Aralık 04, 2018 10:56 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: "ABD, Suudi Prens'e karşı harekete geçmeli"

Aydınlık:

İtina ile enflasyon düşürülür

Star:

ABD Savunma Bakanı Mattis, Hindistan'ın S-400 alımına kaçamak yanıt verdi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz 4 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Kasım enflasyonu için sevinmek erkendir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Kasım ayında, enflasyon oranları Tüketici Fiyatları Endeksinde (TÜFE) yüzde 1.44 ve Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksinde ise (ÜFE) yüzde 2.53 oranında geriledi. Yıllık olarak TÜFE oranı  yüzde 21.62 ve Yıllık ÜFE oranı da 38.54 oldu.Kasım ayında, aylık enflasyon oranlarının eksi çıkması, ekonomide beklentileri olumlu etkileyecektir. Öte yandan TÜFE oranı çok uzun süreden beri ilk defa eksi değerde çıktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

TÜFE'nin eksi çıkmasında, hükümetin özel sektörle iş birliği yapmak suretiyle yürüttüğü enflasyon kampanyası etkili oldu.

Ekim ayında oluşan yüksek üretim maliyetlerinin piyasaya yansımamış olmasının bir diğer nedeni de, talebin düşük olmasıdır. Ancak devam etmesi mümkün görünmüyor. Aksi halde bu durum, artan üretim maliyetlerini üretici şirketlerin üstlenmesi demektir. Ki sonu iflastır. Bunun içindir ki enflasyonda bir süre daha artış olacaktır. Düşüşün devam etmesi mümkün değildir.

Genel ÜFE, imalat sanayinde ÜFE, ara malı ve enerji sektöründe ÜFE oranları hâlâ TÜFE oranından çok daha yüksektir. Bu durumda da maliyetlerin piyasaya yansıması ve TÜFE'nin artması kaçınılmaz görünüyor.

Yıllık TÜFE oranı Ekim ayında yüzde 45.1 iken Kasım ayında yüzde 38.54'e geriledi. Kamu sektöründen yatırım yapmak için tahsisli yer alanlardan Kasım ayında yıllık kira artışı da yüzde 45.01 oldu. Bu ay için artış yüzde 38.54 olacaktır.

Hükümet özel sektörden fedakârlık isterken, kendisi turizm yatırımlarında geçen ay yüzde 45.01 kira artışı yaptı.

2019'dan sonra kiralar için TÜFE'nin kullanılacağını söyledi ve fakat bu sene Kasım ve sonrası aylarda kirasını ödeyenlerin günahı nedir? Anlaşılan odur ki Hükümet sonucuna bakmadan seçim bütçesini finanse ediyor.

Turizm sektörü devlete yüksek kira ödediği için bu kiraları fiyatlara yansıtmak zorundadır. O zaman eğer şimdi kur değerli olmasaydı, diğer ülkelerle nasıl rekabet edecektik?

Söz gelimi Hırvatistan, Akdeniz'deki yatları çekmek için marinalarda yüzde 50 indirim yaptığını açıkladı. Türkiye, Akdeniz'deki yatların yüzde 15'ini çekecek kapasiteye sahiptir. Bu durumda yüzde 45 kira artışı ile Türkiye'deki marinalar Hırvatistan ile nasıl rekabet edecektir? 

Aslında Hükümetin yaptığı rasyonel bir politika değildir. Çünkü bir turist 500-600 dolar bırakıyor. Turist artıyor diye övünüyoruz. Ancak bir mega yat, iki-üç ay için, en az 30-40 bin dolar bırakıyor. Hükümet marinaların kirasını ÜFE oranında artırarak seçimi finanse edeceğim diye sağılan ineği kesmiş oluyor.

Eğer enflasyonu düşürmek istiyorsak;

Önce kur politikası değişmeli ve aşırı kur hareketleri  önlenmelidir.

Sonra ekonomide güven ortamı oluşturulmalıdır.

Güven bunalımına yol açan iki temel nedenin birisi siyasete tamamıyla popülizmin hâkim olması, ikincisi ise başkanlık sistemi ile, devlet, demokrasi, hukuk, eğitimde olduğu gibi kurumsal yapının bozulmasıdır. Bunların mevcut siyasi iktidar tarafından düzeltilmesi olası görünmüyor.

Öte yandan kronikleşen enflasyon, niyetle ve beklentiyle değil  yapısal reformlarla ancak önlenebilir.

...***

Kazım Güleçyüz, 4 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " 16 yılın özeti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"3 Kasım, 2001 yazında kurulan AKP’nin, 2002’de yapılan seçimde yüzde 36 oy alarak tek başına iktidar olduğu günün yıldönümüydü. Aradan 16 yıl ve bir ay geçti.Bu zaman zarfında 5 genel, 4 yerel seçim ve 3 referandum yapıldı. AKP 2 cumhurbaşkanı, 4 başbakan, 6 meclis başkanı çıkardı. Değişen bakanların, hele milletvekillerinin sayısını tesbit etmek için özel bir çalışma yapılmasına ihtiyaç var. Çünkü çoğu unutuldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Gelinen noktada, Erdoğan’ın bir zamanlar her fırsatta tekrarlayıp son dönemde terk ettiği “Beraber yürüdük bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda” dizelerine muhatap yol arkadaşlarının çoğu devredışı.

En başta birinci başbakan ve cumhurbaşkanı Gül ile, üçüncü başbakan Davutoğlu.

Önceki meclis başkanlarından Arınç, Toptan, Çiçek ve Şahin de ya tasfiye edilmiş ya da büyük ölçüde kızağa çekilmiş durumda.

AKP kabinelerinde bakanlık yapıp da devredışı bırakılmış isimlerden partide kalmaya devam edenlerin çoğu, herhangi bir iz bırakmadan “nisyan”a terk edilmiş vaziyette.

Partinin kurucu kadrosunda da yer aldıkları halde dışlanan ve yolunu ayıran eski bakanlardan Yaşar Yakış ve Ertuğrul Yalçınbayır gibi isimler muhalefette konumlandılar.

Ama pek etkin olabildikleri söylenemez.

Ali Coşkun ilk dönemdeki birkaç çıkışının ardından derin bir suskunluğa gömülmüş.

Farklı bir gelenekten gelerek bir dönem “vitrin için” değerlendirilen Ertuğrul Günay muhalif çıkışlarda bulunmayı sürdürüyor.

İlk dönem AKP’de yer alıp erken ayrılanlar içinde nisbeten en etkili görünen isim ise, İYİ Parti’nin başında yola devam eden Meral Akşener. Örnekler daha da çoğaltılabilir.

Gelinen noktada açıkça görünen o ki, AKP esas itibarıyla Erdoğan’ı başkanlığa taşıma hedefiyle hazırlanan bir projenin adıymış.

Partide bu hedefle uyumlu olanlar konumlarını bir şekilde korurken, “arıza” çıkaranlar tasfiye edilmiş. Dahası, kimi iktidar yorumcularının da yakındığı gibi, dağdakilerin gelip bağdakileri kovduğu, emektarların dışlanıp küstürüldüğü bir tablo oluşmuş.

Geride kalan 16 yılın özeti ve gelinen nokta kısaca böyle...

...***

Fatih Çekirge 3 Aralık tarihli Hüriyet gazetesinde, "Seçimlerin en kritik noktası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yerel siyaseti çok iyi bilen bir belediye başkanıyla konuşurken fark ettim.Devlet Bahçeli merkez sağ tabana yönelik olarak müthiş bir siyaset yürütüyor. MHP bu yerel seçimlerde büyük bir patlama yaparsa hiç şaşırmayın. Sırasıyla gidersem:Bugüne kadar AK Parti tabanına karşı yürüttüğü muhalefet, MHP açısından milliyetçi muhafazakâr oylarda çok büyük bir etki yaratmıyordu. Çünkü MHP istemese de CHP ile aynı muhalif çizgiye düşüyordu. Merkez sağ seçmen bu nedenle MHP’ye gönülden yaklaşamıyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yere vriyor:

...***

Şimdi MHP, kendisini CHP’yle aynı çizgiye çeken muhalefet anlayışından sıyrıldı. Bunun olumlu etkisini de zaten son seçimlerde açıktan gördü. Ve böyle giderse MHP, milliyetçi muhafazakâr söylemiyle AK Parti’ye bir şekilde küskün olan muhafazakâr ve milliyetçi oyların da adresi olabilir. Bir dönem ANAP, DYP çizgisinde olan bu oylar ve sonra gençlerde yükselen milliyetçi akım, AK Parti-MHP eksenindeki “cumhur ittifakı”na kayabilir.

MHP bu yolla CHP ile aynı çizgide olmaktan kurtulmuştur. “Milliyetçi muhafazakâr” tabanını rahatlatmıştır. 

Bütün bunlara Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın karizması eklenince “cumhur ittifakı”nın etki alanı genişleyecek gibi görünüyor.

Özellikle Adana, Mersin, Erzurum, Nevşehir olmak üzere Doğu ve Orta Anadolu’da oyları yükselecektir. Ege’de benzeri bir yükseliş olacaktır. 

Daha açık bir deyişle, Devlet Bahçeli, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü ekseninde milliyetçiliği yükselten bir üslupla, CHP ile aynı çizgide kalmadığı için partisiyle ilgili merkez sağ ve milliyetçi tabanda oluşan kaygıları yok etmeye başlamıştır. En azından seçmen psikolojisine göre durum böyledir.

Ve bir adım daha ileri gidersek Bahçeli’nin sakin, güvenilir, adil çizgisi merkez sağda dağılmış olan milliyetçi oylar üzerindeki etkisini arttırıyor. 

Dahası “cumhur ittifakı” AK Parti ve MHP açısından merkez sağda karşılıklı olarak eksikleri tamamlayan bir pozitif etki yaratacak gibi görünüyor.AK Parti ve MHP’nin bu milliyetçi muhafazakâr çizgisi ve “Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü” söylemi seçimlerde belli ki ittifakın en temel stratejisi olacak. Peki ya diğer taraf?Öteki tarafta CHP-İYİ Parti ittifakı görülüyor. Tabii burada HDP faktörü var.Buradaki en kritik soru şudur:“İYİ Parti ve CHP’nin belli bir kesimi, HDP amblemini nasıl kendisinden uzak tutacak?”HDP özellikle İstanbul’da CHP için çalışacak gibi görünüyor. 

CHP çıkıp açıktan HDP desteğini kabul ettiğini söyleyebilecek mi? Yoksa kaçamak mı duracak?