Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: İsrail’e tam destek veren S. Arabistan ile BAE, Filistin’i bypass etti
Cumhuriyet:
Yoksulluğun fotoğrafını çeken öğretmen görevden alındı
Milli gazete:
İşsizlikte artış
Şimdi ie hafta içi köşe yazıları:
...***
Yakup Kepenek 17 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Rejimi dizginlemek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sona ermekte olan 2018 yılı öyle görülüyor ki ülke tarihinde özel bir yer edinecek. Bunun nedeni 24 Haziran seçimlerinden sonra Başkanlık rejimine geçilmesidir. Rejim geçen hafta üç yeni özelliğini gösterdi. Birincisi, bugünlerde Başkanlık tarafından hazırlanan rejimin ilk devlet bütçesi, Meclis’te görüşülüyor. Bütçe hakkı elinden alınmış olan Meclis, bütçe görüşmelerinde bütçe ile ilgili konuları bir tarafa bırakıyor, bütçe dışı nedenlerle sürekli kavga edilen bir salona dönüşmüş bulunuyor. Ekonomi ile siyasetin iç içe geçtiği bütçe süreci, oluşumu ve görüşmelerinin bu niteliğiyle, ülkenin demokrasiden nasıl uzaklaştırıldığını da kanıtlıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***İkincisi, Ankara’daki tren kazasının bir kez daha kanıtladığı gibi rejimin bürokrasisi, işe alma ve yükselmelerde beceriyi değil AKPMHP’ye bağlılığı esas aldığı için, çöküyor. Bu ağır kazanın nedeninin sinyalizasyon eksikliğiolduğu öne sürülüyor. Oysa asıl sinyalizasyon eksiği, ilgili bakanın buz kesen duyarsızlığına da yansıdığı gibi, tüm denetim ve denge süreçlerini yitirmiş olan demokraside yaşanıyor. Rejimin üçüncü yeni özelliği, aşağıda da değinileceği gibi, belediye başkanlığı adaylarının ittifaklarla saptanmasıyla ülkede bir başka ilk’in yaşanmasıdır.
Başkanlık rejiminin gerçek demokrasiden giderek nasıl uzaklaşmakta olduğunun çok önemli bir örneği geçen hafta belediye başkan adaylarının saptanmasında yaşandı. Önde gelen partilerin üst yönetimleri arasında o ili al, bu ili ver yaklaşımıyla tam bir at pazarlığı yapıldı. Bir tarafta iktidar kanadı AKPMHP’nin, öbür tarafta CHP-İYİ Parti muhalefetinin genel başkanları ikişerli bir araya geldi ve son kararı verdi. Acımasızca olacak ama yazmalıyım, özellikle büyükşehir belediye başkanı adaylıkları işgal ordularının komutanlarını andırırcasına, paylaşıldı. Her iki taraf da aynı yöntemi kullandı; özellikle üç büyük kentte, seçimi kazanalım da kiminle olursa olsun anlayışıyla davranılıyor. Asıl soru şudur: Muhalefet bu yanlışını nasıl düzeltebilir?AKP-MHP iktidarı ülkeyi gerçek demokrasiden uzaklaştırıyor; giderek adına yalnızca kendilerinin demokrasi dediği bir rejime sürüklüyor. İktidarın yerel seçimleri kazanmak istemesi baskıcı rejimin varlığını sürdürmesi için, kuşkusuz tam anlamıyla yaşamsaldır. CHP-İYİ Parti muhalefetinin aday saptama yöntemi katılımcı ve demokratik olmaktan uzak olmakla birlikte iktidarın hiç olmazsa yerel seçimlerde rejimi dizginleyecek derecede yenilgiye uğratılması, ülkenin siyasetinin gelecekte yeniden demokratikleşmesi açısından gerçekten çok önemlidir. Yeni rejimin kendisini eleştirenlerin üzerindeki baskıları artarken, özellikle ekonomideki belirsizlikler toplumsal kaygıları artırıyor. Hukuka, özgürlüğe ve barışa susamış olan toplum, üstelik örgütsüzdür. Daha özelde yerel seçimlerde başarı, muhalefet için de, en az iktidar kadar yaşamsaldır.Bu nedenlerle, CHP ve İYİ Parti aday saptanmasında yaptıkları işbirliğini, ete-kemiğe büründürerek ve demokrasi için işbirliğine dönüştürerek sürdürmelidir. Bu ülkede geçmişte ve bugün çok başarılı yerel yönetim deneyimleri vardır. İki partinin yerel yönetimlerde ekonomik ve demokratik bir ortak temelde buluşmaları olanaklıdır ve dahası bunun için çalışmaları, nesnel anlamda zorunludur. Ülke demokrasisinin sağlam bir dayanağının oluşturulması ve rejimin her gün yeni bir yıkıcı tarafını sergilemesinin önlenmesi için vazgeçilmez olan bu işbirliği iki ek yarar da sağlayacaktır. Önce, aday saptanması sırasında CHP’de kimi örgütlerde yaşanan kırgınlık ve küskünlükleri giderebilir. Sonra, CHP-İYİ Parti işbirliğinin dışında kalan, ancak hiçbir biçimde AKP-MHP ikilisine oy vermeyecek olan ve toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan kesimin de seçimlere katılmasını sağlayabilir. .
...***
Esfender Korkmaz, 18 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Eylülde işsiz sayısı 5.8 milyona çıktı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Eylül ayında, TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranı yüzde 11.7 oldu. Geçen sene bu oran yüzde 10.8 idi. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, işsizleri de katarsak Eylül ayında fiili işsiz sayısı 5 milyon 836 bin ve fiili işsizlik oranı da yüzde 16.7 oluyor.İşsizlik verileri içinde en kritik olan, eğitimde ve işte olmayan gençlerdir. Bunların oranı yüzde 27.4 oldu. Fiili işsizliğe göre düzeltirsek üç gençten birisinin eğitimde ve işte olmadığı anlaşılır.İşsiz sayısının daha da artması kaçınılmazdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Üçüncü çeyrek fert başına büyüme sıfıra yakın oldu. Dördüncü çeyrekte büyümenin eksi olacağı ve 2019'da daralma yaşanacağı anlaşılıyor..
Toplam yatırımlar yüzde 3.6 oranında geriledi. Özel sektör, yerli ve yabancı istikrar sorunu olduğu ve güven duymadığı için yatırım yapmıyor. Yılın ilk on ayında da doğrudan yabancı yatırım sermayesi geçen yıllara göre 6 milyar dolar olarak düşük kaldı. Devlet de yatırım yapmıyor. 2019 bütçesi içinde yatırımların payı yalnızca yüzde 6.1 oranındadır. Yatırım olmayınca, üretim ve istihdam da olmaz. Devlet alt yapı, piyasayı düzenleyici yatırımlar yapmazsa, özel sektör de üstüne fabrika kuramaz.
Yine yüksek kur dış kredilerde finansman sıkıntısı doğurdu. Dış kredilerin maliyeti arttı ve çevrilmesi zorlaştı. Reel sektörde birçok firma borçlarında yeniden yapılandırma istedi ve bazıları da konkordatoya gitti.
Sonuç: Türkiye'nin bir istihdam politikası yoktur. Kaldı ki, bundan sonra tek başına bir istihdam politikası da olamaz. Zaten İktidar ve muhalefet tamamıyla popülizm üstüne kurulu bir istihdam politikası çıkmazına girdi. İşsizliğin çözümünde ön şart popülizm tuzağında çıkmaktır.
...***
Şahap Kavcıoğlu, 17 Aralık tarihli Yenişafak gazetesinde, " Birinci 100 günlük eylem planında hedeflenen gerçekleşti mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra atanan Bakanların icraatlarından oluşan 100 Günlük Eylem Planı için yeni bakanlara verilen ilk karne notları da diyebiliriz. Bu icraatlar, aynı zamanda daha yeni emekleme dönemi sayılan Başkanlık sisteminin de test edilmesi bakımından önem taşıyordu.Bu 100 güne şöyle bir baktığımızda, dünyada ve Türkiye’de çok farklı şeylerin yaşandığını görüyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Dünya’ya baktığımızda ABD’nin Çin başta olmak üzere diğer ülkelerle giriştiği ticaret savaşları nedeniyle dünya ekonomisinde oluşan gerilimlere şahit olduk.
Diğer tarafta Türkiye’de; yeni yönetim sürecine geçiş çalışmalarının yoğun bir şekilde sürerken ekonomik açıdan başta rayting kuruluşları olmak üzere, kur, faiz ve enflasyon üçgeni üzerinden ekonomiyi çökertmeyi hedefleyen saldırıları yaşadık.
Ancak, birinci 100 günlük eylem planı bu ve benzeri olumsuzluklara rağmen tamamlandı. Ve hatta, hız kesmeden hemen ikinci 100 günlük eylem plan yayınlandı. Ülke ekonomisi için oldukça önemli olan bu paketin içerisinde neler vardı, ne aşamaya gelinmiş şöyle bir bakalım.
İlk 100 günlük programı incelediğimizde 400 eylemden 340 tanesinin tamamlandığını görüyoruz. İlk 100 günlük programda %97 gibi son derece yüksek bir performansa ulaşıldı. 2018 yılı bütçesinden yapılan harcamalar itibari ile gerçekleşme oranı %86,8 oldu. 400 eylem için hepsi revize edilmiş rakamlarla 43 milyar TL’lik bütçe maliyeti öngörürken, gerçekleşen icraatlara 37,3 milyar TL harcandı.
Bunların arasında önemli, pek çok proje hayata geçirildi. En önemlisi de hiç kuşkusuz, 29 Ekim tarihinde açılışı yapılan İstanbul Havalimanı’dır. Tüm etapları devreye girdiğinde yılda 200 milyon yolcu kapasitesine çıkacak bu havalimanı, hemen her yönüyle dünyada parmakla gösterilen projelerden biri oldu.
24 Haziran seçimlerinin önemli taahhütlerinden biri olan Millet Bahçesi projelerinden 5 tanesi bitirilerek hizmete sunuldu. Ayrıca, 28 adet Millet Bahçesi inşaat ve proje çalışmaları da bu süreçte tamamlandı.Yerli ve milli üretim için teknoloji ve imalat sektörleri başta olmak üzere KOBİ’lere önemli destek verildi. Sonuç olarak, ilk eylem planı başarıyla sonuçlandı.