Aralık 10, 2018 09:32 Europe/Istanbul

Yenişafak: Suudi gazeteci Kaşıkçı'nın son sözleri ortaya çıktı

Yeniçağ:

Erdoğan görüşmedi, Jeffrey tehdit etti

Cumhuriyet:

CHP ilan ettiği mevcut belediyelerin yüzde 87.6’sında şimdiki başkanları tekrar aday gösterdi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 9 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "AKP’nin mucizeleri!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Siyasette mucize diye bir şey yoktur. Atılan her adım toplumsal karşılıkla ölçülür. Bu karşılığın da genel kabul gören bir gerçekliği vardır.Örneğin şu saptamalar siyasetin anayasa maddeleri olarak kabul edilebilir: Siyaset umut üretme sanatıdır. Umut üreten kazanır. Her ekonomik krizin siyasal bir karşılığı vardır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***Vaatlerini yerine getiremeyen iktidar, gider! AKP, genel siyaset doğrularını elinin tersiyle itti, kendi “doğrularını” üretti. Bunlar da mucize gibi bir şey. Şöyle bir soru sorsak: Halkı fakirleştikçe iktidarı güçlenen bir ülke var mıdır? Demokrasisi rayına oturmuş bir ülkede böyle bir soruya yanıt aranmaz. Sormak bile abestir, bizde serbesttir. Zira yaşıyoruz!

Bu bağlamda AKP’nin yarattığı mucizeleri sıralayalım: Emeklilerden başlayalım... Enflasyonun yıllardır iki haneli olduğu bir ülke düşünün... Emekli olanların maaşları her yıl düşüyor. 2008 yılında emekli olan bir kişiye bağlanan maaş ortalama bin beş yüz lirayı geçerken, her yıl düşürülen maaş bağlama oranlarıyla bugün bin liranın altına indi. Toplumun en geniş kesimi olan emeklilere maaş bağlama oranı düşüyor, bunu yapan iktidarın oy oranı yükseliyor. Buna mucize denmez de ne denir! Enflasyon rakamları en sıcak örnek. İşvereninden asgari ücretlisine her kesimin kabul ettiği gerçekçi enflasyon yıllık yüzde 30’un üstünde. Rakamlar kasım ayında da arttı. İktidarın ilan ettiği enflasyon oranı ise yıllık yüzde 20. Kasım ayında da düşmüş. Fiyatlar füze gibi yükseliyor, enflasyon ise düşüyor. Buna mucize denmez de ne denir! Hayat pahalılığının en ciddi hissedildiği tüketim, ekmek. Yüzde 3-5’lik artış bile sofraya yansıyor. Bütün girdiler artıyor, ekmek fiyatı artmıyor. Nasıl oluyor? Şöyle: Fiyat sabit tut, gramı düşür. Aslında fiilen zam yapılmış oluyor ama, halk adet olarak bakıyor. Ekmekler o kadar hafifledi ki, yakında torbadan sofraya bırakırken düşmeyecek, havada asılı kalacak. Al sana Newton’un yerçekimine meydan okuyan bir AKP icraatı. Halkın ekmeği küçülecek, iktidarın oyu büyüyecek. Buna mucize denmez de ne denir! Türkiye’de vergi sistemi öteden beri şu ilke ile işler: Vergiyi vereni mahvet, vermeyeni affet. AKP bunu katmerledi. Vergi borcu milyarı aşan holdinglerin tüm borcu silindi, normal vergi borcu olan esnafsa piyasadan silindi. Kamuoyu yoklamalarına göre bu kesimin oy kullanma eğiliminde büyük değişiklik yok.Ödediğin vergi kadar, oy veriyorsun. Buna mucize denmez de ne denir!Önümüzdeki yerel seçimler, bu mucizelerin sonuçlarını ortaya koyacak.  Girişte vurguladığımız siyaset kuralları bir yana... Eğer muhalefet böyle bir iktidara karşı seçenek haline gelemezse... Bu da bir muhalefet mucizesi olur!

…***

Mustafa Pamukoğlu, 9 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, "inşaat ve konut sektörü batıyor mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Tüketen bir ekonomik yapıda inşaat ve konut sektörünün iniş ve çıkışlarının olması kadar doğal bir durum olamaz. Bir kere 250 alt sektörü barındıran inşaat sektörü çarpan etkisi ile büyümeye katkı sunmakla birlikte üretim ekonomisi yaratan bir sektör olarak kabul edilemez. Bugün yaşanan ekonomik krizin tek sebebi sayılmaz ama önemli etkisi olduğunu da göz ardı edemeyiz. Öte yandan inşaat sektörünün milli gelir içindeki payının yüzde 8 civarında olmasını inşaat sektörünün ekonomiyi olumsuz etkileyen "paraların betona gömüldüğü sektör" olarak görmemizi de engelleyecek bir argüman olarak ortaya konulmaması gerektiğini düşünüyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye'de son verilere göre 19 milyon 481 hane halkı var. Hane halkı ortalama 3,8 kişi. 2006 yılında konut sahipliği oranı yüzde 60,9 iken 2015'te bu yüzde 67,3'e çıkmış. Konut sahiplik oranını yaklaşık yüzde 70 olarak kabul etsek bunu hane halkı sayısı ile çarpıp hane halkı sayısından çıkartsak konut ihtiyacı rakamını yaklaşık 6 milyon olarak bulabiliriz. Yani 6 milyon daha konut yapmalıyız ki konut sahipliği oranı yüzde 100'e ulaşsın.

Tabii şu soru akla geliyor: Konut sahipliği oranını yükseltmek mi gelir düzeyini artırmak mı daha doğru?

Şu anda kentleşme oranı yüzde 78. Yani 60 milyon insan kentlerde yaşıyor. 2023 yılında bu oranın yüzde 84'e, nüfusun 71 milyona çıkması bekleniyor.

İnsanlar Anadolu topraklarını terk edip kentlere yerleşiyor. Bu da konut talebini artıran en önemli unsurlardan biri.

Siz tarımı yok ederek ve bölgesel dengeli kalkınmayı unutursanız insanlar kentleri doldurmaya başlar ve siz de "sosyal devlet" anlayışı ile hareket ettiğinizi söyleyerek inşaat ve konut sektörünün aşırı büyümesine yol açarsınız.

Yılda 1,2 milyon konu el değiştiriyor ve yılda 650 bin konut üretmeniz lazım ki bu konut talebini karşılayabilesiniz.

İşte burada önemli bir çarpıklık da ortaya çıkıyor. Konut arzı ile konut talebi karşı karşıya geliyor mu? Buna cevabımız hayır olacak. Gelir düzeyinin düşüklüğü, konut kredilerinde ve faizlerdeki gelişmeler, ekonomide yaşanan sıkıntılar, konut fiyatlarında maliyet enflasyonundan kaynaklanan artışlar konut talebinin düşmesine veya farklılaşmasına sebep oluyor. Bu durum da konut stoku yaratıyor.

Konut stokunu üretilen konut miktarının tüketilen konut miktarından fazla olmasıyla oluşan durum olarak tanımlayabiliriz.

Konut stokunu gösteren en önemli veri yapı ruhsatı verilen konut sayısından konut satış sayısını çıkartmaktır.

İnşaat sektöründe sağlanan gelirin dış borç geri ödemesine katkısı, imalat sanayiinde yapılan yatırımların dış borç geri ödemesine katkısından düşüktür. Çünkü imalat sanayii üretimi önemli ölçüde ihraç edilerek dövize dönüşür.Bütün gelişmeleri ve verileri değerlendirdiğimizde inşaat ve konut sektörünün oldukça büyük sıkıntıda olduğunu ve tedbir alınmaması halinde tıkanma yaşayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

...***

Gülay Tunçel, 9 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Doğalgaz evleri ısıtırken cepleri yakacak korkusu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İstanbul'da  hava buz. Sabahın karanlığında,  yağmur, soğuk havada okula ve işine koşar adımlarla yetişme telaşında birçok kişiyi görüyorum. En çok karanlıkta dikkatimi çeken, okulun yolunu tutan çocuklarımızın  sırtlarındaki o koca koca  çantalar...Küçücük bedenlerinin iskelet sistemini bozmaya davetiye çıkarıyor.Hiç hoşuma gitmedi. Çocukların sırt çantaları boylarından çok büyük ve fazla dolu. Bazı veliler çocuklarına destek olmak için, sırtlasalar da çantaları  taşımakta onların  bile zorluk çektikleri apaçık ortada."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Gelelim halkın gündemine; sokakta, işte, kalabalıkta konuşulan gündem seçim, ittifak görüşmeleri ve sonucu üzerine yoğunlaşıyor.

Bir grup konuşuyor:

-Doğalgaz yakıyor musunuz?..

-En azından bir haftadır başladık. Sadece oturduğumuz odada yakıyoruz. Akşamları çok kuru soğuk oluyor.

-Bizim de, merkezi sistem değil, daha cesaret edip açamadık. Geçen sene çok ödedik. Evde Küçük çocuk da olmayınca böyle idare ediyoruz.

Ne yapacaksın devir tasarruf devri ama bunu yaparken sağlığımızı da düşünmek gerek. Üşütüp hasta olsan astarı yüzünü geçiyor..

-Aldığımız ne ki.. Ay başı zor geliyor.. Bakalım biz emeklilere ne kadar zam verecekler?..

-Ben söyleyim... En fazla 30 TL. Taş çatlasın 70  TL fark olur. Haberlerden takip ediyorum.

-Kendilerine kepçeyle bize çay kaşığıyla olmaz inşallah... Son zamlarla hayat çok pahalandı.. Geçim sıkıntısı zorluyor.

Emeklilerin zam beklentileri sürerken çalışanların gözü de yeni belirlenecek asgari ücrette..

Asgari ücret, ekonomi, işsizlik.. Gençlere yatırım şart.. Askerlik kısalacak mı?.. Ne olacak memleketin hali?..

Konuşmaları uzayıp gidiyor. Geçen hafta memleketimden, Edirne'den üzücü sel haberi yazmıştım.  Bu hafta ise, Mersin'de seralar sular altında kaldı. Emekler suya gömüldü. Maddi manevi tarifsiz üzüntü yaşandı.  Tarım  alanları sular altında kaldı. Toprak sahipleri ve işçiler şaşkın, üzgün, yorgun  ve mutsuz… Vatandaş yaraların biran önce sarılmasını umut ediyor.