Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İyi partiye bıakılan iller CHP'yi destekliyor
Milli gazete:
Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Irak Dışişleri'ne çağırıldı
Yenişafak:
Kripto FETÖ’cüler kaçamadı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz, 14 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yargı Reformu Stratejisi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Hazine-Maliye Bakanlarından oluşan Reform Eylem Grubunun son toplantısından sonra yapılan açıklamada “Katılım müzakere sürecimiz her ne kadar siyasî olarak engellense de Türkiye, Avrupa Birliği standartlarına uyum için çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir. Önceliğimiz, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin denetiminden çıkmaktır” denildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Belirlenen takvime göre önümüzdeki süreçte enerji, ulaştırma ve ekonomi konulu yüksek düzeyli diyalog ve Karma Parlamento Komisyonu toplantıları kısa aralıklarla peş peşe yapılacak.
Bu temaslar, gündemin yine AB’ye dönmesi ve Brüksel’le hayli zamandır donmuş olan ilişkilerin tekrar canlanması açısından son derece önemli.
Daha da önemli olan ise reformlar. Bu çerçevede bilhassa son dönemde gündeme gelen Yargı Reformu Stratejisiyle ilgili çalışmalar çok özel bir önem ve önceliğe sahip. Ki, bunun için yapılan toplantıda yüksek mahkeme başkanlarıyla Adalet Bakanı ve Müsteşarının, yargıda yaşanan sorunlara dair özeleştiri niteliğindeki acı tesbitleri, bu alandaki vahim tablonun ikrarı niteliğindeydi.
Bunlar içinde özellikle öne çıkan ve yaygın mağduriyetlere yol açan “tartışmalı tutuklamalar” konusunda Denge ve Denetleme Ağının gazetemize manşet olan takdire şayan çalışmasındaki tesbit ve teklifler çok önemli.
Makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutuklulukların yargıya olan güveni azalttığını ve uzun vadeli sorunlara yol açtığını belirten DDA, bu sorunun aşılması için yasama, yürütme ve yargıya “ciddî bir reform” çağrısı yapıyor.
Bu teklifin bir ayağında yargıyı kurumsal ve malî açıdan bağımsızlaştırmak suretiyle siyasî kavgaların dışına taşıyacak âcil ve kapsamlı bir yargı bağımsızlığı reformu öngörülüyor.
Diğer ayağı ise hâkim ve savcılara anayasa yargısı ve uluslararası insan hakları hukukuna ilişkin içtihadı öğrenmelerinin zorunlu kılınması ve haksız tutukluluk sürelerinin sebep olduğu kayıpların sorumluluğunu paylaşmalarını sağlayacak düzenlemeler.
Bunun için hem yargı sisteminin yönetim kademelerinde, hem de yasama ve yürütme organlarında çözüme yönelik samimî, kuvvetli ve kararlı bir iradenin oluşması gerekiyor.
Umarız, yakında açıklanacağı ifade edilen reform stratejisi bu beklentiye cevap verir.
...***
Esfender korkmaz, 14 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Mevduat uyuyor mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bankalardan döviz kredisi alan özel sektör dış borcunu ödüyor. Kur riski yüksek olmasına rağmen dövizle borçlanmak, akıl kârı değil. Ancak dış kredi almış olanlar bu riske girmek zorunda kalıyor.Bankaların da dövize ihtiyacı var... 183 milyar dolar dış kredi borçlar var. Bunun 103 milyar doları da bir yıl vadelidir.Öte yandan mevduatın uyumadığını BDDK da teyit etmişti ve bir süre önce, BDDK bankalara yazı yazarak, ''bankalardan 2018 yılı kârlarıyla, 2018 öncesinde elde edilip dağıtılmamış kâr ve yedeklerin nakit çıkışına yol açacak biçimde dağıtılmamasını'' istemişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
BDDK'nın kaynaklarınızı kullanmayın demesi, arkasından ilgili Bakanın uyuyan mevduatlar için Devlet tahvili çıkarmasının verdiği mesaj, kaynaklarınızı bana kullandırın demektir. Bunun iki nedeni var... Birisi döviz ihtiyacı, diğeri de Mart seçimlerinde popülizm için gerekli para ihtiyacıdır.Ocak-Ekim arasında on aylık dönemde ödemeler bilançosu net hata ve noksan kaleminden, yani nereden geldiği belli olmayan kaynaklardan, 18.4 milyar dolar girişi oldu. Döviz arzını etkiledi. Ancak aynı dönemde sıcak para gelmedi, tersine çıktı.Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi de azaldı.Merkez Bankası, bankaları rahatlatmak için şarta bağlı döviz yükümlülüklerini azalttı. Neticede 2017 yılı ekim ayında 94.7 milyar dolar olan döviz rezervi, 2018 ekim ayında 66.2 milyar dolara geriledi.
Hazine 17/21 Aralık'ta devlet tahvili ihraç ediyor. Vergisiz net faizi Euro'da yüzde 1.575 ve Dolar'da 3.60. Öteden beri devlet tahvilleri var. Ne var ki, şimdi devlet vatandaşa diyor ki; bankaların tuzu kuru "dövizlerini bankaya yatırma bana döviz kredisi olarak ver''.Böyle bir yaklaşım piyasa istikrarını bozar. Normalde devlet, tahvil çıkarır ve satar. Ancak bunu bankaları rakip göstererek yaparsa, piyasa istikrarını dinamitlemiş olur.Bugünkü iktidar seçim olunca seçime odaklanıyor. İstikrarı gözü görmüyor.TL'ye gelince... Bankalar devlet imtiyazıdır. Ancak kâr ve zararı sermayeye aittir. Bugüne kadar siyasi iktidar kamu bankalarını doğrudan, özel bankalara da baskı yaparak, onları popülist amaçlı kredi vermeye zorladı. Dönmeyen krediler için de hükümetlerin bu amaçla verilen KOBİ kredileri başı çekiyor.
Yine yandaş medya için açılan kredilerde dönme riski var. Çünkü medyada genel olarak kâr ya yok veya kâr marjları düşüktür.Sonuç olarak; bankalar ekonominin kan damarlarıdır. Bunları siyasi popülizm amaçlı kullanılırsak kan kaybederiz.
…***
Hasan Öztürk, 14 Aralık tarihli Yenişafak gazetesinde, “FETÖ ile mücadelede anlayamadıklarım”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele ediyoruz” diyerek çıkılan yolda, FETÖ’cülerin kurdukları tuzaklara düşenleri gördükçe irkiliyorum. Daha geçen hafta Yargıtay Başkanı Sayın Cirit, “Bildiğimiz arkadaşlarımıza itiraf adı altında iftira atıyorlar” diye dikkat çekme ihtiyacı hissetti. Kızılay’ın başına gelense evlere şenlik! Kızılay Başkanı Kerem Kınık sosyal medya hesabından olup biteni anlattı. FETÖ’nün daha önce başka başka hayır kurumlarına kurduğu tuzaklar gibi bir tuzağı bu kez Kızılay’a kurduğu ortaya çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
FETÖ’cülerin 15 Temmuz 2016’daki darbe ve iç işgal girişiminden sonraki süreçte tespit edilebilen mal varlıklarına el koyuldu. Bazı şirketler Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi.
Peki ne oldu biliyor musunuz?
Özellikle Ege’deki bazı FETÖ’cü şirketler mahkeme kararıyla iade edildi! FETÖ’nün örgütlendiği en önemli kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) geliyorsa diğerleri Yargı ve Milli Eğitim.
TSK’daki FETÖ’cülerin elinde silah var ve 15 Temmuz’da darbeye kalkıştılar. Milli Eğitim’dekiler her alana insan kaynağı yetiştirdiler.
Yargıdakiler 17/25 Aralık’ta darbeye kalkıştılar. 7 Şubat MİT krizinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırdılar.
KCK soruşturmalarıyla, iç barışı tehdide yöneldiler. Bitti mi? Yok! Biter mi hiç? Ergenekon soruşturmasının içine herkesi ve her şeyi boca edip ifsat etmişlerdi. İlgili ilgisiz her ismi soruşturmaya bulaştırmışlardı. Gizli tanık ve üretilmiş sahte delillerle yargılama yapmışlardı!
Yakın geçmişte FETÖ’cülerin yaptıklarını hatırlayınca bugünlerde bazı “kripto”ların aslına rücu ettiğine şahit oluyoruz!
Kızılay’daki FETÖ’cülerle mücadele için alınan idari kararlar üzerinden oluşturulan bir mahkeme süreci neticesinde nasıl olur da kayyum atanması kararı verilir?İtirafçı kisvesi altında Yargıtay’daki “duruşu ve geçmişi bilinen” birtakım isimler nasıl FETÖ’cülükle irtibatlandırılabilir?Şöyle oluyor sanırım. FETÖ’cüler, davalar boşa çıksın ya da ifsat olsun diye ilgili ilgisiz birçok ismi bu meseleye eklemlendiriyor. Yakın geçmişte Ergenekon davasında yaptıkları gibi. Bir de Sözcü gazetesi yazarları meselesi var ki sormayın. 32 yıldır gazetecilik yapıyorum. Ve bu sürenin neredeyse tamamına yakını Uğur Dündar gibi Emin Çölaşan gibi, Necati Doğru gibi gazetecilerin “yalan, iftira” dolu haber ve yorumlarıyla provokatif tutumlarını eleştirmekle geçti.Yakın geçmişte Ergenekon torbası içine ne buldularsa atanlar, bu kez FETÖ torbasına ne bulurlarsa atıyorlar hissi uyanıyor insanda.FETÖ, yargı eliyle tasfiye edilecekti! Lakin son dönemde olup bitenler yargının bu konuda ya kafasının karışık olduğunu ya da “kripto” birilerinin bu meseleleri ifsat ettiğini gösteriyor.Mücadelede uzun soluklu olanlar kazanır!Bir de meşru zeminde kalanlar…Hadi bir deneyelim bu mücadelede kimin nefesi nereye kadar yetiyor ve meşru zeminden kim kalıyor?