Ocak 16, 2019 11:11 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: YSK belirledi: 2 kritik tarih netleşti

Karar:

Erdoğan: Trump bizi üzdü

Yeniçağ:

80 metre kareye 85 seçmeni sığdırdılar!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 15 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sahte seçmenler; nüfus müdürlüklerinde ‘gizli el’ mi var?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Beylerbeyi top sahasında ikamet eden yüzlerce hanelik bir seçmen kitlesi saptandı”.. Zaytung haberi gibi. Olmayan beşinci katlara kayıtlı, oy kullanacak seçmenlerden tutun, ilçe nüfus sayısını birkaç bin geçen seçmen olaylarına kadar, ülke çapında yaygın bir sahtekârlık söz konusu. Ucu ülkenin hemen her yerinde görünüyorsa “fazla seçmen” olayı, bu buzdağının görünen yüzü olabilir. Yüz binlerce seçmeni barındıran bir olayla karşı karşıyayız demektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dün sabah muhtarlığa uğradık. YSK’nin asılı seçmen kütüklerinde isimlerimizi aradık ve bulduk, ama kütüklerde apartmanımızda kaç kişinin yazılı olduğunu göremiyorsunuz.

Bu şüphesiz geçen seçimlerde uygulanan ve sahtekârlığa açık bir karardı, çünkü şeffaflığı engelleyip kontrol olanağını yok ediyordu.. Durum hâlâ öyle.. Ama muhtarlığımızın bilgisayarında yeni bir yazılımda, sokakta apartmanda kimlerin kaydedilmiş olduğunu görüyorsunuz. Bizde isimler tamam. Kolay kontrol edilebilecek yerlerin dışında kalan kim kime dum duma çok geniş memleket sathında istedikleri gibi at oynatılabilirler. Muhtarlığa sorduk, Yüksek Seçim Kurulu’nun askıya çıkan kütüklerinin muhtarlıklarla ilgisi sıfır. Bu kütükler nüfus müdürlüklerinin kayıt sistemleri esas alınarak gerçekleştiriliyor. Çünkü hemen hemen 10 yıldır, nerede kayıt olduğunuzun resmi yeri nüfus müdürlükleri. Siz “ben şuraya taşındım, artık burada oturuyorum” diye başvuruyorsunuz, sizden ya bir elektrik - su faturası istiyorlar ya da apartmanda oturanlardan birinin onayını: Evet burada oturuyor. Böylece seçim mahalliniz ve nerede oy kullanacağınız da belli oluyor. “Fazla seçmen yükleme”nin adresi nüfus müdürlükleri. Nüfus müdürlükleri İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Yani merkezi olarak yönetiliyor.

İktidarın gizli eli mi var? Şimdi sormalı: Nüfus müdürlüklerinde bir “gizli el” mi bu yüklemeleri yapıyor? Bu “gizli el”e bu fazla seçmen listeleri mi gidiyor, “bu isimleri çeşitli yerlere iyi bir şekilde dağıt” talimatıyla?

İşaretler böyle gösteriyor. Doğrusu bu sahte seçmen kaydı olayını Yüksek Seçim Kurulu’nda aramaktan çok, sanırım nüfus müdürlüklerinde aramak daha doğru gibi...

Bu sahtelik ne kadar yaygın, bilmiyoruz. Seçimin kaderini ilçelerde, kentlerde değiştirecek, iktidar merkezli geniş bir uygulama söz konusu mu? Eğer böyleyse seçim yapılmasının anlamı yok.  Bunu anlamak için “evet mutlaka böyledir” gibi ön kabullerden yola çıkmak yerine, ülke - kent çapında temsil edilebilecek sonuçlara ulaşılmasını sağlayacak bir “bilgi havuzu” gerekli ve konunun uzmanı araştırmacıların da bunu çeşitli yöntemlerle değerlendirmesi şart. Binali Bey “seçimler siyasi faaliyet değildir” açıklamasıyla, anayasanın “Meclis Başkanı vb. siyasi faaliyette bulunamazlar” kesin emrinin kendisi için geçerli olamayacağı gibi, ancak İsmail Dümbüllü’nün kavuğuna anlatılacak bir gerekçe sundu.

Bu gibi uyduruk sığınmalar yapacağına Meclis Başkanlığı’ndan istifa yolunu seçmeyen bir kimse, Başkan seçilirse, hukuka yasaya uymam demektedir.  Biliyorsunuz, Binali Bey daha önce de “diğerleri de istifa etsin ben de ederim” biçiminde çuvala sığmayacak bir açıklama daha yapmıştı. Bırakın diğerlerini miğerlerini, örnek olun ve istifa edin. Yoksa anayasa dışı durumunuz ömür billah yakanızı bırakmayacaktır. Muhalefetin de bu konuyu, kime şikâyet edeceğiz gibi, uyduruktan bahanelerle geçiştirmesi de başka bir mizah konusu...

...***

Hasan Öztürk, 15 Ocak tarihli Yenişafak gazetesinde, “İstanbul’da sadece yollar değil kaldırımlar da işgal altında”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul’un sadece taşıt trafiği sorunu mu var? Ya da sadece yollar mı işgal altında? Kaldırımlar, yeşil alanlar, parklar da işgal altında değil mi?Araçlar İstanbul trafiğinde yolların işgal edilmesi nedeniyle hareket edemezken aynı zamanda insanlar da sokaklardaki, kaldırımlardaki, yeşil alanlardaki ve parklardaki işgaller nedeniyle yürüyemez halde değil mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ak Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, rakibi CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun İSPARK’a ait otoparklar için vadettiği “1 TL’ye indireceğim” sözü için, “O zaman yollarda hiç hareket edilemez” dedikten sonra, ulaşım ve trafik sorunuyla ilgili şunları söylemişti:“Yollar otopark haline getirildi. Adeta damarlardaki plak oluşması gibi bir şey bu. Yolların araçlar tarafından işgal edilmesi en büyük problem.” Binali Bey yollarla ilgili tespitte bulundu. Biz de yaya yolları, kaldırımlar, parklar ve yeşil alanlarla ilgili gözlemlerimizi paylaşalım ki “ulaşım ve trafik” meselesinin sadece taşıt trafiği açısından ele alınmaması gerektiğine işaret etmiş olalım.

Bu arada, yine şu bilgiyi hatırlayalım… İstanbul’da günlük mobilite yani “insan hareketi” 31 milyon. Günde 31 milyon insan İstanbul’da hareket ediyor. Ve bu hareketin tamamı taşıtlarla yapılmıyor. Yani insanlar bir yerden bir yere giderken sadece araç kullanmıyor. Aynı zamanda yürüyor da.

Araçlar için yolların işgalden kurtarılması nasıl düşünülüyorsa, yayalar için de kaldırımların işgalden kurtarılması trafik akışkanlığı ve güvenliği için gereklidir. Kaldırımların işgal altından kurtarılmasıyla yayaların güvenli ve sağlıklı hareketi sağlanmış olur.

Belediyelerin “işgaliye bedeli” adı altında bir gelir kalemi bile var. Yani, bir esnaf kapısının önündeki kaldırıma masa, sandalye, tezgah gibi ticari eşyalarını koyuyor. Bunun öncesinde de gidip belediyeye “işgaliye parası” ödüyor. Bir de bakıyorsunuz, yayaların kullanması gereken kaldırım bir lokantanın ya da kafenin “açık alanı” veya bahçesi oluvermiş!

Bazıları, kaldırımları belediyeye ödediği işgaliye bedeli üzerinden “sahiplenmiş”, bazıları nasıl olsa kimse fark etmiyor diyerek.

Caddenin sağında ve solunda kaldırım var. Kaldırımların büyük bir kısmı işgal altında. O yüzden yayalar kaldırımdan değil caddeden yürümeye çalışıyor. Hele bebekli aile iseniz. Çocuk arabasını süreceğiniz kaldırım olmadığı için doğrudan caddeden yürümeye çalışacaksınız ki bu hiç de kolay değil. Yolcuların ellerindeki bavullarla yürümesi ise neredeyse imkansız! Engelliler mi? Onların orada bulunma hakkı bile yok!

İstanbul’un trafik sorunu derken, bu soruna mutlaka yaya trafiğini de eklemek gerekir. Sadece yol ve parklama meselesi üzerinden İstanbul trafiğine çözüm bulmak mümkün değildir.Haksız mıyım?

...***

Esfender Korkmaz, 15 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Herkes gider Mersin'e...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2018 Kasım ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi yıllık olarak yüzde 6.5 oranında düştü. 2015 temel yılına göre, 2017 Kasım ayında 124.8 olan sanayi üretim endeksi, 2018 Kasım ayında 116.7'ye geriledi.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hazırlanan sanayi üretim endeksi için değişken olarak sanayide üretim değeri, üretim miktarı ve çalışılan gün sayısı kullanılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

TÜİK'e göre bu endeksin hazırlanmasının amacı "Ekonominin sanayi kesiminde meydana gelen gelişmelerin ve uygulanan ekonomik politikaların, kısa dönemde olumlu veya olumsuz etkilerinin ölçülebilmesidir.'' Sanayi Üretim Endeksi ''Madencilik ve Taşocakçılığı, İmalat Sanayisi Elektrik, Gaz, Buhar ve İklimlendirme Üretimi ve Dağıtımı'' sektörlerini kapsamaktadır.Bu endeksi TÜİK her ay yayınlıyor. TÜİK bir devlet kurumudur. Endekse bakarsak, uygulanan politikalar başarısızdır. Çünkü sanayi üretimi giderek düşüyor.

Sanayi üretimindeki düşme, büyümeyi de olumsuz etkileyecektir. 2018 Ağustos ayından sonra sanayi üretimi endeks değeri her ay düşmüş. Bu düşme aynı zamanda 2018 son çeyreğinde büyümenin de eksi çıkacağının göstergelerinden birisidir. Aynı paralelde işsizlik oranı da artacaktır.Dahası basında birçok firmanın üretimini durdurduğu yazılıyor. Bunun nedeni talep yetersizliği ve ithal ara malı maliyetinin kur nedeniyle yüksek olmasıdır.Türkiye için ilginç olan şudur; TÜİK'in açıkladığı ve herkese açık olan bu endekslerden içte ve dışta herkesin haberi var. Herkes endişe ediyor. Yalnızca siyasi iktidar, haberi yok gibi davranıyor.Siyasi iktidarların algı yaratması ve beklentileri yönlendirmesi anlaşılır. Ancak bu aşamada algı değil, önlem gerekir. Aksi halde algı yaratmak isteği, siyaha beyaz demek kadar yanlış olur ve ters teper.