Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: PKK'lılar Avrupa'yı DEAŞ ile tehdit etti
Yeniçağ:
ABD askerleri Erbil'e gidiyor... ACABA NE İÇİN?..
Aydınlık:
Doğu Akdeniz provokatörleri ABD'nin çekilmesindne rahatsız
Şimdi ise hafta içi köeş yazıları:
...***
Faruk Açkır, 22 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Lütfen, kitaptan vergi almayınız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Şak bir emir geldi ve e-gazete ve e-dergilerden alınan yüzde 1 vergi, yüzde 18’e çıkarıldı. ‘E-kitap’tan da yüzde 18 vergi alınacak.Basılı kitaptan alınan yüzde 8 vergi aynı şekilde devam edecek. Bu arada ‘kutsal kitap’lardan alınan vergi yüzde 1 olarak devam edecek ve ‘Poşetlenerek satılan yayınlardan da zaten alınmakta olan yüzde 18 Katma Değer Vergisi aynı şekilde alınmaya devam edecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Hemen şunu ifade edelim ki kitabın ve kültürün her çeşidinden KDV alınması, hele hele bu verginin yükseltilmesi isabetli bir karar değildir. Hepimiz, Türkiye’yi idare edenlerin her fırsatta “Eğitim ve kültürde hedeflere ulaşamadık” deidiklerini duymuşuzdur. Peki, ne çeşit olursa olsun kitaptan ve kültürden alınan vergilerin arttırılması bu Türkiye’yi bu hedeflere ulaştırır mı?
“Oradan alma, buradan alma. Kimden vergi alınacak, bu işler nasıl yürüyecek?” diyenler olabilir. Onlara karşı, “Kitaptan alma da nereden alırsan al” denilse yeridir. Zaten az kitap okuyan bir millet olarak kayıtlara geçmiş durumdayız. Ve ayrıca kitap okumanın çok iyi olduğunu hepimiz söyleriz. O halde kitaptaki vergileri arttırarak kitap okuma nispetini yükseltebilir miyiz? Tam aksine kitap okumanın dört bir koldan teşvik edilmesi ve desteklenmesi lâzım. Hatta ve hatta, her kademede kitap okuyanlara ‘pozitif ayrıcalık’ tanınmalıdır. Meselâ, kitap okuyan öğrenciye yurt içi ve yurt dışı gezi imkânları sağlanabilir. Kitap okuyan memura daha hızlı terfi, erken tayin ve benzeri avantajlar sağlanabilir. Ya da buna benzer meseleler üzerinde kafa yorarak her şekilde insanların kitap okumaya, eğitim ve kültüre teşvik edilmesi gerekirden tam aksi anlama gelecek KDV artışı kesinlikle doğru değildir.
Zaten bu adıma karşı cemiyetin her kesiminden ve her siyasî görüşünden insanlar tepki gösteriyor. Normal olarak iktidarı destekleyen sivil toplum kuruluşları bile kitaptaki KDV artışına itiraz etti ve ediyor. Haklı tepkiler üzerine KDV’nin yükseltilmesi kararından geri adım atılması dahi mümkündür ve öyle de olması gerekir. Türkiye’yi idare edenler bu yanlışta ısrar ederlerse kaybetmiş olurlar.Çok kısaca Türkiye Yayıncılar Birliği’nin konu hakkındaki açıklamasına bakabiliriz: “Sonuçta e-kitap, elektronik veritabanları ve uzaktan eğitim portalları ülkemizde çok geniş bir kitlenin uygun bir fiyatla, çok geniş bir kitap çeşidine, istediği zamanda ve ülkenin her yerinden ulaşabilmesi için önemli bir fırsat sağlıyordu. Arttırılan vergiler bu yeni filizlenen ve yayıncılığın teknolojik olarak gelişmesine destek olan bu alanı büyük ölçüde tırpanlamış oldu. (...) Yapılan değişiklik basılı kitabı, gazete ve dergileri kapsamıyor, ancak biz basılı kitabın üretim aşamasındaki KDV’yi % 18’lerden % 1’lere çekilmesi (...) yönünde mücadele verirken e-kitap KDV’sindeki bu artış elbette yayıncıları demoralize etmiştir. Çünkü son aylarda kâğıt ve baskı fiyatlarındaki hızlı artış dolayısıyla yayıncılar yayın programlarını revize ederek, kitapların bir kısmını e-kitap olarak satışa sunmayı ve bu maliyet artışını bu şekilde hafifletmeyi düşünmekteydiler. Yapılan değişiklik, basılı kitabın da benzer bir vergi artışına uğrayıp uğramayacağı konusunda biz yayıncıları tedirgin etmiştir. Sektörümüz çok ağır bir vergi yüküyle karşı karşıyadır, (...) bu vergi yükü ağırlığını taşıyamayacak duruma gelmiştir.”
...***
Soner Polat 22 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, “Erdoğan- Ruhani” zirvesi başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani 20 Aralık 2018 günü Ankara’da bir araya geldi. Teknik heyetlerin de katıldığı zirveden sıcak ve samimi mesajlar çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan oldukça açık sözlüydü: “Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun raporlarına rağmen ABD’nin İran’la yaptığı nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi doğru değildir. ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları doğru bulmuyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İran halkının yanındayız.” Cumhurbaşkanı Ruhani de Türkiye ile işbirliğini öne çıkaran mesajlar verdi. Her iki Başkan, “Suriye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne verdikleri önemi” özellikle vurguladı.
Türkiye ve İran, Batı Asya’daki iki önemli ve kilit ülkedir. Bölgesel güç merkezleridir. Kritik jeopolitik eksenlerdir. İki ülkenin de köklü tarihi vardır. Devlet sistemi iki ülkede de kurumlaşmıştır. Bölgedeki her sorunun çözümünde anahtar ülkelerdir. Jeopolitik iki ülkeyi birbirine mecbur ve mahkûm etmektedir. İran, Türkiye’yi doğrudan Asya derinliklerine ulaştırmakta, Türkiye ise İran’ı Avrupa ve Akdeniz havzasına bağlamaktadır. İki ülke arasında gizli gündemi olmayan, gerçekçi ve güven esasına dayanan bir yakınlaşma olduğu takdirde Türkiye ve İran’ın gücü ve etkisi en az üçe katlanır.
Türkiye ve İran’ı içine alan bir haritaya dikkatle göz atalım. İki ülke arasındaki ilişkiler stratejik bir boyuta ulaştığı takdirde, Türkiye bir çırpıda Fars Körfezi, Hint Okyanusu ve Hazar denizine ulaşır. İran ise Karadeniz, Ege ve Akdeniz’e kolaylıkla erişir. Jeopolitikte alan kuvvettir. İki ülke birbirine güvenle yaslanabilirse, muazzam bir coğrafi derinlik kazanırlar. Bu derinlik rakiplere karşı kademeli bir savunma örtüsünün kurulmasını kolaylaştırır.
...***
Remzi Özdemir, 22 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Niye hep inşaata destek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önce hiç görev alanına girmese bile Ziraat Bankası başlattı.Piyasada en düşük 2,20 iken, 0,98 faizden konut kredisi vereceğini açıkladı.Hemen sonra Vakıfbank ve Halkbank da bu kampanyaya katıldı.Sonra İş Bankası...Birkaç gün içinde her halde bütün bankalar bu kampanyaya destek verecek gibi görünüyor.Düşük faizin maliyetini inşaat şirketi ile banka ortaklaşa karşılayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kredinin maliyeti yüzde ikiyse bunun yarısı inşaat şirketi yarısı da bankadan.Tabii ki bu tüm konutlar için değil.Sadece elinde konut stoku olup da satamayan ve banka ile anlaşan şirketler.Bunlar belirli büyük inşaat şirketleri.Tabii ki markalı konutlar.Bu kampanyalar öyle dar gelirliyi ilgilendirmiyor.Yani 100 bin lira vereyim, 200 bin lira da 0,98 faizle bankadan kredi alıp başımı sokacağım bir ev alayım diye düşünen varsa boşuna hayal kurmasın.Bu büyük inşaat şirketlerini kurtarma operasyonu.Bu kampanyaya en son katılan İş Bankası oldu. İş Bankası tam açıklama yaptığı sırada Türkiye genelinde konut satışlarının yüzde 27 düştüğü açıklandı.Yani iktidarın onca destek ve harç-vergi indirimine rağmen konut satışları resmen göçtü. Alanlar ise Iraklı ve Suriyeli. Yani bunlar da olmasa hiç kimsenin ev alacak hali yok. Gelelim en önemli soruya:Şu ana kadar binlerce şirket konkordato ilan etti, birçoğu iflas etti. Yine sayıları tam bilinmemekle beraber binlerce küçük esnaf kepenk kapattı.Bazı şirketler çalışanlarına maaş bile ödeyemiyor.Kapanan ve kriz nedeniyle işsiz kalanların sayısı TÜİK'e göre yüzde 12'ye dayandı. Genç nüfusta işsizlik yüzde 24'e ulaştı. KOBİ'ler banka kapılarından bırakın milyonluk krediyi bulmayı 10 bin liralık kredi için bile adeta kovuluyor.Tüm bunlar olurken, iktidarın baskısıyla bankalar zararına sırf Türkiye kalkınsın(?)diye inşaatçılara kredi verecekler.Bu soruya eminim ki, Nobel ödüllü finansçılar bile yanıt veremeyecek.Senin ülkenin sanayisi çökerken, KOBİ'leri iflas ederken onları desteklemeyen her hafta üstüne üstlük kredileri geri çağıran bankalar müteahhitleri destekliyor.Türkiye'nin bugün başına ne geldiyse paranın toprağa gömülmesinden geldi.Birileri ranttan para kazanacak diye hâlâ inşaat sektörünü desteklemek bu ülkeye yapılan en büyük kötülüktür.