Nisan 11, 2016 10:06 Europe/Istanbul

Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, “Çalınan kimlik bilgilerinden korkmalı mıyız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yaklaşık 50 milyon vatandaşın kimlik bilgileri çalınarak yayınlandı.Vatandaş adeta panik oldu.Kimlik bilgilerimin birilerinin eline geçmesi başımı ağrıtır mı?Mesela, adıma bankadan kredi çekilir mi? Yine sizin bu bilgilerinizle şirket kurulur mu?Daha buna benzer bir çok korku neredeyse 70 milyonluk ülkeyi esir aldı.Öncelikle şunu bilmekte yarar var. Kimlik bilgilerinizin birilerinin elinde olması elbette tehlikelidir.En büyük ve tek tehlike adresinizin bulunmasıdır.Özellikle kan davalarının halen var olduğu ve bundan korunmak için kaçan kişiler için tehlikelidir. Görüşmek istemediğiniz insanın sizi bulması için tehlikelidir.Bunun dışında kalan tehlikeler yani adınıza kredi çekilmesi ve şirket kurulması gibi tehlikeler zaten bu listenin ele geçirilmesinden de önce olduğu için ona üzülmenize bile gerek yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Son 10 yıl içerisinde banka dolandırıcılarının en çok başvurduğu yöntem başkasının adına kredi çekmek.

Özellikle emeklilere maaşının 10 katı kadar krediyi anında veren bankalar, birilerinin kimlik bilgilerini ele geçirip sahte kimlik yapanlar tarafından yüzlerce kez dolandırıldı.

Bu konuda açılmış çok sayıda dava var.

Bankalar artık bu konuda tecrübe edindiler. Bankalar kendi bilgi sistemi olan Kredi Kayıt Bürosu aracılığı ile oluşturdukları kayıtlardan teyit sistemine başvuruyorlar. Bunun için de o kişinin telefon bilgilerinden teyit alınıyor.

Bu kimlik bilgilerinin sızması ile bu tür olaylar biraz daha artabilir. Bu tür dolandırıcılık olaylarının mağduru olmak istemiyorsanız bankalardan size gelen telefonlara "yine bankalardan arıyorlar, bıktım" diyerek açmamazlık yapmayın.

Size ürün pazarlaması yapsalar bile kibarca reddedip kapatın. Sonuçta bin kere aranmayacaksınız. Ama güvenlik amacıyla aranmış olma ihtimaliniz, hele ki şu dönemde yüksek olabilir. Bu nedenle mutlaka yanıt verin.

Son dönemde kimlik bilgilerinizi ele geçiren dolandırıcılar sık sık 850 ile başlayan telefonları kullanarak vatandaşlara ulaşıyorlar. Bu nedenle 850'li numaralar vatandaşın korkulu rüyası oldu. Oysa 850'li numaralar teknolojik bir rahatlık.

Bu, coğrafi bir bölgeye bağlı olmayan telefon numarası olarak tanımlanıyor. Yani başında 212 veya 312 gibi alan kodu sınırı olmadan Türkiye'nin her yerinden aranan bir numara özelliği var. Bu numaraların alınması tıpkı normal sabit bir hat alımı gibi aynı süreçten geçiyor. Kimlik bilgileri olmadan alınamıyor. Ancak bazı dolandırıcılar bu numaraları adeta lekelediler. Oysa son dönemde banka ve büyük şirketler bu numaraları kullanarak personellerine evden veya başka illerden bile çağrı merkezi hizmeti sunuyor.

Bugün evinize gelen kargo elemanı bile T.C. numaranızı istemekte. Artık bu numaralar kontrolsüz bir şekilde yayılmış durumda. Bu nedenle vatandaşı dolandırıcılardan koruyacak tek şey yeni çipli nüfus cüzdanları olacaktır. Şu anda pilot bölgede dağıtımı yapılan kimliklerin kısa süre içerisinde genelleştirilmesi lazım. Ancak bu şekilde vatandaş korunabilir.

Banka kredisi ve şirket kuruluş başvuruları gibi ciddi sorumluluk gerektiren durumlarda ise sadece bu çipli kimlikler kabul edilmeli. Bu yapılırsa vatandaş az da olsa güvence altına alınır.

…***

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Mevduatlar dövize dönüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası’nın geçen hafta sonu yayınlanan verilerine göre vatandaş döviz almaya devam ediyor. Gerçek kişilerin döviz olarak tuttukları mevduat tutarının Nisan ayının ilk haftasında 94,1 milyar dolara yükseldiğini belirtelim. Bu arada hemen hatırlatalım 12 ay önce bu tutar 81,5 milyar dolardı. Yine toplam döviz mevduatlarının aynı dönemde 167,2 milyar dolardan 192,4 milyar dolara yükseldiğini söyleyelim. Dolayısıyla mevduatların döviz olarak tutulma oranı yüzde 44,6’ya çıktı. Hatırlatalım aynı oran 2011’de yüzde 28 düzeyindeydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Peki, niye şimdi artıyor döviz olarak tutulan mevduatlar?

Artıyor, çünkü; vatandaş Türk parasına güvenemiyor. Liranın her an yüksek oranda değer kaybedeceğini düşünüyor. Bunun diğer anlamı şu; vatandaş ekonomiyi yönetenlere güvenemiyor. Dolayısıyla başka ülkelerin yani güvendiği ülkelerin parasını tutuyor. Biliyorsunuz bu olaya ekonomide dolarizasyon diyoruz. Bir de dolarizasyonun nedeni zaten dolar olarak azalan milli gelirden anlaşılıyor. Hemen bir hatırlatma yapalım, bazıları yüzde 4 büyüdük diye sevinip, iktidara güzellemeler yapıyor. Oysa dolar bazında milli gelir geçen yıl 799 milyar dolardan 719 milyar dolara geriledi. Bu arada kişi başına gelir 2014’te 10 bin 395 dolardı, 2015’te 9 bin 261 dolara düştü. Hattâ 2013’te milli gelirin 820 milyar dolar, kişi başına gelirin 10 bin 822 dolar olduğunu belirtelim. İşte bu tabloyu gören vatandaş Türk parasındaki yüksek oranlı değer kaybından korunmak için dövizi tercih ediyor. Çünkü son iki yılda döviz alanlar kaybetmedi. Tabii birikimlerini de korudular döviz tutanlar.

Dolarizasyon artarken Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervleri azalıyor. Çünkü ihracat ve turizm dövizi girdilerinde azalma var. Hemen rakamları verelim; geçen yılın nisan ayının ilk haftasında Merkez’in döviz rezervleri 102 milyar dolar tutarındayken bu yılın aynı döneminde 95,2 milyar dolara geriledi. Yine aynı dönemde Türk parası olarak geniş tanımlı para arzı (M2) 1073 milyar liradan, 1228 milyar liraya yükseldi. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın kırılganlığı çoğaldı. Yani Türk Lirası’nın rezervlerdeki bir dolar karşılığı 10,5 liradan 12,9 liraya yükseldi. Tabii bu durum Merkez’in iç ve dış şoklara karşı dayanıklılığını azalttı.

…***

Cevher İlhan, Yeniasya gazetesinde, ““Taşeron vaadi” boşa çıktı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçtiğimiz ay Başbakan, partisinin Meclis grup toplantısında, asıl işlerde çalışan taşeron işçilerin kamudaki kadrolarda istihdam edileceklerini söylemiş ve büyük alkış almıştı.Aslında başta 103 madencinin can verdiği Soma fâciası olmak üzere, maden işçilerinin ve diğer taşeron işçilerin vahim vaziyetine karşı, bizzat dönemin ilgili bakanının Meclis kürsüsündeki ifâdesiyle taşeronluk bir “kölelik sistemi” olarak tanımlanmış; siyasî iktidarca en kısa zamanda çözüm bulunacağı sözü verilmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Buna bağlı olarak, 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin yeniden iktidara gelmesi durumunda, bir milyonu aşkın taşeron işçinin kadroya alınacağı vaadi büyük bir beklenti meydana getirmişti.

Ne var ki çok geçmeden, kamu idârelerinde asıl ve yardımcı iş pozisyonunda çalışan 720 bin taşeronun devlette kadroya alınma sözünün içinin boş olduğu ortaya çıktı.

Öncelikle Başbakan’ın bu vaadini, Maliye Bakanı Naci Ağbal boşa çıkardı. Katıldığı bir televizyon programında, taşeron işçilerin memur ya da işçi statüsünde olmayıp ‘özel sözleşmeli personel’ olarak çalıştırılacağını söyledi.

Bakan’a göre, kadroya alınan taşeronların yaptıkları iş ve maaşlarında da herhangi bir değişiklik olmayacak. Emekli olana kadar iş güvenceleri bulunmayacak ve üç yılda bir sözleşme yenilemek zorunda olacaklar. Yani, devlette işçi ve memur statüsünde alınmayacak taşeron işçiler “özel sözleşmeli personel” olacaklar...

Konunun uzmanları, “taşeron işçilerinin hepsinin işe alınması” vaadinin aksine, durumlarında değişen bir şeyin olmadığını, patronun şahıs olmaktan çıkıp devlet olduğunu belirtiyorlar. Hatta taşeronda daha kötü bir hale sokulduğunu kaydediyorlar.

Özetle, taşerona kadro verilmeyecek, “taşeron sözleşmesi” yapılacak. Böylece, AKP iktidara geldiğinde kamuda 100-150 bin taşeron varken bugün 1 milyon 200 bine çıkan ve bütün asıl işlerin taşeronlaştırdığı “taşeron sistemi” bizzat devlet mârifetiyle devam edecek, ettirilecek…