Aralık 03, 2018 13:46 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Türkiye'den Fransa'ya seyahat uyarısı

Evrensel:

Denizli’de ihracat da işten atma da arttı

Yenişafak:

AK Parti'den 10 maddelik seçim manifestosu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz, 2 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Çözüm ifna değil, ikna”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’nin tek başına iktidarı kaybettiği 7 Haziran 2015 seçiminden hemen sonra tırmandırılan terör olayları, Türkiye’yi öncesinde bir numaralı gündem olan “çözüm süreci”nden tamamen uzaklaştırdı ve ardından terörle mücadelede başarının “etkisiz hale getirilen” terörist sayısıyla ölçüldüğü bir döneme girildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Oysa bunun çözüm olmadığını, tam tersine sorunu daha da kronikleştirdiğini defaatla tekrarladık. Ve asıl yapılması gerekenin öldürmek değil, yaşatmak ve kazanmak olduğunu ifade ettik. Bunun için de ifna değil, ikna timlerine ihtiyaç olduğunu vurguladık.

Çözüm sürecinin yürüyor göründüğü dönemde bunun başarılı, ümit verici denemelerinin yapıldığına dair haberler geliyordu.

Eğitimci, din adamı, psikolog, kanaat önderi, ikna eğitimi almış emniyet elemanlarından oluşan heyetlerin, evlâdı dağa çıkmış aileleri ziyaret ederek yaptığı ikna görüşmelerinden çok olumlu sonuçlar alınıyordu.

Ama maalesef bunların arkası gelmedi.

Gerek içeride, gerek sınırötesi operasyonlarda sadece “etkisiz hale getirme”ye odaklı bir terörle mücadele stratejisi hakim oldu.

Ancak son günlerde “ikna çalışmaları”na ilişkin haberler yeniden çıkmaya başladı.

Meselâ onlardan biri:

“İki yılda ikna operasyonlarıyla 723 terörist teslim oldu, bunların 282’si aileleriyle görüşülerek ikna edildi.” (Yeni Şafak, 21.11.18)

Aynı habere göre, 2018’de dağa çıkıp terör örgütüne katılanların sayısı 95’te kalmış.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Bu yıl teslim olan 343 teröristin 146’sı ikna yöntemleriyle dağdan indirildi” beyanı aynı haberi tamamlayan bir söz. (Akşam, 24.11.18)

Yine Soylu’nun “10 yaşındaki kızların dağa çıkmasını engelleyemezsem, aldığım nefes bana haram olsun” ifadesi de çok önemli.

…***

İsmet Özçelik 2 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, “Yeniden açılım hayal”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son dönemlerde ilginç gelişmeler yaşanıyor.“Açılım” sürecinin “Akil adamları” yine mesaide. Görevi kim verdi bilmiyorum. Ama toplantı toplantı geziyorlar. Londra, Brüksel, Ankara, Oslo, ... Buluşmalar için “Barışı gündemde tutmak” ifadesi kullanılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Öne çıkan kuruluş dikkat çekici. Demokratik Gelişim Enstitüsü,  Merkezi İngiltere’de. İngiliz istihbaratına yakınlığı konuşuluyor.

Başkanı da PKK’lı olarak bilinen Kerim Yıldız.

Kılıçdaroğlu da gitti, AKP’liler de. Eski bakanlar Taner Yıldız, Mehdi Eker, Efkan Ala, ... İlginç..! Bu toplantılar tartışılırken bir başka gelişme daha yaşandı. AKP İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı, Almanya’da “federal sistemi” incelediklerini duyurdu. Kavakçı sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “AK Parti Genel Merkez heyetimizle gerçekleştirdiğimiz Almanya temasları kapsamında Alman Federal Konseyi Bundesrat’ı ziyaret ettik ve ayrıca Federal Sistem hakkında bilgi alışverişinde bulunduk” dedi. Açıklama kafaları karıştırdı. “Açılım” sürecinde “eyalet sistemi” çok konuşulmuştu. “Eyalet sistemi” Başkanlık sistemi tartışılırken de gündeme geldi. Şimdi Binali Yıldırım için İstanbul “ayarlaması” yapılırken kulislerde yansıyanlardan huylananlar var. Belediye başkanına özel statünün “kişiye özel” olamayacağı vurgulanıyor. “Binali Yıldırım üzerinden Türkiye’ye yeni bir ceket mi giydiriliyor” endişesi yaşanıyor. Bu aralar federalizm tartışmaları yine hortladı. Özellikle “Gizli Amerikancılar” topa girme çabasında. 1980’lı yıllarda ABD’nin gündeme getirdiği, “Türkiye himayesinde Kürdistan” senaryoları yeniden piyasaya sürülmeye çalışılıyor. Üstelik de sahayı genişletmişler. Irak’ın kuzeyi, Fırat’ın doğusu, Cerablus, Afrin, ... “Bir koyup üç alma” havucu yeniden canlandırılmak isteniyor. ABD’nin bölge ile ilgili planları belli. Türkiye’yi Astana sürecinden koparmak için uğraşıyor. Bunun için taktik üstüne taktik deniyor. Ama başarı şansı sıfır..! Yerel seçimleri fırsat olarak görenler var. Seçimlerle birlikte yeniden “açılım” sürecine dönülmesini isteyenler bulunuyor. Adana’da, Mersin’de, ... Kürt oyları almak için vaatlerde bulunanlara rastlanıyor. “Gizli Amerikancılar” devrede. Ama boşuna..! HAYAL! Türkiye “Açılım” sürecinin faturasını pahalı ödedi. ABD planlarının sonunun felaket olduğunu yaşayarak gördü. Yapılan araştırmalar ortada. Türkiye’de ABD’yi düşman olarak görenlerin oranı yüzde 90. Halk artık ABD ile değil,Rusya’yla, İran’la, Çin’le, Irak’la, Suriye, ... ile dostluk istiyor. Yeniden “açılım”a dönmek hayal! Teşebbüs eden bedelini ağır öder. Çünkü Türkiye anında sırtından atar. İsteyen bir denesin! Türkiye bu sorunu çoktan aştı. Kararını verdi. Geri dönüş yok!

…***

Vedat İlbeyoğlu, 2 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “Bir ‘akil’, barış ve ‘ulusalcı’ denklemi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ağırlıklı olarak CHP ekseninin sağında pozisyon tutan ve milliyetçi tonajda yayın yapan Halk Tv’de sorumlu düzeyindeki üç gazeteci gündemi konuşurlarken söz MHP’ye geliyor. AKP’yle işbirliğinden dolayı eleştiriyorlar. Yakıştıramıyorlar! Şöyle diyor biri: “Bilmiyorlar mı AKP’nin yeni bir çözüm süreci hazırlığı içinde olduğunu, işte Oslo’daki son toplantı...” Efendim milliyetçi MHP’ye yakışmazmış bu? Saray yeni bir ‘açılım’ için egzersizler yaparken, MHP’nin bu durumu tam bir akıl tutulmasıymış, falan filan... Onlar bu muhabbeti yaparken, AİHM’in aldığı ve Anayasal olarak uyulması gereken Demirtaş kararı için “tanımayız” açıklaması bir kez daha tekrar ediliyordu devletin başı tarafından.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir gece ansızın Fırat’ın doğusuna... diye de ekliyordu sonra...

Sadece örnek verdiğimiz gazetecilerin değil, ‘Ulusalcı’ diye tanımlanan kesimlerin genel itibariyle aşamadıkları böyle bir açmazı var işte. Bu, garip bir ‘muhalefet’ tarzı. Üzerinde fazla durmayacağız ama gerçekten de garip. Malum, seçimlere hazırlanıyor bu muhalefet ve Kürt sorunu söz konusu olduğunda, bir tür  ‘Kürt seçmeni AKP’ye yakınlaştırma taktiği’nden bir adım öteye geçemiyor. AKP’nin Kürt seçmene yeni hapishaneler dışında bir vaadini duyamıyoruz ama bu ‘muhalefet’ sağolsun, gerekeni yapıyor zaten, “Kürt kardeş, yeni açılımın eli kulağında, az kaldı...” mealinde, ‘müjde’ veriyor! Sözde milliyetçi damara oynuyor ama bu çizginin kendiliğinden sonucu Kürtlerde AKP’den (varsa) beklentiyi tetiklemek oluyor.      

Oysa AKP, telaffuz bile edemez yeni bir çözüm sürecini, ‘Tek adam rejimi’nin mimarisine aykırıdır en başta. Ama mesele beklenti yaratmaksa, dediğimiz gibi, bu ‘muhalifler’ adeta AKP adına çalışıyorlar zaten!

Şu konuşulan Oslo toplantısı meselesi de öyle değil mi?

Efendim, içinde birkaç ‘Akil insan’ın (!) da bulunduğu bir grup, Oslo’da toplantı yapıp, Türkiye’deki ‘çözüm süreci’nin akıbeti ve ‘Akil insanlar’ deneyimi üzerine konuşmuşlar.

Gerçek siyaset tablosunu hiçe sayıp, bu toplantı fotoğrafından “eyvah, yeni açılım yolda!” mesajını çıkarıp sözüm ona AKP’yi sıkıştıracağını düşünmek için böylesi ‘ulusalcılardan’ olmak gerekiyor herhalde! Konumuz bu toplantının içeriği değil ama kayda değer bir özgül ağırlığının olmadığını anlamak mümkün. Ayrıntıya girmeyelim ama bizzat toplantıya katılanların anlattıklarına şöyle bir göz atmak bile yeterli zaten.

Diken’deki röportajında neredeyse ‘ev sahibi’ imajına oynamış olan katılımcılardan Ufuk Uras’ı geçelim. Hem sözkonusu röportajın tahrif edildiğini, çarpıtıldığını ve başlığı dahil, söylediklerinin tersi manalarla yansıtıldığını açıkladı. Uras’ı geçelim de onun (sanırız beğendiğinden olsa gerek) twitterda paylaştığı bir yazıya gelelim. Yazarı Yıldıray Oğur. Malum, iktidar kontenjanından ‘akil insan’dı o da. AKP-Cemaat koalisyonunun “genç siviller”indendi. Dönemin starıydı, parlıyordu. Ekranların değişmez simalarındandı. Tipik liberal işte, solun lafzını yaptığı ‘demokratik devrim’ bayrağı şimdi AKP-Cemaat iktidarının elindeydi!

Koalisyon dağıldı sonra, bazıları elendi, bazıları gözden düştü, gözlerden uzak kıyıda köşede sessizce idare etmeye başladılar. Genç sivilimiz de neye uğradığını şaşıranlardandı. Askeri vesayete karşı koalisyon ortaklarından biri askeri darbeye kalkışmış, diğerinin demokrasi ve özgürlük aşkı ise tek adam rejimine yol almıştı! Bu arkadaş da, rivayet odur ki, stratejik derinlikçi Davutoğlu’nun sempatizanları diye bilinen ‘itilmiş, kakılmış’ zevatla, Karar isimli bir gazetededir.

 ‘Çözüm süreci’nin neden akamete uğradığını anlatmayalım. Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in , TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na 9 Kasım 2016’da verdiği bilgilere bakılsın diyelim. Çözüm sürecine dair, “Olmadı, çünkü önlerine doğru düzgün bir yol haritası koyamadık...” diyordu Taner!