Aralık 12, 2018 11:21 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Mansur Yavaş'tan İYİ Parti'ye ret

Milli gazete:

Abdurrahman Dilipak'tan AKP'ye: Bu seçimde başarı zor

Yeniçağ:

Üzerine AVM yapılan tarihi kent için Bakanlık'tan 'ret' kararı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Esfender Korkmaz, 11 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Popülizmde deniz bitti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son elli senedir, Türkiye sürekli bir ekonomik istikrar sorunu içindedir. Ancak hiçbir dönemde bugünkü kadar popülizm olmadı. Ekonomide tek hedef seçimler oldu. Tüm kararlar, politikalar ve kamu harcamaları tek hedefe, seçim hedefine odaklandı. Söz gelimi 2019 bütçesinde yatırımların payı yüzde 6.7'dir. Buna karşılık hiçbir katma değer yaratmayan, SGK açıklarını kapamak ve seçim popülizmi için dağıtılacak olanları gösteren cari transferlerin payı yüzde 40.8'dir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

2018 bütçesi de bu bütçeden farklı değildi. Bütçe hükümetin elindeki en önemli araçtır. Bu bütçelere bakarsak, kaynakların nasıl yanlış kullanılmış olduğunu, denizin bittiğini çok rahat görebiliriz.Dün açıklanan 2018 üçüncü çeyrek büyüme oranı da bu popülizmin bir sonucudur.  GSYH'da büyüme oranı 2017 yılının üçüncü çeyreğine göre yüzde 1.6 oranında oldu.  Sanayi sektörü yüzde 0.3 büyüdü; İnşaat sektöründe büyüme eksi 5.3 oldu. Yatırımlarda büyüme oranı eksi 3 oldu. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise bir önceki, ikinci çeyreğe göre yüzde 1.1 oranında azaldı. Üçüncü çeyrekte, ihracatta büyüme yüzde 13.6 oldu. İthalat ise eksi 16.7 oranında daraldı. Büyümeyi dış talep pozitif etkiledi.  2018 yılının ilk 9 ayında büyüme yüzde 4,5 düzeyinde gerçekleşti.  2018 GSYH, 750 milyar dolar dolayında olacak. Fert başına gelir 10.000 doların altında kalacak. Bu sene dördüncü çeyrekte büyüme oranı eksi değerde olacak, ekonomi yüze 3 ve üstünde daralacaktır.

Siyasi iktidar inşaat sektörünü de popülist amaçlı kullandı. İnşaat sektörünün kısa zamanda ekonomiyi canlandırma etkisini kullandı. Bu sektör doyma noktasına geldi. Reel gelirler de düşünce, sektörde eksi büyüme yaşandı.Yatırımlarda ve ithalatta gerileme, önümüzdeki yıllarda üretimin daralacağını ve işsizliğin artacağını gösteriyor.Öte yandan ithalattaki daralmanın bir kısmı, kur artışından dolayı pahalı gelen tüketim mallarına olan talebin azalmasından ileri geldi. Ancak daha önemli kısmı yine pahalı olduğu ve finansman sorunları ortaya çıktığı için, üretimde kullanılan ara malı ve ham madde ithalatının azalmasından ileri geldi ve üretimde daralmaya neden oldu. Bu demektir ki, bundan sonraki çeyrekte eksi büyüme yaşayacağız.

…***

Muharrem Bayraktar, 11 Aralık tarihli yeni Mesaj gazetesinde, “Büyüdük mü uyuduk mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir yıl içinde büyüme grafiğinde yüzde 11.5’ten yüzde 1.6’ya düşüşün dünyada örneği yok.Bir yıl içinde büyümenizde yüzde 90’lık bir küçülme olabilir mi? Bunun bir anlamı var, açıklanan bütün büyüme rakamları reel verilere uygun olmayan rakamlar. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor, delip geçiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bunun ayak sesleri ise aylardan beri ortalığı yakıp yıkıyor. Esnaf, tüccar, sanayici SGK ve vergi borcunu ödemek içinyapılandırma kanunundan yararlanmak üzere devlete müracaat ediyor; Ödenen borç miktarı vergi yapılandırmasında yüzde 19, SGK’de yüzde 7. Yani vatandaş, gırtlağına kadar battığı SGK ve vergi borcunu ödemek için son bir çırpınışla devlete başvuruyor ama vatandaşın yüzde 90’ı borcunu ödeyemiyor. Vatandaşın parası yok: İmalat yapamıyor, ürettiğini satamıyor, ihracat yapamıyor, kasasında, cebinde parası yok, doğal olarak borcunu ödeyemiyor. Böyle bir süreçte aylar önce masa başı oyunlarla yüzde 11 büyüdü gösterilen ekonomi, şok bir düşüşle gerçek rakamına iniyor, yüzde 1.6 olarak karşımıza çıkıyor. Belli ki gerçek büyüme rakamları çoktan “eksiye!” varmış durumda. Yani büyümüyoruz, küçülüyoruz. Geçtiğimiz Mayıs ayında açıklanan Cumhurbaşkanlığı genelgesinde 2019-2021 arasında ekomomide uygulanacak yol haritasının şifreleri açıklandı. Bu genelgede yer alan bir maddeye göre “Tasarruf tedbirleri kapsamında zorunlu haller dışında yatırım programına yeni proje alınmayacak.” Yani hükümet, ekonomideki bu küçülmeyi aylar öncesinden çok net bir şekilde ve “korku içinde” gördü ve almayı planladığı ilk tedbir “yatırımları” durdurmak oldu. Düşünsenize bir yandan “şöyle büyüdük, böyle büyüdük, dünyanın örnek ekonomisiyiz” diyerek yabancı yatırımları Türkiye’ye çağıran bir ülkeye sormazlar mı; “Yahu sen devlet olarak kendin yatırım yapmayacağını ilan edersen, yabancıları nasıl olur da yatırım için ülkeye davet edersin?” Bu tablo aslında Türkiye’nin en köklü firmalarının bir biri ardına neden konkardota ilan ettiğini de bariz bir şekilde açıklıyor. İnşaattan lojistiğe, sanayiden gıdaya yüzlerce köklü firma “yandım aman!” diyerek iflas bayrağı çekerken ve resmi verilere göre ekonomideki büyüme bir yıl içinde yüzde 10’dan yüzde 1’e düşerken hiç kimse, içeride ve dışarıda “düşman, provokasyon” aramaya kalkmasın. Sadece aynaya baksınlar. Bu tablonun bir seçim ekonomisini kaldıracak bile gücü yok. Demem o ki, 31 Mart’tan sonra daha büyük bir tufan bizi bekliyor.

…***

Mustafa Karaalioğlu, 11 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Hukuk en çok kimin işine yarar?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomi, siyaset, dış politika, yerel yönetimler, eğitim, kültür, sanat, spor… Hangisini ne kadar konuşursak konuşalım, ne kadar ateşli tartışmalara girersek girelim, bütün konuların konusu hukuktur. Sadece, böyle büyük başlıklar değil… Kürt meselesi, ifade hürriyeti, basın özgürlüğü, Alevilerin problemleri, tayinler, terfiler, örgütlenme, gösteri hakları vs. hepsinin gidip dayandığı yer hukuktur. Ya da cümle meselelerin kaynağı hukuk eksikliğidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Meşhur fıkradaki gibi... Harbi kaybeden komutana mağlubiyetin sebeplerini sayarken, “Bir… Barutumuz yoktu” dedikten sonra diğerlerini söyletmezler. Birçok meselemiz var, birçok derin problemle yaşıyoruz. Neden? Çünkü hukukumuz yok… O vakit, başka gerekçe saymaya da gerek yok.

Hukuk olmadıktan sonra, eksik olduktan sonra, az olduktan sonra üzerine hiçbir değeri inşa edemezsiniz. Tersine, hukuk varsa; beraberinde uzlaşma, birlikte yaşama, adil paylaşma ve ahlaki değerler de olacağı için her şeyi inşa edersiniz.

Hukuk işleri tesadüfe bırakmıyor ve bu değerlere sahip hiçbir ülke geri kalmışlar, huzursuzlar safında cedelleşmiyor. Hepsi bugünü ve yarınından emin yol yürüyebiliyor. Hiçbiri, işler yolunda gitmediğinde hayali düşmanlar yaratıp kendi içinde kavgaya başlamıyor.

En önemlisi de şudur… Bir ülkede, bir toplumda kazananlar kaybedenler, zenginler fakirler, yükselenler ‘tutunamayanlar’ olabilir ama hukuk zemini güven verdiği müddetçe bu bir çatışma ve öfke gerekçesi olmaz. Herkesin, zenginlik, kariyer, sosyal statü, ifade hakkı gibi değerlere erişiminde eşitlik tesis edildikten sonra, gerilim tabiatı gereği azalır. Toplumu gerginleştiren, çatıştıran bir faktör olmaktan çıkar.

Hukuk ve adalet duygusu mahkeme kapılarından önce, hayatın her alanında kökleşmiş ve sahiplenilmiş olmalıdır. Evde, sokakta, işte, okulda, dernekte, siyasi partide, her yerde. Buralarda temellenmeyen adaleti ve hukuk duygusunu mahkemede tesis edemezsiniz. Hayatın içinde insanları daha azına ve layık olduğundan eksiğine mecbur bırakmışsanız aynı zamanda onun yargıdaki adalet hakkını da baştan elinden almışsınız demektir. Sosyal, dini ve etnik sınıfların birinin; yahut da siyasi güçten kaynaklanan geçici avantajlara bağlı olarak bir grubun bir diğerine üstünlüğü veri ve kural haline gelmişse orada hukuk olamaz. Orada tuz kokmaya başlar ve normlar sürekli değişir. Çünkü, sabit olan hukuki olandır, hukuksuzluk ise varlığını sürdürmek için sürekli yeni ölçü ve standart gerektirir…

Gelgelelim kötü habere… Hukuksuzluk sanıldığı gibi kimseye avantaj sağlamaz.

Hakim grupların da, zenginlik sahiplerinin de, siyasal kudret imkanına haiz olanların da tek güvencesi hukuktur. Herkes isterse yarışır, isterse talihine rıza gösterir, isterse kaybedeceği bir yola girer, isterse zoru, isterse kolayı seçer. Ama kazanan da kaybeden de neticede kendisini hukukun koruması altında hissetmelidir. Böylelikle herkes hak ettiğini kazanır, hak ettiğinden fazlasını kaybetmez. Hukuksuzlukla elde edilen veya muhafaza edilen üstünlük güvenilir olmadığı için asla huzur vermez.