Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet için birlik olalım
Yeniçağ:
İYİ Parti Grup Başkanvekili Türkkan: Türkiye’nin sermaye yapısındaki biriktirdiğimiz o çuvalın dibini deldiniz
Yenişafak:
Suudi Arabistan'da yargı tiyatrosu devam ediyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre kongar, 11 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Meşruiyetin iki kaynağı: Sandık ve özgürlükler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Demokrasilerde, bir iktidarın meşruiyeti iki kaynaktan gelir: Seçmene gerçekten birbirinden farklı seçeneklerin sunulduğu, eşit, adil ve şeffaf koşullarda yapılan periyodik seçimler. Başta ifade, muhalefet ve medya özgürlüğü olmak üzere, bütün temel hak ve özgürlüklerin varlığı, güvencesi ve kullanılabilirliği.”dşyen yazar, yazısının devamında şu ifadele yer veriyor:
...***
İnsanlık tarihine çok hızlı bir göz atarsak:
İnsanlığın bebeklik aşamasındaki Toplayıcılık/Avcılık döneminde reis iktidarının meşruiyeti, aile/aşiret kimliğine ve kaba kuvvete dayalıdır.
İnsanlığın olgunluk aşamasındaki Bilişim döneminde demokratik iktidarın meşruiyeti ise, eşit, adil, şeffaf, periyodik seçimlere ve bütün kimliklerin ve farklılıkların eşit olarak yararlandıkları temel hak ve özgürlüklere dayalıdır.
Ne yazık ki Türkiye, 31 Mart 2019 yerel seçimlerine, demokratik bir iktidarın meşruiyeti için gerekli olan bu her iki koşulun da Erdoğan/AKP yönetimi tarafından zedelenmiş olduğu bir ortamda gitmektedir.
Seçimlerin eşit, adil ve şeffaf bir ortamda ve sandık güvenliği sağlanmış olarak yapılması ilkesi temelden sarsılmıştır.
Temel hak ve özgürlüklerin özellikle iktidar dışında kalan sınıf, kesim ve gruplar tarafından eksiksiz kullanılmaları ilkesi zedelenmiştir.
Yargıyı siyasetin emrine verdiği ve ilgisiz maddeleri aynı anda “Evet-Hayır” seçeneğiyle oylamaya sunduğu için, demokratik felsefeye ve Venedik Komisyonu ilkelerine aykırı olduğu halde “FETÖ’cülerin” ve “Yetmez ama Evet’çilerin” desteğiyle gerçekleştirilebilen, 12 Eylül 2010 Halkoylaması ile başlayan bu iki temel zedeleme sürecine ilişkin pek çok örnek verilebilir; nitekim bu sütunda verilmiştir ve verilmeye de devam edilecektir.
Ama sanıyorum mevcut duruma ilişkin tek bir gözlem, Erdoğan/ AKP iktidarının seçim ve sandık güvenliğine ilişkin olarak açtığı büyük meşruiyet yarasını anlatmaya yetecektir: Devletin ve hükümetin bütün yetkilerini ve olanaklarını elinde toplamış olan muktedir Cumhurbaşkanı, iktidar partisi lehine, resmen ve alenen, üstelik da çok sert ve suçlayıcı bir üslupla, hem de yargının siyasetin etkisine açık hale getirildiği bir ortamda, tekelleştirilmiş bir medya düzenini de kullanarak sürekli bir biçimde propaganda yapmaktadır. Meclis Başkanı’nın istifa etmeden Belediye Başkanlığı’na aday olması ise demokratik meşruiyeti zedelemiş olan bu sürecin bir başka sonucudur.
...***
Esfender korkmaz, 11 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İstikrara dinamit”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“31 Mart yerel yönetim seçimleri için siyasi iktidar, yeniden seçime dönük popülist paketler açıklamaya başladı. Bir defa popülizme başlayan iktidarlar, her seçimde yeni ve daha çok popülizm yapmak ve farklı algı yaratmak zorundadır.Bugün seçim nedeniyle ekonomi iki tehdit altındadır... Birisi... Siyasi iktidarın verileri tersinden yorumlayarak farklı algı yaratması;İkincisi... Siyasi iktidarın seçime dönük geçici paketler uygulamasıdır. Bir zamanlar siyasi iktidar, IMF'ye olan 25 milyar dolar borcu ödedik diye propaganda yapmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gerçekte Türkiye'nin 2002 yılında 129 milyar dolar olan dış borcuna 300 milyar dolar eklenmiş, bunun 25 milyar doları ile IMF'ye olan borç ödenmişti. Yani gerçekte borç stokuna 275 milyar dolar eklenmişti.Halk bu algıya kanabilir. Piyasayı yönlendirenler açısından ise o zaman bu algı yaratma operasyonu ters tepmiş, güven kaybına yol açmış ve piyasada kırılganlık yaratarak ciddi yatırım sermayesini ürkütmüştü. Gerçekte Merkez Bankası, Aralık 2018 ayı için TÜFE bazlı reel kur endeksini 75 olarak açıkladı. Bu demektir ki TL, yüzde 25 oranında daha düşüktür. Dünyanın dolar karşısın en düşük değerde olan paraları arasındadır. İktidar vergi gelirlerini seçim odaklı kullanıyor, haksız rekabet yaratıyor ve gelir dağılımı bozuluyor.Ziraat Bankası'nın düşük faizle kredi vermesi, bankanın zarar etmesi demektir. Ziraat Bankası'nın çiftçiye destek vermesi nedeni ile ortaya çıkan görev zararını hazine ödüyor. Ancak siyasi amaçla verilen bu krediler işletme zararına yol açıyor. Bu zarar da hazine tarafından yani halkın vergileri ile ödeniyor. Başka bir ifade ile zarar sosyalize ediliyor. Yani siyasi iktidarın seçim popülizminin maliyetini halk ödüyor. Böyle bir uygulama diğer partilere karşı haksızlık değil mi? Siyasette haksız rekabet yaratmaz mı?Merkez Bankası'nın her sene Nisan ayında yaptığı genel kurulu bu sene Ocak ayına çekildi. Amaç bankanın 37 milyar lira kârının erkenden hazineye aktarılması. Anlaşılan bu gelir de seçim bütçesi için kullanılacak. Bütçesinin yıllık düzeni bozulacak. Bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik istikrar sorununun temelinde seçim popülizmi yatıyor. Bu yeni şartlarda teknik olarak siyasi iktidar seçim uğruna piyasayı ve ekonomik istikrarı dinamitlemiş oluyor.
...***
Mustafa Pamukolğlu 11 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “ Bu dönemde bir devlet bankası yöneticisi olmak çile”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlet bankaları bu dönemde Hükümetin sanki kasası gibi. İmar Barışı kredisi, esnaf kredisi, futbol kulüplerinin kredi borçlarını yapılandır ve üstüne al, kredi kart borçlarını üstlen ve 24-60 ay vadeli kredi sağla, Merkez Bankası karını Hazineye aktarsın. Bütün bunlar söylemde çok hoş ama uygulamada söylendiği ve vaat edildiği gibi olmayacak. Olanlar da aspirin faydası sağlayacak.Gelin bu kredileri almanın ne kadar zor olduğunu bir gözden geçirelim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bir binanız ile ilgili imar barışına başvurdunuz ve 100 bin lira harç bedeli tahakkuk etti. Ziraat Bankasına gidip kredi talep ettiniz. Hemen size krediye verecek algısıyla banka müdürüne mutlulukla gittiniz. Banka müdürü ilgili kişiyi de çağırıp size şu soruları sorar:
İmar barışından nasıl yararlandınız? Yararlanmanız gereken başka yer var mıydı? Krediye teminat ne vereceksiniz? Biz gayrimenkulü tercih ederiz. Siz, “Zaten bu paraya el süremeyeceğim, hemen Çevre Bakanlığı hesabına gidecek. Bu nedenle kefaletle olmaz mı?” dersiniz
Cevap: olur ama bu krediyi ödeyebilecek kişi veya şirket lazım.
Sorular, istenen belgeler, limit sorunları, hele bir de kredi skorunda bir problem varsa banka yöneticilerinin çayını içip eli boş çıkarsınız.
Büyük ihtimalle de imar barışı kredisi normal krediye dönüştürülür. Ucuz imar barışı kredisi pahalı kredi haline gelir.
Ziraat Bankası kredi taksitlerini ödeme gücünde olmalısınız. Taksit tutarı aylık gelirinizin yüzde 75’ini geçemez. Örneğin 2 bin TL aylık net geliriniz varsa. Kredi kartı kredi taksiti en fazla bin 500 TL olabilir. Kanuni takibe düşen kredi kartlarına banka kredi vermeyecek Bu krediyi alanın artık kredi kartı kullanması zor. Zorunlu kartsız dönem geçirecek.
300-350 bin esnafa 22 milyar TL kredi verilecekmiş, gel de inan. Bir esnafa verilecek kredi ortalaması 62 bin lira.50 bin lira dersek bununla esnaf neyi çözecek o da ayrı bir sorun.Öte yandan bu kredinin seçimlere kadar verilmesi de gerekiyor. Aksi halde mutsuz esnafın nasıl oy vereceği belli olmaz.Bir kere kaynak nerede? Bütçede böyle bir kaynak yok. Bankalar bu kaynağı kendi kaynaklarından verirse ve devletten alamazsa görev zararı. Bu zararı da kısa süre sonra vatandaş vergi artışları ve zamlarla ödemek zorunda kalacak.
Esnaf alacağı bu krediyle borç ödeyecek. Netice de borcu borçla ödeyecek. Borçları uzun vadeye yayılmış olacak. Yani resmi olmayan konkordato yapmış olacak.Futbol kulüplerinin şirketlerinin bankalara olan 14 milyar TL kredi borçlarının bir kısmı silinerek konsolide edileceği Türk futbolunun içine düştüğü aciz durumu göstermeye yetiyor. Devlet bankaları bunu üstlenecek ve silinen alacak ve düşük faizden doğan maliyetle zarar edecek. Bu zararın da adı Görev Zararı olacak. Kötü yönetilen futbol kulüplerini kurtarmak sanki bir “görev” ve kamu yararı yaratıyor.Hükümet 2019’da tsunami olmaması için değil olması için çaba harcıyor. Yeter ki belediye seçimleri kaybedilmesin.