Ocak 06, 2019 11:12 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete: Uğur Gürses: Kamunun kaynakları seçim için seferber edilmiş

Yenişafak:

Bankalar faizden dört köşe

Yeni Asya:

Sarı yelekliler yeniden sokaklarda

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 6 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İstikrarın anahtarı iyi yönetimdir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2018 dördüncü çeyrek ve 2019 yılında, ekonomide daralma olacağı belli oldu. Öte yandan 2018 enflasyonu da yüzde 20'nin üstüne çıktı ve 2019 yılında eğer siyasi bir sorun yaşamazsak, düşebilir.Enflasyonla mücadele denilince ilk akla gelen kemer sıkma politikaları oluyor. Kemer sıkma da ekonomide daralmayı hızlandırıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

İkisine birden çözüm olur mu? Türkiye şartlarında olur. Önce enflasyona doğru teşhis koymak gerekir. Sonra enflasyon ve durgunluğun iki ortak paydası, üretimi dışa bağımlı olmaktan kurtarmak ve yapısal sorun haline gelen verimliliği artırmak gerekir.

Hükümetin, yüzde 25 enflasyonu yüzde 20'ye düşüreceğiz demesi, uluslararası piyasalar, uluslararası değerlendirme kuruluşları, IMF ve Dünya Bankası açısından hiçbir anlam ifade etmez. İki nedenle:

Millî paranın korunması ve enflasyon hedefini merkez bankaları yapar. MB 2006 yılından beri açık enflasyon hedeflemesi yapıyor ve bugüne kadar hiçbir zaman tutturamadı. Bu nedenledir ki Merkez Bankası'na olan güven azaldı ve ekonomi senelerdir kırılgandır.

Yüzde 20 ve üstü enflasyon oranı dünyada bizim gibi gelişmekte olan ülkelere göre ve dünya enflasyon ortalamasına göre çok yüksektir. 2018 gelişmekte olan ülkeler enflasyon ortalaması yüzde 4- 5 dolayındadır.

Dünyanın en yüksek enflasyonunu yaşadığımız halde, bunu başarı gibi göstermek, Türkiye'ye olan dış güveni sarsar.

Üretimin dış girdiye, ithal ara malı ve ham maddeye bağımlı olması, kur şoku yaşadığımızda üretim maliyetlerini artırıyor. Yİ-ÜFE'nin yüzde 40'a kadar çıkması bu nedenle oldu. Üretim maliyetleri de perakendeye yansıyor.

Yani kur şoku enflasyonu artırdı, büyümeyi düşürdü. Öte yandan, kur şoku ithal ara malı ve ham maddenin pahalı olması yanında, ithalatın finansmanını zora sokuyor. İthal girdinin azalması, içeride ikame üretim olmadığı için, üretimin azalmasına neden oluyor. Büyüme düşüyor. 2018 üçüncü çeyreğinde böyle oldu. Bunun çözümü paketlerle olmaz. İthal ara malı ve ham madde sektöründe ithal ikamesi politikası uygulamak ve içeride yatırım ortamı yaratmak gerekir.

Türkiye'de düşük verimlilik hem üretim maliyetlerini artırıyor. Hem maliyet enflasyonu ortaya çıkıyor. Hem de üretim hacmini düşürüyor. Durgunluk ve daralma ortaya çıkıyor.

...***

Saygı Öztürk, 6 Ocak tarihli Sözcü gazetesinde, "Bu, YSK'nın en zor kararı olacak"başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

"24 Haziran Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde, kanunda yer almasına, yayımladığı genelgede belirtilmesine karşın, oy verme işlemi devam ederken mühürsüz oy pusulasını ve zarflarını geçerli sayan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), tartışmalı kararlarıyla hep gündemde. Başkan Sadi Güven ve 5 üyenin 23 Ocak'ta, diğer 5 üyenin de 2022'de görev süreleri dolacaktı. Hepsinin görev süreleri bir yıl uzatıldı. Onlar bu durumdan çok memnun. Çünkü, Yargıtay ve Danıştay'daki maaşları kadar YSK'dan da bir o kadar yevmiye aldıkları gibi şoförlü makam araçları ve bazı ayrıcalıkları da bulunuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

YSK üyelerinin görev süresi tartışmalı bir biçimde uzatıldı. Bu yetmiyor, aynı YSK 2004, 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde tutuklulara ve taksirli suçlardan hükümlü olanlara oy kullandırırken, son aldığı kararla başka seçim çevresinde olanların seçme hakkını elinden aldı. TBMM Başkanı Binali Yıldırım'ın, başkanlık görevinden istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday gösterilmesi de tartışmalı. Çünkü, YSK'nın geçmişte benzer konularda aldığı kararla, başkanlıktan istifa etmeden Yıldırım'ın aday gösterilmesi çelişiyor. Hemen hatırlatalım; YSK şu aşamada Yıldırım ile ilgili karar vermez. Çünkü, ona sıra gelmeden yapılması gerekenler var. Binali Yıldırım'ın TBMM Başkanlığı'ndan istifa etmeden seçime girmesi üzerine konunun YSK'ya taşınma süreci şöyle olacak: Siyasi partiler, aday listelerini 19 Şubat'ta İl Seçim Kurulu'na teslim edecek. Seçim Kurulu, listeleri 22 Şubat'ta ilan edecek. 22 ve 23 Şubat'ta adaylar için itiraz edilebilecek. Binali Yıldırım için de aynı süreç yaşanacak. Binali Yıldırım'ın istifa etmeden adaylığının açıklanması durumunda yapılan itirazla ilgili olarak İstanbul İl Seçim Kurulu, itirazı ya kabul edecek ya da reddedecek. *İl Seçim Kurulu'nun verdiği karara karşılık, YSK'ya itiraz hakkı var. Ancak o zaman Binali Yıldırım'ın konusu YSK'da gündeme gelebilecek. Bugünden konunun YSK gündemine gelmesi söz konusu değil. Gelse de şu aşamada süreç başlamadığı için YSK bir karar veremez.

...***

Mustafa Pamukoğlu, 6 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, "2000-2001 ekonomik krizini hatırlayın"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2019’da ekonomik tsunaminin olacağından korkuyoruz. Bunun gerekçelerini daha iyi analiz edebilmek için iktisat tarihini devamlı gözden geçirmek ve geçmiş krizlerin sebeplerini analiz etmek ve buna göre tedbir almak ve çözümler üretmek gerekiyor. 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizi de hatırlanması gereken önemli krizlerdendir. 2000 yılına gelirken Türkiye ekonomik açıdan sıkıntılarla boğuşuyordu. 1998 Rusya krizi Türkiye’nin ihracat ve turizm gelirlerinde yaklaşık 13 milyar dolara yakın bir zarara neden olmuştu. Üstüne üstlük 1999 depremi de Marmara Bölgesinde önemli ekonomik kayıplara yol açmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu sıkıntıları yaşayan ekonomi için çözüm programı IMF stand-by anlaşması ile yürürlüğe giren bir ekonomik programdı. Ancak IMF kontrolünde olan bu program işe yaramayacaktı.

Bu programın üç temel çözüm hedefi vardı:

Bütçe ve bütçe dışındaki kamu kesiminde mali disiplini sağlamak

Bütçe açıkları ve KİT açıkları azaltılmasıyla ve tarımsal destekleme fiyatları hedeflenen enflasyon oranında artırılmasıyla mali disiplinin sağlanacağı bekleniyordu.

Önceden belirlenmiş bir sabit kur sistemi ile döviz kurlarına yön vermek. Merkez Bankası’nın önceden döviz kurunu açıklayarak enflasyon beklentilerini düşürmek hedefleniyordu.

Yapısal reformlar ve özelleştirmeleri tamamlamak. Kamu finansmanı açıklarının azaltılması ve sağlanan dengenin istikrar kazanması için tarım kesimi daha iyi bir şekilde desteklenmeli. Elektrik üretim ve dağıtımı özelleştirilmeli, özel emeklilik sistemi getirilmeliydi. Bütçe gelirlerinde faiz dışı fazla vermek için vergi gelirlerinin artırılması ve hazine iç borçlanma yükü düşürülmeliydi. Hazine iç borçlanma yükü dış borçlanmayı artırarak sağlanacaktı. İç borç yerine dış borç kullanılacaktı.

Kamu finansmanı vergi gelirlerindeki artış ve dış borçla sağlanacaktı. Merkez Bankası ise döviz girişlerine karşılık TL’yi tedavüle sokacaktı.

Bu önlemden beklenen ise şu idi: Vergi gelirlerindeki artış ve dış borçlanma piyasanın likidite yönünden rahatlamasına yol açacaktı. İç borçlanma senetlerine gitmeyecek fonlar piyasada ek likidite yaratacaktı. Bununla beklenen kurun kontrol altında tutulması ve faizin serbest bırakılmasıydı.

Faizlerin düşüşü iç tüketim talebini artırdı. Bireysel krediler yaygınlaştı. Tasarruflar tüketime yöneldi. İç talep canlı kaldığı için enflasyonda beklenen düşüş olmadı.

Eylül ayında BDDK kuruldu. BDDK’nın yeni bir kurum olması ve taviz vermeyecek bir tutum sergileyeceğinin anlaşılması bankacılık sektöründe kaygı yaratmıştı. Bu onları açık pozisyonlarını azaltma yoluna gitmeye yol açtı. Bu da bankaların artan döviz talebinin Türk lirasına olan talebi artırmasına yol açtı ve faizler yükseldi. Yükselen faizler de bankaların ellerindeki hazine bonolarının değerini düşürüyor ve zarar büyüyordu. Üstelik bankalar bu Hazine bonolarını yurtdışı finans kurumlarına teminat olarak vermişlerdi.

Buna tedbir alınamayınca piyasalarda likidite sıkışıklığı baş gösterdi ve bu da faizlerin daha da yükselmesine yol açtı. Yabancı yatırımcılar yurt dışını terk etmeye başladılar. Onların hızlı çıkışı dövize olan talebi artırdı.