Aralık 30, 2018 11:11 Europe/Istanbul

Aydınlık: Moskova zirvesinden işbirliği kararı

Cumhuriyet:

TBMM şapkalı aday: ‘Anayasaya aykırı’

Star:

F-35 projesinde hiçbir gecikme yok

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 29 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Asgarî ücret peşinen erimiş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Asgarî ücret 2 bin 20 TL olarak belirlendi. Avrupa ülkelerinde asgarî ücretlilerin oranının yüzde 7 olmasına karşı Türkiye’de çalışanların yüzde 48’inin, asgarî ücrete yakın düşük maaşlar alması asgarî ücretlinin “geçinmesi”ni gündeme getirdi.Bundandır ki, ekonomistler, ağır ekonomik kriz altında asgarî ücretten vergiler kalkmadıkça enflasyon ve pahalılığa göre gerçek rakamını bulmayacağını belirtiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Asgarî ücretle birlikte üretim ve hizmet sektörlerinde maliyetlerin artacağını belirten ekonomist Uğur Civelek’in, “2 bin 20 lira hangi kesimin sorununu çözüyor? Vatandaşların son 16 yılda satın alma gücü sistemli bir şekilde geriledi. Yapılan zam yeterli olamayacaktır. Ekonomideki kötü gidişat, krizde derinleşme devam ediyor. Yeni Ekonomik Program hedefleri gerçekleşmediği için 31 Mart seçimleri sonrası ekonomik açıdan belirsizlik gitgide artıyor. İşçiyi 2019’da da zor günler bekliyor” değerlendirmesi dikkat çekici.

Keza Türkiye’de açlık sınırının 2 bin TL, yoksulluk sınırının da 6 bin TL olduğunu nazara verip, 2019 yılı için asgarî ücretin en az net 2 bin 800 TL olması gerektiğini söyleyen sendikacıların, “Çünkü yılın ikinci yarısında ücret vergi dilimine girdiği zaman işçi Ocak ayında aldığı maaşı alamıyor ve bu nedenle eziliyor” diyorlar.

Özetle, Türkiye ekonomisi kat kat zamlarla ve gittikçe artan yüksek enflasyonla kan kaybederken, açıklanan yeni asgarî ücret, yine düşük seviyede kalmış. 2 bin 20 TL olarak açıklanan 2019’un asgarî ücret tutarı diğer ülkelerdeki asgarî ücretle kıyaslandığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.

Vakıa şu ki son yıllarda uluslararası kuruluşların araştırma raporlarıyla, Türkiye’nin “basın özgürlüğü”, “yolsuzluklarla mücadele”, “insanî gelişmişlik” ve “ekonomik özgürlük” endeksleri savaş mağduru Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve kuraklık mağduru Nijer’le aynı kategorilerde.

Ekonomik büyüklükte gelişmiş ilk yirmi ülke arasında olmasının halkın refah seviyesine yansımadığı fert başına düşen millî gelirde 60. sıralara gerilemesiyle açığa çıkıyor. Bu bakımdan OECD’nin “gelir düzeyi”, “sağlık”, “güvenlik” ve “iskân/barınma” gibi alanlarda ölçtüğü “daha iyi yaşama endeksi”nde Türkiye son sıralarda.

En çarpıcısı da, “demokrasi endeksi”nde Türkiye’nin “kusurlu demokrasiler”in altına inip “hibrit demokrasiler” kategorisine düşmesi.  Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) verilerine göre, 15 Temmuz hâdisesi bahane edilerek, Türkiye’de 170’e yakın gazete, dergi, radyo, TV kanalının kapatılması; 162 gazetecinin hapse konulması, toplam 206 gazetecinin cezâî kovuşturmaya tabi tutulması.

Bu açıdan, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü 2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, 180 ülke içerisinde 157. sıraya gerilemesiyle Türkiye’nin basın özgürlüğünde son otuz yılın en kötü durumuna düştüğü tesbiti dikkat çekici.

Ve en son “insanın hak ve hürriyetlerini kapsayan” parametrelerde, “siyasî rejim”, “ferdi ve toplumsal refah düzeyi” alanlarında ölçülen “insanî özgürlük endeksi”nde Türkiye’nin 11 sıra gerileyerek 107. sıraya düşmesi, “demokrasi ve özgürlüklerde kimse bize ders veremez” iddiasının tutarsızlığını gün yüzüne çıkarıyor.

...***

Orhan Uğuroğlu, 29 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP ve Erdoğan'ın tükenmişliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Recep Tayyip Erdoğan siyaset kulvarı yarışçısı ve takımı AKP 16 yıldır siyaset liginin şampiyonu.Erdoğan'ın sarayları, uçakları, zırhlı arabaları, yüzlerce koruması var, Türkiye Cumhuriyeti Devletini tek başına yönetiyor.Bakanları var hiç birisi siyasetçi değil, halka hesap verme yükümlülükleri yok, çünkü hepsi Erdoğan'ın memuru.Yürütme, yani Cumhurbaşkanlığı Hükümeti tek başına Erdoğan'ın emrinde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yasama, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi MHP ile Devlet Bahçeli'nin yandaşlığı ile tek başına Erdoğan'ın emrinde.Yargı, yani Hâkimler Savcılar Kurulu tek başına Erdoğan'ın emrinde.Devlet, yani valisi, kaymakamı, devlet memurları tek başına Erdoğan'ın emrinde. 16 yıldır siyaset liginin şampiyonu o Erdoğan ki "çözüm süreci" diye PKK ve HDP ile el ele, kol kola yürüdü. O Erdoğan ki İstanbul'a "İhanet" ettiğini itiraf etmek zorunda kaldı. 16 yıldır siyaset liginin şampiyonu o Erdoğan ki AKP'nin "metal yorgunu" olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. O Erdoğan ki "yolsuzluk iddiaları" belgeleri ile ortaya konan 4 bakanını Meclis'te AKP milletvekillerinin oyları ile Yüce Divan'da yargılanmaktan kurtardı.16 yıldır siyaset liginin şampiyonu o Erdoğan ki Ankara, İstanbul, Bursa, Balıkesir, Düzce, Niğde, Ordu gibi seçilmiş AKP'li Belediye Başkanlarını "demokrasiyi ayaklar altına alarak" azletti.16 yıldır siyaset liginin şampiyonu o Erdoğan ki Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına bula bula Kayserili "metal yorgunu" Mehmet Özhaseki'yi buldu. Şimdi gelelim 16 yılın şampiyonu AKP'nin çöküşünün ispatına.O AKP ve Erdoğan ki 16 yıldır devlet gelirlerini, vergilerimizi, özelleştirme gelirlerini "har vurup, harman savuran" ekonomiyi de dibe vurma şampiyonu oldu.O AKP ve Erdoğan ki 16 yıl sonunda enflasyon, yüksek faiz, işsizlik, eğitimsizlik, kültürsüzlük, fakirlik ve fukaralığın da şampiyonu oldu. O Erdoğan ki 16 Nisan referandumu öncesi "koalisyonlar olmayacak" diye meydanlarda nutuklar atıyordu.O Erdoğan ki yandaş medya çoğunluğu dahi yetmedi ki özgür gazetecileri ve özerk medyayı da susturmanın, kapatmanın adımını RTÜK ile attı.

...***

Hüseyin Gülerce, 29 Aralık tarihli Star gazetesinde, “Pişman olmuş FETÖ’cü neden yok?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son günlerde FETÖ’cülerle ilgili en çok, “hiç pişman olmuyorlar” diye konuşuluyor. 17/25 Aralık siyasî darbe teşebbüsünden beri 5 yıldır hükümetle kavga eden, devlete savaş açan ve en son 15 Temmuz 2016’de darbe teşebbüsünde bulunan bir terör örgütünden hala vazgeçmeyenlerden bahsediyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Tanklarla insanımız ezilmiş, kurşunlanmış, savaş uçağı ile Polis Özel Harekât merkezimiz, bombalanmış. Sokağa çıkacak yüzleri, insan içine çıkacak onurları, itibarları kalmamış. İnsanlar onlardan cüzzamlı gibi kaçıyorlar. Müslümanlığı ağızlarına alsalar bir ton dayak yiyecek haldeler.  Lakin FETÖ’cülere bunların hiçbiri etki etmiyor. Kamera görüntülerine rağmen aklımızla alay ediyor, mahkeme salonlarında inkâra ve yalana sapıyorlar. Pensilvanya’dan FETÖ elebaşı ne üfürüyorsa, ne rol veriyorsa onu oynuyorlar.

Bu topraklardaki en büyük ihaneti yapmışlar ama milletimize verdikleri acıları hafife alıyorlar. Mahkeme salonlarında hiç pişmanlık eseri göstermeden alayvari konuşuyorlar, aklımızla alay ediyorlar.  Dışarıdakilerde de görüyoruz, hiç pişmanlık duymuyorlar. Neden? Neredeyse tamamı karakter itibariyle aklını kiraya vermiş, vicdanını ipotek ettirmiş tipler. İstediğiniz kadar anlatın, istediğiniz kadar şefkat ve merhametle yaklaşın ha duvara konuşuyorsunuz, ha onlara konuşuyorsunuz… Fetullah Gülen bir strateji olarak bunları tapar gibi şahsına bağlamış. Bağlarken de liyakati, şahsiyetli olmayı, insanın kendisi olmasını değil, sadece sorgusuz sualsiz biat etmeyi ölçü yapmış.

Liyakatsiz adamlar, Fetullah rütbeleri ile donanınca, bugün düştükleri durumu, hazmedemiyor, kabullenemiyorlar.

Onun için pişmanlık sergilemiyorlar. “Yenilmedik, yine geleceğiz” diye avunup duruyorlar.  Fetullah Gülen bunlara rüyalarla, yalanlarla habire umut zehri aşılıyor.

Pişman değiller çünkü “asırlardır beklenen salih zat” olduğuna iman ettikleri, mübalağa etmiyorum, taptıkları “Hocaefendi”leri başlarında iken eninde sonunda Türkiye’yi ele geçireceklerinden zerre şüpheleri yok.  Çoluk çocukları sırf FETÖ elebaşının, “teslim olmayın, kaçın” talimatı yüzünden Ege’de, Meriç’te boğulduğu halde gerçek zalimin F. Gülen olduğunu göremiyor, uyanamıyorlar…