Aralık 02, 2018 10:35 Europe/Istanbul

Star: Erdoğan: Putin vizeler kısmi olarak kaldırılsın kararını verdi

Milli gazete:

Ortaklar Manisa, Isparta, Mersin, Adana ve Osmaniye’yi paylaşamıyor…

Yeniasya:

Madde bağımlılığında korkutan artış

Şimdi sie hafta içi köşe yazıları:...***

Remzi Özdemir, 1 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Başımıza inşaat çöktü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Evet başımıza resmen inşaat çöktü.Hasar büyük.Bu hasarın bedelini Türkiye büyük bir krizle ödüyor. Türkiye'yi 16 yıldır yöneten iktidar tek bildiği şeyi yapmaya devam ediyor.Ölümüne inşaat!Müteahhitler batıyor, şirketler konkordato ilan ediyor ama hükümet hâlâ Türkiye'nin inşaat sektörü ile ayağa kalkacağına inanıyor.İnşaat sektörü ile Türkiye büyüdü ama bu büyümenin ve zenginliğin tamamen sanal olduğu bir yılda ortaya çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

2 milyona yakın konut stoku ve milyarlık borçlar Türkiye'nin sırtında büyük bir kambur olarak duruyor.Hükümet bu inşaatçıları kurtarmak için yeni formüller arıyor. Merkez Bankası para basıp bu elde kalanları alacak. Böylece 5-10 inşaatçı iflas etmekten kurtulacak ama faturayı bütün Türkiye ödeyecek.Önce Türkiye şunu çok iyi anlamalı.Bugüne kadar yapılan tüm inşaatlar ve bunların arasında yollar köprüler de dahil kendi paramızla yapmadık. Alman'ın, Hollandalının ve başka ülkelerin parası ile yaptık.Amerika'nın parasal genişleme nedeniyle bol keseden dağıttığı ucuz doları biz fabrikalara değil toprağa gömdük.Büyük bir rant çıktı ortaya. 100 bin liralık ev ucuz kredilerle 300 bin lira oldu ama biz oturduğumuz evin değeri arttı diye sevindik. Oysa ortadaki artış sanal bir artıştı. Bugün başta İstanbul olmak üzeri Türkiye'nin birçok ilindeki emlak fiyatları geriliyor. Enflasyondan arındırıldığında ise ortaya ciddi kayıplar çıkıyor.Konut fiyatlarının düşmediği birkaç Anadolu şehri var onlar da yakında uyanırlar.Finansal okur yazarlığın olmaması nedeniyle krizi maalesef görmüyorlar ve halen fiyatların fırlayıp gideceğini bugün 300 bin liraya alınan evin bir yıl sonra 1 milyon lira olacağını sanıyorlar.Bunu halkın beynine sokanlar da yine bu işten rant sağlayanlardı.İstanbul'da yeşil bırakmayıp her yere lüks site yapan şirketler gazetelere ilan verirdi; lansman, yani tanıtım fiyatı diye. 1 hafta içerisinde aldın aldın, yoksa fiyat yüzde 10 artacak. Bir de utanmadan bir tablo verirdi. Şu ayda fiyat şu kadar artacak, şu ayda şu kadar.Sanalı gerçeğe çevirenlerYani her ay kafasına göre fiyatı yüzde 10 artırırdı.Bugün 100 bin lira verip aldığınız evin 3 ay sonra satış fiyatı daha inşaat bitmeden temel aşamasında bile 30 bin lira artardı. Vatandaş bunu kâr sayıp banka kredisiyle yatırım amacıyla bir konut daha alırdı.Konut hiçbir zaman gelişmiş ülkelerde yatırım aracı değildir.AKP ile birlikte başlayan bu yanlış düşünceyi bir yıl önce görüp elindekileri satıp nakide dönenler bugün gerçekten sanalı gerçeğe çevirip büyük bir servete kondular.Bizim vatandaş ise halen oturduğu apartmandaki satılık komşu dairenin fiyatını takip edip kendi evinin değeri ile mutlu olmaya çalışıyor.Türkiye'de konut fiyatları olması gerekenin çok üstünde.Bunu ben değil bu işin uzmanları söylüyor.Ama gazete ve televizyonlara baktığınızda her şey güllük gülistanlık ve yılbaşından sonra emlak fiyatları patlayacak.Kim diyor; inşaatı yapan müteahhit diyor, başka kim diyor; emlakçı diyor.Peki gazeteler ve televizyonlar neden bu konuyu öne çıkartıyor, çünkü onlar için en iyi reklam veren inşaatçılar.Her gün onlarca konkordato haberinin geldiği bir ülkede sanayici gazete ve televizyonlara reklam verecek değil ya.

…***

Ahmet Battal, 1 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “AKMHP’yi kim yönetiyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Uzunca bir süredir devleti AKP ve MHP koalisyonunun yönettiği açık. Defalarca yazdık.Bu ikilide “ideolojik siyaset” anlamında siyaseten etkili ortak AKP değil MHP’dir. Bunun böyle olduğunu da defalarca yazdık ve ispat ettik.O halde baştaki soruya cevap olarak “AKP’yi kim yönetiyorsa AKMHP’yi de o yönetiyordur” diyemeyiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bizce başlıktaki sorunun cevabı şu: MHP’yi kim yönetiyorsa AKMHP’yi de o yönetiyor!

Peki MHP’yi kim yönetiyor?

Bu soru hem MHP’ye oy ve gönül verenlerin ve hem de genel olarak memleket meseleleriyle ilgilenenlerin kafasını karıştırıyor. Şüphelerinde haklılar.

MHP’nin ve liderinin iki üç seneden bu yana AKP ve lideriyle ilgili tüm eski söylemleri bir kenara bırakarak koalisyon ortağı olması birilerine hep garip geldi. Oysa bu kendi içinde tutarlı bir tercihti. Neticede koalisyon.

Bu koalisyon kararını MHP adına kimin ya da kimlerin verdiği de hep sorgulandı. Bazıları “karar parti içinden verildi” dediler, bazıları da “bu kararda parti dışından ve hatta yurt dışından etkenler rol oynadı” dedi.

Biz de bu kararın memleket menfaatleri gerekçesiyle ve parti içinden verilmiş bir karar olduğu varsayımını geçerli saydık.

Son manevraya kadar da şüpheli de olsa bu fikirdeydik. Ancak gelecek mahalli seçimler öncesinde yapılan son manevra bizim de kafamızı karıştırdı.Bahçeli önce “bu seçimler için Cumhur İttifakı yok” dedi. Ama bir iki hafta sonra Bahçeli fikir değiştirdi ve gelinen noktada mahalli seçimlerde de fiilî bir Cumhur ittifakı oluştu. Birileri bunu vatan için tahttan feragat ve fedakârlık olarak görüp gösterdi. Birileri de bunu Bahçeli’nin pazarlık ve siyasî manevra kabiliyetinin bir yansıması olarak gördü ve gösterdi.

Kanaatimizce bu iki yaklaşım da isabetli değil. Zira Bahçeli, pazarlığını basın önünde ve “bir ileri bir geri” manevralarıyla yapacak türden bir siyasetçi değil. Üstelik bu konu MHP’nin bir iki il-ilçede daha belediye başkanlığı kazanmasını sağlayacak basit bir pazarlık ve bir manevra konusu da değil ve MHP’nin böyle bir “kazanç”a ihtiyacı da yok.O halde ne oldu da MHP mahalli seçim koalisyonu hususunda önce ak dediğine sonradan kara dedi? Üstelik biliyoruz ki “lider sultası” yönünden MHP AKP’den dahi daha “lidercil” bir partidir. Bu manevra aslında “MHP’yi kim yönetiyor” sorusunun da cevabını veriyor. Bu manevrayla anlaşıldı ki MHP partinin dışından yönetiliyor. Ve bu partiyi yönetenler her kim iseler devleti de –şimdilik- onlar yönetiyorlar. Hem de pazarlıkta Bahçeli’nin aldığından daha fazlasını alarak!

…***

Resul Tosun 1 Aralık tarihli Yenişafak gazetesinde, "İstanbul'u kim alır?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İstanbul’un devasa yapısını gördükçe bu büyük şehre su yetiştirmenin, çöpünü toplamanın, güvenliğini sağlamanın zorluğunu düşünüyor ve emeği geçenleri hep takdir ediyorum 44 yıldır İstanbul’dayım. Yetmişli, seksenli, doksanlı yıllardaki İstanbul’un çileli hayatınıbilirim. Suların akmadığını, çöplerin dağ misali yığıldığını, hatta çöp stoklarının patlayıp onlarca insanı katlettiğini, hava kirliliği sebebiyle şehirden kaçışın başladığını yaşayarak bilenlerdenim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Şurası bir gerçektir ki İstanbul, belediye hizmetinin ne demek olduğunu ancak Tayyip Bey’in başkanlığından sonra iliklerine kadar hissetmiştir. 

Şehir suya kavuşmuş, sokakları ve havası temizlenmiş, raylı sitemle, metrobüsle ulaşım bir hayli kolaylaşmış, şehir yeşile kavuşmuş, belediye sosyal tesisleri halka açılmış ve İstanbul şu anda Avrupa şehirleri arasında en iyi belediye hizmeti alan bir büyük şehre dönüşmüştür. 

Tayyip Bey’in şahsında somutlaşan belediyecilik anlayışı diğer siyasi partilerden seçilen başkanları da olumlu etkilemiş ve onları da vatandaşa hizmet etme yarışına sokmuştur. Dolayısıyla diğer partilerin başarısında da bu belediyecilik anlayışının payı bulunduğu bir başka gerçektir. 

Ancak çeyrek asır sonra belediyelerdeki personel ve bürokrasinin ilk zamanlardaki hassasiyetinin törpülendiği ve halkla ilişkilerde bir gerileme olduğu sezilmiş ki Başkan Erdoğan bu kez haklı olarak ‘gönül belediyeciliği’ üzerinde duruyor. Telefonu kapalı olan ya da cevap vermeyen birinin belediye başkanı olamayacağının altını çiziyor. 

AK Partili belediyeler kimi eksikleri veya hataları sebebiyle eleştirilebilirler/eleştiriliyorlar. Parti yönetimi de bu eleştirileri masaya yatırmış görünüyor. Ama seçmenin yapılan hizmetleri yok saymayacağını düşünüyorum. 

Özellikle 94’den önceki CHP belediyeciliği ile sonraki hizmetler kıyaslandığında seçmenin eleştirse de hizmet eden anlayışı tercih edebileceğini düşünüyorum. 

Ancak yaşı 35’in altında olanlar eski ile yeniyi mukayese etme tecrübesine sahip değiller. 

AK Parti’nin adayları özenle seçmesinin yanı sıra belediyecilik anlayışını ve hizmetlerini muhalefetin belediyeciliğiyle kıyaslayacak bir yöntem izlemesi geçmişi bilmeyen seçmeni etkileyecektir diye düşünüyorum.