Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Rus Büyükelçi Karlov suikasti 'taslak' üzerinden geldi
Milli gazete:
Çavuşoğlu: F35'lerin alımının iptal edilmesi kolay değil
Karar:
Yoksulluk arttı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Mustafa Balbay, 5 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Fiyatlar artıyor Enflasyon düşüyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomi politik anayasasının ilk maddelerindendir: Ekonomik kriz, siyasal sonuç doğurur! Böyle bir kriz sonrasında iktidara gelen AKP, bunu iyi bilenlerden. O nedenle krizle mücadele kadar, krizi gizleme mücadelesine de önem veriyor. Hatta ikincisi daha önemli. Krizle mücadele uzun iş, ama halka kriz olmadığını kabul ettirdin mi, tamam.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP bunun yöntemini şöyle geliştirdi: Kriz yükselirken, hiçbir olumsuzluğun olmadığını haykırıyor. Kriz durulunca da şu demeci veriyor:
-En kötüsü geride kaldı! -Neyin en kötüsü? -Onun... -O ne? İşlerin iyi gitmesinden rahatsız olanlar, zorlukları aşmamızı istemiyor... Somut örnek enflasyon. Rakamlar 10’lu, 20’li haneleri aşıp 30’lara yükselince hemen mücadeleye başladılar.
Neyle? Tabii ki enflasyonu yüksek çıkaran Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bürokratlarıyla. Hemen Başkan Yardımcısı Enver Taştı görevden alındı, yerine Yinal Yağan getirildi. Bakıyoruz kasım ayı enflasyonu eksiye düşmüş. Tüketicide 1.4, üreticide 2.5 gerilemiş. Gidişe bakılırsa aralık ayı enflasyonu da eksi çıkacak. Böylece yıllık enflasyon yüzde 20’nin altına düşecek. Oysa üreticiden tüketiciye ekonominin tarafları kimi ürünlerde eylül, ekimde yapılan çok yüksek zammın ardından bir ölçüde indirim olduğunu, ancak bunun genel bir düşüşü yansıtmadığını vurguluyorlar. Dün konuştuğumuz bir market zinciri yöneticisi şunları söyledi:
“Bizim raflardaki duruma göre enflasyon yüzde 30’un üstünde. Bunun yanında bankalarla ilişkilerimiz de gerildi. Normalde kredi kartı ile yapılan alışverişlerde bankadan paramız ortalama üç haftada geliyordu, şimdi 45 gün sonra para yüzü görebiliyoruz...”
Hükümetin açıkladığı resmi rakamın ardından sayıları hayli azalan bazı kurumlar da kendi hesaplarına göre enflasyonu duyurdular. Aradaki fark neredeyse iki katı. Enflasyon rakamları da demokratik hale geldi; istediğin kadar rakam var. Seçmek serbest! Durumun özeti şu: Fiyatlar yükseliyor, enflasyon düşüyor.
…***
Kazım Güleçyüz, 5 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yargıda gecikmeli ve acı tesbitler”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“AB’ye bir kez daha taahhüt edilen Yargı Reformu Stratejisini şekillendirmek üzere yapılan toplantıda gerek yüksek mahkeme başkanları, gerekse Adalet Bakanı ve Müsteşarı tarafından dile getirilen hususlar, yaşadığımız süreçte yargıda karşı karşıya kalınan ve adaleti tahrip eden kronik sorunların onlar tarafından da ikrarı niteliğinde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AYM Başkanının, “Vesayet altında ve uzaktan kumandalı yargının ölümcül sonuçlarını yaşayarak gördük” sözüyle kast ettiği adres belli, ama bugün AYM’yi de etkileyen siyasî vesayet de kapsama alanında değil mi?!
Savcıları eksik soruşturma yapmak ve özensiz iddianameler hazırlamakla eleştiren Yargıtay Başkanı, kaliteli bir hukuk sistemi için iyi uygulamacılara ihtiyaç olduğunu bir kez daha tekrarlama gereği duyuyor.
Çünkü özellikle parti avukatlarının savcı ve hâkim yapılması, uygulamadaki sorunları iyice had safhaya çıkarmış durumda.
Adalet Bakanlığı Müsteşarının “Hukuk ilkelerine bağlı, vatansever, âdil ve güzel ahlâk sahibi hâkim ve savcılara ihtiyacımız var” beyanı da onu tamamlıyor ve teyid ediyor.
Danıştay Başkanının “Hukuk devletinin temel özelliklerinden biri, âdil yargılanma hakkını teminat altına alması ve bunu sağlayacak düzenlemelere yer vermesidir” deme ihtiyacı duyması da bu alandaki ciddî sorunların ikrarı anlamına gelmiyor mu?
Keza Adalet Bakanının “Temel hak ve özgürlüklere orantısız müdahaleler, uzun süren soruşturmalar, açılmayan davalar, haklı eleştirilere neden olabiliyor. Yine bu tür müdahaleler, yargısal tasarrufların meşruiyetine ve yargıya olan toplumsal desteğe de zarar verebilmektedir” beyanı da.
Yine Bakanın “Güven veren adalet, pardon sözünün yargının lügatinden silinmesi, başta tutuklama tedbiri olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında terazi hassasiyetinin gözetilmesidir” deyip sözü bu konudaki sorunlara getirmesi de:
“Tutuklama bir tedbir olarak sıkı şartlara bağlanmış, adlî kontrol gerçek bir tutuklama alternatifi haline getirilmiştir. Ancak hayata geçirilmesi ve uygulanmaları, en az yapılan düzenlemeler kadar önem arz ediyor.”
Biz bunları ne zamandır tekrar tekrar ifade ediyoruz.Ama gelinen noktada şimdi en yetkili ağızlar söylüyor..
…***
Mehmet Acet, 5 Aralık tarihli Yenişafak gazetesinde, “CHP-HDP ittifakının çatısı yine Almanya’da mı kuruluyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“HP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu seçim takviminin yaklaştığı dönemlerde, ya da önemli karar anları öncesinde, neden düzenli bir biçimde Almanya’ya gidiyor?Soruya, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan her ay birkaç ülkeye gidiyor ne var bunda” hazır cevaplığı ile karşılık verecekseniz az daha beklemede kalalım.Kemal bey de öyle yapsaydı, durum bu kadar dikkat çekici olmazdı tabii.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ama, CHP liderinin partinin başına geçtiği Mayıs 2010 tarihinden bu yana düzenli bir şekilde ziyaret ettiği tek ülkenin Almanya olması şöyle bir soruyu akıllara getiriyor:
Acaba, bu ülkede fikirlerine, telkinlerine açık olduğu çevrelerden bağımsız hareket edemiyor da, o yüzden mi her kritik karar anında gidip onlara sormadan edemiyor?
Üzerinde durduğum konuyu kıymetlendiren asıl gerekçem şu:
7 Haziran 2015 seçimleri öncesinden başlayarak yarı açık/yarı gizli bir trafikle kotarılan CHP/HDP ittifak çatısının mimarisi, Kılıçdaroğlu’nun her karar anı öncesi ziyaret ettiği bu ülkede oluşturulmuştu.O gün bugün o çatıdan su sızdırılmasına hiç fırsat verilmedi.
Belli ki şimdi de öyle olacak. CHP Genel Başkanı birkaç gün önce yaptığı Berlin gezisinde PKK’nın Alman Parlamentosu’ndaki sözcüleri olarak nam salan Almanya Sol Parti’nin Grup Başkan Yardımcısı Sevim Dağdelen ve Evrim Sommer ile görüşüp birlikte fotoğraf çektirdi.
Türkiye’de HDP yetkilileriyle ittifak temaslarını resim vermeden gizlice yürüten CHP liderinin, Berlin’de böyle bir kaygı gütmeden hareket etmesini de ayrıca not etmek gerekiyor.
Bu arada…Kılıçdaroğlu’nun Almanya’dan dönüş günlerine denk gelen bir başka dikkat çekici gelişme daha oldu.
HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, yerel seçimlerde bazı illerde CHP ile ortak çalışmalar yürüteceklerini, “Mersin özelinde de, İstanbul özelinde de bu türden çalışmalarımız var” diyerek kamuoyuna açıkladı.
HDP’liler de sanki Kılıçdaroğlu’nun Almanya’dan dönüş anını beklemişler gibiydi. Bu sözlerin zamanlaması eğer gerçekten tesadüfi değilse, bunun da şöyle bir izahatı var: CHP yönetimi üzerinde ciddi anlamda ‘tasarruf gücünü’ elinde bulunduran bu çevreler, Kılıçdaroğlu’na yaptıkları telkinlerin aynısını HDP’ye de yapmış olmalılar. O zaman iş şuraya çıkıyor:Her iki parti üzerinde de her kritik karar anı geldiğinde ‘dediklerini yaptırabilecek’ kadar güce sahip olan bu çevreler, belli ki 31 Mart seçimleri için de olabilecek en etkili ittifak formülünü taraflara kabul ettirmeyi başardılar.
CHP, HDP’nin aksine İyi Parti ile ittifak müzakerelerini açıktan yürüttü.Koray Aydın ve Bülent Tezcan ikilisi arasında başlatılan görüşmeler bir yerde tıkanınca Kılıçdaroğlu suçu üzerine atıp, Tezcan’ı geri çekti.
İyi Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener ise, ittifak görüşmeleri tıkandığı anda, kendi partisinin duruşunu basın ile paylaşarak CHP’yi köşeye sıkıştırma taktiğine yöneldi.
Kendisinin ne dediğini biliyoruz:“Ak Parti ile MHP’nin oyları arasında dört kat fark var. Ama bizim CHP ile aramızda iki kat fark var. Adaylık paylaşımları bu durum dikkate alınarak yapılmalı.”
Bu yaklaşımın İyi Parti’yi şöyle bir görüşe taşıdığı da artık herkesin malumu:“İstanbul ve İzmir’de biz CHP’ye destek verelim. Ankara’da CHP bize destek versin.”Kılıçdaroğlu Almanya seferine çıkmadan önce CHP/İyi Parti görüşmelerinin gelip tıkandığı nokta tam da burası olmuştu.
Peki Kemal bey, Berlin’de görüştüğü çevrelere “Bu konuda nasıl davranalım” diye sormuş mudur?
Muhtemelen sormuştur.Onlar da “Ne yapıp edin, İyi Parti’yi de bu işe dahil edin” demişler midir? Demişlerdir.Sonucun ne olacağını, Ankara düğümünün çözülüp çözülemeyeceği, çözülürse nasıl bir formülle çözüleceğini gördükten sonra anlayabileceğiz.