağız? Yeni dönemde yerel yöneticilerin kimler olacağını. Çok partili sisteme geçildikten bu yana defalarca yaptığımız gibi. Bunu bir savaşa çevirmenin mantığı ve izahı ne?

Ne demek “Onlar başarılı olursa iç savaş çıkarabilirler?” Bu ne biçim lâf? İktidarıyla muhalefetiyle seçime katılan partiler legal değil mi? İçlerinde legal olmayan ve “terör siyaseti ile iç savaş tahrikçiliği” yapan varsa, yolunu baştan kesin. Tüm muhalefeti şaibe altında bırakmanın âlemi var mı?

Demokraside seçimi kazanmak da var, kaybetmek de. “Biz kazanırsak demokrasi! Onlar kazanırsa iç savaş!” Böyle birşey olabilir mi!

Umalım ki, bu söylem, iktidar fetişizmine kendisini iyice kaptırmanın fanatik meczubiyetiyle sınırlı münferit bir hezeyan olarak kalsın.

Ötesi, demokrasiyi de, birlik beraberliğimizi de, iç barışı da, millî beka ve geleceğimizi de tehdit eden çok büyük bir tehlikeye işaret eder: Millî iradeyi sadece kendisine verilecek oylarla tanımlayan anlayışın doğurduğu bir Frankeştayn canavarı. Siyaset hırsıyla “muhalefete muhalefet” üzerinden yapılan iç savaş tahrikçiliğine ve provokasyonlara asla müsamaha edilemez, edilmemeli.

…***

Mehmet Faraç, 30 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kemal Bey'in elindeki dosyalar!..”başlıklı yazısını okuyucularla apylaşıyor.

“Mustafa Sarıgül ne zaman sıkışsa medyadaki arkadaşlarını devreye sokuyor ve başlıyor bir zavallıca pohpohlama...Oysa "Düğün evinin tefçisi, ölü evinin yasçısı" kitabını okumayanların aklama çabaları havanda su dövmekten öteye gidemiyor... Neden mi peki?..Sarıgül, 2009'da DSP'den belediye başkanı olduğunda mecliste 9 CHP'li ve 8 AKP'li üye vardı. Diğerlerinin tamamının DSP'li arkadaşları olması Sarıgül'ün elini kolaylaştırdı!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İşte o dönemde Sarıgül sinsi bir planı devreye soktu ve belediye meclisinin yetkilerini alarak, Şişli Vakfı'na bağlı Şişli Meslek Okulu'nu kurdu..."Belediyenin işi midir okul kurmak" demeyin, çünkü o okul neredeyse Türkiye'nin en zengin eğitim kurumu oldu!.. Nasıl mı?..Kuruluş için bir gayrimenkulün olması gerekince Sarıgül, Şişli Belediyesi'ne ait Odesa Bulvarı'ndaki 6 katlı, 2450 metrekarelik bir binayı "bedelsiz" olarak okula verdi!..Kuruluş izni, Şişli halkına ait milyonlarca dolar değerindeki binanın "usulsüz" satışıyla alındı ama okulun mütevelli heyeti başkanı da olan Sarıgül durmadı...Şişli'de 18 katlı belediye binasını da 30 yıllığına ve "bir lira bedelle" veren Sarıgül bununla da yetinmedi.Sarıgül, Atatürk Oto Sanayi'de bulunan 11 katlı, 30 bin metrekarelik binanın yanısıra tamamı Şişli halkının malı olan çok sayıda arsa ve binayı da "bedelsiz" olarak kendi kurduğu okulun malı yaptı ama kimse de, "kimin malını kime veriyorsun" diye sormadı...

Gelelim Sarıgül'ün yolaçtığı skandalın sonrasına...400 milyon TL bütçesi olan Şişli Belediyesi'ne ait çok sayıda bina Sarıgül'ün okuluna devredilince ne yazık ki çoğu çürümeye terk edildi!..En az "500 milyon dolarlık mal varlığı"nı meclis oyunlarıyla kaybeden Şişli Belediyesi kira kayıpları nedeniyle de kendi bütçesinin en az on katı zarara uğratıldı...Sonunda Şişli Belediyesi'yle birlikte yurttaşlar yargıya başvurdu ve Sarıgül, binaların iadesi için açılan davaları kaybetti... İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki dava dosyalarında şok edici bilgiler var...Bilgi Üniversitesi'ne yine Sarıgül'ün verdiği binanın iadesi için açılan davayı da belediye kazanınca, konu Yargıtay'a taşındı...Ana muhalefetin "kurumsal" oyunun yüzde 65'in altına düşmediği, yani herhangi bir partili aday yapılsa bile rahatlıkla kazanılacak bir ilçe için, "Sarıgül aday olmazsa CHP kaybeder" gibi gülünç ötesi yazılar yazanlara sormak lazım;Sarıgül'ü aday yapma tuzağına düşülürse; AKP'liler Kemal Kılıçdaroğlu'nun elinde olan dosyaları CHP'yi sarsmak için kullanmaz mı, ileride belediyeye kayyum atanmaz mı?..En önemlisi de, adeta kurtarıcı (!) diye komik yazılarla pazarlanan Sarıgül neden Şişli'nin yakınındaki Kağıthane'den aday olmuyor acaba?

…***

Kemal Öztürk, 30 Kasım tarihli Yenişafak gazetesinde, “Muhalefet eksikliği kime yarar, kime zarar?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her partinin seçimlere hazırlanırken güçlü bir motivasyonu vardır. Mesela iktidar partisi elindeki gücü kaybetmemek, iktidarda kalmak için motive olur. Kadrolarını ve seçmenlerini de buna göre motive eder.Muhalefet partisi de gücü ele geçirmek, iktidar olmak için motive olur. Kadrolarına ve seçmenlerine bu yönde güçlü mesajlar verir. Genel siyaset kuralı budur.AK Parti, iktidar partisi olarak her seçimde bu güçlü motivasyonu kurabiliyor. Yerel seçimlerde bile, gücü kaybetmemek ve iktidarı korumaya motivedirler. Tüm kadrolar ve seçmen bu yönde ikna edilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer evriyor:

…***

Peki muhalefet ne durumda?

Bana söyleyebilir misiniz, hangi muhalefet partisi iktidar olmak, gücü ele geçirmek için kuvvetli bir motivasyon içinde?

MHP, muhalefetten çekildi. İktidarın müttefiki ve bir parçası oldu.

İYİ Parti, iktidar olmak yerine MHP’yi siyasetten silmek için daha çok uğraşıyor. Amacı iktidar olmak değil de, Bahçeli’yle birlikte Erdoğan’ı devirmek sanki.

HDP: Kör ideolojisini sürdürmekten başka amacı, hedefi ve motivasyonu yok.

CHP bir seçim strateji kurarken nasıl iktidara gelirim diye plan yapmıyor. Nasıl CHP Genel Başkanlık koltuğunu korurum diye strateji kuruyor. CHP’nin en büyük rakibi kendi içinde. Ekip çekişmesine harcanan efor, iktidar partisiyle mücadeleye harcanan efordan daha fazladır.

Bir televizyon programında bu konuyu anlatırken, CHP içinden çok önemli bir isim mesaj attı: “Çok doğru tespitler… Bizim parti içinde yaşanan muhalefet, siyasi iktidarla yaşanan muhalefetten beter. O nedenle her seferinde kaybediyoruz.”

Doğrusu çok acı bir itiraf. Ama bu siyasetçi itiraf etmese de Türkiye’de herkes anamuhalefet partisinin bu halde olduğunu biliyor.

Dolayısı ile CHP’nin hiçbir zaman iktidara yürümek, ülkeyi yönetmek gibi bir derdi olmadı son 20 yıldır. Bu yüzden Türkiye’nin solunda her zaman bir parti krizi, genelinde de bir muhalefet sorunu vardır.

CHP içinde nedense herkes genel başkan olmak için motive olmuş durumda. Biraz popüler olan, biraz öne çıkan, hemen kurultay şarkısını söylemeye başlıyor. Mustafa Sarıgül, Muharrem İnce öyle olmadı mı? Şimdi de Öztürk Yılmaz meydan okuyor.

Kılıçdaroğlu oturduğu koltuğa giden yolu bildiği için, her kurultayda ve her seçimde buna göre bir strateji kurar. Bugüne kadar hep böyle genel başkan kaldı. Bundan sonra da orada kalmak için aynı taktikleri uygulayacaktır.

Seçim kaybetmek CHP’de önemli bir sorun değildir. Asıl iktidar CHP Genel Başkanlığı koltuğudur zannederler.

Fakat Kılıçdaroğlu sıkışmış durumda. Şöyle ki: Muharrem İnce aday olur, seçimi kazanırsa, 4 sene sonra kesin CHP genel başkanı. Hatta yeniden Cumhurbaşkanı adayı olur.Ancak başka birini aday yaparlar ve CHP yine İstanbul’u Ankara’yı alamazsa, bu kez İnce Kılıçdaroğlu’na açıktan savaş açar. Kurultay delegelerinin çoğu Kılıçdaroğlu’nun ‘tapulu adamı’ olduğu için kazanamaz. Ama CHP bu kez ya parçalanır ya da genel başkan değiştirir.