Aralık 17, 2018 09:28 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu'ndan adaylara ‘bekleyin’ uyarısı

Evrensel:

CIA, Kaşıkçı cinayeti emrini Veliaht Prensin verdiği sonucuna ulaştı

Yenişafak:

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün akşam akşam ABD Başkanı Trump ile telefonda görüştü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Zafer Arapkirli, 16 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçmen, hesap sorar... mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Ne krizi? Biraz sıkıntı var. Onu da aştık aşıyoruz. Dengelenme, doğrulma sürecine girdik bile...” yalanlarına rağmen, bal gibi hissettiğimiz bir krizin tam da orta yerindeyiz. İğneden ipliğe her şeye zam gelirken ama bir yandan da bordrolarda yaprak bile kımıldamazken, işçisi, memuru, emeklisi, esnafı, hatta holding sahibi koro halinde ağlarken, ürettiği ürüne zam yapamayan da kimi zaman işçi çıkarıyor, kimi zaman da hizmette kısıntıya gidiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yurttaşların en temel ihtiyaçlarından, nefes almak kadar, gıda kadar önemli ve vazgeçilmez temel ihtiyaçlarından toplu ulaşım sektöründe, önceki gün alınan bir sefer iptali kararı, infial yarattı. İstanbul’da deniz taşımacılığı yapan bir firmanın, Bostancı, Adalar, Beşiktaş, Kadıköy gibi hatlarda aldığı bu karar, insanların suratlarına adeta “Canınız cehenneme!.. Gidin arabanıza binin, taksiye, otobüse binin, Boğaz köprülerinde sürünün. Daha çok para harcayın, benzin, mazot yakın, havayı daha çok kirletin. Adalar’a da özel motor tutun ya da yüzün.. Bana ne!.. ” der nitelikte.

Kulakları çınlasın, zamanında Mümtaz (Soysal) Hoca’nın ve benzer düşünen hepimizin itirazlarına rağmen, “Devlet vapur, otobüs, tren çalıştırır mı yahu?”cuların eseridir bu manzara.

Evet arkadaş!.. Devlet, bal gibi de vapur-tren-otobüs-tramvay ve hatta uçak çalıştırır. Maliyeti aşan durumlarda sübvansiyon yapar. Çünkü görevlerinden biri, temel ihtiyaçları, ödenen vergileri değerlendirerek gidermektir. Ucuz (mümkünse bedava), temiz, verimli, hızlı, çağdaş toplu taşımacılık yapmak, bal gibi de görevidir kamunun. Yerelde de merkezi yönetim düzeyinde de bu görevini bir an önce hatırlamalıdır, “kamu otoritesi”. Bunun için oy almakta, bunun için vergi toplama yetkisini elinde bulundurmakta, bunun için o koltukta oturmaktadır “Sayın Devlet”... Sadece kendi-sine yüz milyonlarca dolarlık makam uçakları temin etmek için değil.

 “Onu da satalım, bunu da satalım” diye özel sektöre peşkeş çekilen kamu varlıklarından biri olan Şehir Hatları’nda bugün karşılaştığımız “N’apalım abi? Kurtarmıyor. Biz de seferleri iptal ediyoruz” tavrını bu seçmen hak etmemektedir.

...***

Ahmet Ulusoy, 16 Kasım tarihli Yenişafak gazetesinde, “Tek çıkış yolu ihracat”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye ekonomisinin bütün dengelerini bozan en önemli faktör döviz ihtiyacıdır.Ekonomimiz döviz ihtiyacını sürekli artıran bir yapı içermektedir.Büyüme ve sanayileşme politikalarımız buna göre kurgulanmış adeta.Türkiye ekonomisinin yakın tarihine bakıldığında; dış ticaret açıklarının (dolayısıyla cari açıkların) zaman zaman çok yüksek boyutlara ulaştığı ve sonrasında da yeterince döviz bulunamadığı için krizlere girildiği görülmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Burada, istikrarlı bir ekonomik yapı için dış ticaret fazlası verilmesi gerektiği net olarak söylenebilir.

Bugün, yüksek refah seviyesi yakalayan ülkeler bunu dış ticaret fazlası vererek, ihracatı öne çıkartarak gerçekleştirmişler.

Uzun dönemli veriler incelendiğinde dış ticaret açıklarının arttığı dönemlerde ekonominin daha hassaslaştığını ve kriz riskiyle karşı karşıya kaldığını görmekteyiz.

Uygulanan yeni ekonomi programında enflasyonun büyümeye tercih edildiğini görmekteyiz.

Bu nedenle de enflasyonun aşağıya çekilmesi için uygulamaya konulan daraltıcı maliye ve para politikalarının ekonomik büyümeyi azaltması öngörülmektedir. Büyümenin azalması yüksek nitelendirilebilecek seviyede seyreden işsizliğin daha da artması anlamına gelmektedir.

Yapılan analitik çalışmalar Türkiye’nin mevcut istihdam düzeyini koruyabilmek (işsizliğin artmaması) için asgari yüzde 5 büyümesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Ekonomiyi dengelemek için düşünülen daraltıcı politikaların büyümeyi azaltıcı ve işsizliği artırıcı sonuçlara yol açacağı orta vadeli programda da yer almaktadır.

YEP’le beraber ihracatı artırmak için ülke genelinde kapsamlı bir hamle başlatıldığını, başta Ticaret Bakanlığı ve TİM olmak üzere diğer sivil toplum kuruluşlarının ciddi çalışmalar yaptığını görmekteyiz.

Burada bir noktanın altını çizmek lazım.

Hemen hemen bütün hükümetler ve özellikle 2002 sonrası dönemden bu yana görev yapan AK Parti hükümetleri döneminde ihracatın ne kadar önemli olduğu, mutlaka artırılması, dışa bağımlılığın azaltılması gerektiği söylendi. Yeni projeler ortaya konuldu.

İhracatçılarımızın gösterdiği performans gerçekten övgüye değer. Ama halen ihracatımız potansiyelimizin ve hedeflerimizin altında kalmıştır.

Bugün 2023 yılı için konulan 500 milyar dolarlık hedefin realize edilmesinden kimse bahsetmiyor.

Burada yol haritalarında bir eksiklik yapıldığını, aktarım mekanizmalarının ve desteklerin iyi organize edilemediğini düşünüyorum.

Bir ülkenin ihracatında (istenilen kalitede mal ürettiğiniz veri) iki önemli faktör çok önemlidir. Birisi ihracatın dış talebi, diğeri ise reel döviz kurlarıdır.

İthalatın ihracatı karşılayamamasından kaynaklanan dış ticaret açığının nedeni içerdeki üretimin ithal girdiye olan bağımlığının yüksekliğindendir. Türkiye’nin dış ticaret açıkları sadece krizlere girdiği dönemlerde kapanmıştır.

Söylemeye çalıştığımız, istikrarlı bir ekonomik yapı inşa etmek için tek çıkış yolunun ihracat olduğudur.Ekonomik büyüme, dış ticaret açığını kapatma, döviz talebini düşürme, ülkenin ekonomik kırılganlık görüntüsüne ve bahanelerine son verme, dışa bağımlılığı azaltma, orta gelir tuzağından kurtulma için kaçınılmaz çözüm ihracatın artırılmasıdır.

…***

Mehmet Faraç, 16 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Mart seçimini kim mi kazanacak?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Mart ayındaki yerel seçimler için yalnızca aday adaylarının heyecanı yok...Partiler belki de son 30 yıldır hiç görülmemiş bir kaygı ve heyecanla strateji belirleme peşindeler... Koltuklar hiçbir parti için artık çantada keklik değil... Çünkü Türkiye eski Türkiye değil...Bu saptamanın en önemli nedeni Türkiye'nin 24 Haziran seçimlerinin ardından yaşadığı sosyo-politik değişimler, siyasetin güç dengelerindeki sarsıntılar ve elbette ülkenin yanısıra, liderlerin de gelecek kaygısı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Velhasıl, Türkiye rejim değişikliğine doğru sürüklenirken liderlerden tabana kadar siyasetin gelecek kaygısı daha da büyüyor... Çünkü AKP'nin cumhurbaşkanı seçimini kazanması yalnızca muhalefeti tedirgin etmiyor, aynı zamanda iktidarı da zorlu ve kritik bir çizgide tutmaya devam ediyor... Yaşanan her gün ve her olay ekonomik çalkantıların kaosunda AKP'yi daha da tedirginliğe sürüklüyor....İşte böylesi bir belirsizlik ve bunalım ortamı AKP'nin 16 yıldır elinde bulundurduğu siyasal gücün geleceği üzerinde çok ciddi kaygılar yaratmaya devam ediyor. Yandaş medyanın propagandasının aksine iktidar bu kez hiç de rahat değil... Seçime daha 4,5 ay var ama sıralanan kaygılar siyasetin tüm kanatlarını acaba nereye sürüklüyor?..Bu sorunun yanıtı için yalnızca İstanbul'da değil, bir kaç gündür Anadolu'da da dolaşıyorum... Adana'dan Mersin'e gözlemler yaparken, Antep'ten Urfa'ya, Güneydoğu illeriyle yaptığım yoğun telefon görüşmeleri şu gerçeği öne çıkartıyor; siyasette neredeyse bilirkişi ya da kurmay düzeyine ulaşmış isimler bile mart ayında yapılacak seçimlerin kaderiyle ilgili doğru tespitler yapmakta zorlanıyor... Herkesin kafası karışık, görüş açısı kapalı ve sağdan sola tüm kesimlerin endişesi de büyüyor...Çünkü tepe siyasetinin perde gerisindeki hesaplar bile net değil, belirsizlikler hiçbir kesimde analiz yapmaya olanak vermiyor...Döviz depreminin ardından  büyüyen zam, enflasyon, işsizlik sorunları ve dış politikadaki çıkmazların yarattığı toplumsal şokların seçmenin siyasal tercihleri üzerinde, gidişatı belirsiz travmalar yarattığı da bir gerçek...işte bu çıkmaz da gelecekle ilgili öngörülerde çok ciddi sıkıntılara yol açıyor... Kimse önünü ve yarınını net olarak göremiyor...Kimi önemli sıkıntılar ise özellikle muhalefet cephesindeki belirsizlikleri derinleştiriyor... Örneğin, CHP'nin halen "ön seçim" tartışmaları içerisinde bocalaması, büyük kentlerde dikkat çekici adayların öne çıkamamasıyla birleşince, strateji belirleme sorunu büyüyor... Aslında AKP ile ana muhalefet birbirinin hareket tarzına kilitlenmekten de kurtulamıyor. Hele de mart seçimleri olabildiğince yaşamsalken...24 Haziran seçimlerinde tabanın tepkisini çeken sonuçlar da CHP'yi aday belirlemede daha seçici ve dikkatli olmaya zorlarken, tabandaki önseçim baskısı giderek büyüyor...