Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Erdoğan yumuşadı mı?
Evrensel:
Brexit oylaması sonrası AB’de kaos endişesi
Sözcü:
MHP Samsun milletvekili Erhan Usta ihraç edildi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Burhan Ayeri, 16 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Nüfusu yüzde 50 artan ilçeler!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tarafsız Bölge'de işler iyice raydan çıktı. Bir tarafta kendi adaylarını beğenmeyen CHP'liler, öbür tarafta "hep destek tam destek" diyen iktidar sözcüleri. Hele bu üçlü Tayyip'çiler için bir yerde "dereyi görmeden paçayı sıvadılar" diyebilirim. Aralarında Zafer Şahin'i bu kadar dalga geçer havada hiç izlemedim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
"Nazif Okumuş, Mustafa Balbay ve hatta Elfin Tataroğlu'nun olduğu yerde ben gazeteci değilim" diyen Şahin'e söyleyecek laf bulamıyorum. Kendisine sormak istiyorum; "Son dönem yaptığı dişe dokunur tek bir haberini hatırlatır mı?" Bu arkadaş bana göre yanlış kulvarda. Kesinlikle "stand-up"çı olmalıydı. Espri sandıklarından birini mutlaka yazacağım: "CHP'nin İstanbul için seçtiği belediye başkan adayında en büyük etken İmamoğlu soyadındandır."
Haydi bakalım şu kış gününde gülün bu soğuk espriye. Eğer bu iğnelemeyi bir CHP'li yapsa çoktan savcılara suç duyurusunda bulunmuşlardı. Nitekim anlam olarak benzemese de, Nazif Okumuş'un "MHP ile gönül bağım var" demesine Balgat'takiler Zafer Şahin aracılığıyla tekzip gönderdiler. Bunun tamamını okumadı ama çıkardığımız sonuç "hakem anlarsın ya" cinsindendi.
Eğer MHP'nin savunması bu tipler aracılığıyla yapılıyorsa üzülmemek elde değil.
Mustafa Balbay onca didişme arasında bir de önemli örnek verdi. Ankara'nın dört ilçesinde sadece altı ayda seçmen sayısı yüzde 50 artmış. Sizce tuhaf bir durum yok mu? Bunu sağlayan hangi güç? Ortaya dökülen tespiti ülke çapına yayarsanız durum alarm veriyor. Demek ki seçim güvenliği şimdiden zaafta.
Mustafa Balbay'a da uyarıda bulunmak istiyorum. Konuşmalarını çiklet gibi uzatıyor. Bunun arkasında yatan neden belli; "Mutlaka bir nükte çıkarma çabası." Son kayda geçirdiği "Ak Parti'liler bu defa kriz yok krizi peşindeler."
Bir ara durum o kadar gerildi ki, Elfin Tataroğlu gibi bir Hanımefendi sesini duyurmak için nara atmak zorunda kaldı. Bu da gösteriyor ki seçim yaklaştıkça hava daha fazla gerilecek.
Son uyarı Nazif Okumuş'un. Bir ara az daha ağzından çok tehlikeli bir cümle çıkıyordu. "Eğer olası Fırat Operasyonu seçim için yapılacak" deseydi şu anda kıyamet kopuyordu. Okumuş, böylesi tehlikeli girişlerden mutlaka uzak durmalı.
...***
Deniz Zeyrek, 16 Ocak tarihli Sözcü gazetesinde, "CHP kazanmak istemiyor mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"31 Mart 2019 günü yapılacak yerel seçimler öncesinde, aday açıklama konusunda Cumhur İttifakı'nın Millet İttifakı'ndan daha hızlı hareket ettiğini söylemek mümkün. Bunda İYİ Parti'nin istek çıtasını en yükseğe koyması ve CHP'nin bu isteklerin çoğunu kabul etmemesinin rolü büyük. Bir başka etken de CHP'nin elindeki belediyelerde çok sayıda aday adayı çıkması."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
CHP ve İYİ Parti'nin aday belirleme sürecinin, şeffaflık bakımından Cumhur İttifakı'ndakinden çok farklı olmadığı açık. Üstelik, Cumhur İttifakı, paylaşılan kentleri ve adayları “kazanma” odaklı belirliyor. Millet İttifakı ise adayları parti yöneticilerinin ve “kanaat önderlerinin” telkinleri ile netleştiriyor. İYİ Parti'nin isteklerini İstanbul'da Şişli'yi, Beşiktaş'ı isteyecek kadar ileri götürmesi, Kürt seçmenlerin ağırlıklı olduğu bazı yerlerin İYİ Parti'ye bırakılmak istenmesi, nüfusunun yüzde 60'ı Doğu ve Güneydoğu kökenlilerden oluşan Esenyurt'ta Artvinli bir aday çıkarılmak istenmesi siyaset teorisi ya da sosyoloji ile açıklanacak cinsten değil. Madem ismini telaffuz ettim, Esenyurt üzerinden devam edelim. Esenyurt seçmen sayısı ve imkanları bakımından Kadıköy'den, Beşiktaş'tan, Şişli'den çok büyük. Alınması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kazanılması açısından da etkili olur. Madem hedef AK Parti'nin elindeki belediyeleri kazanmak, Karslıların, Ardahanlıların, Vanlıların yoğun yaşadığı Esenyurt'a, ilçede büyük karşılığı olan Gürsel Tekin neden talip olmuyor? CHP Genel Merkezi neden kendisini talimatla Esenyurt'a aday yapmıyor? TBMM Başkanı Binali Yıldırım bile İstanbul Belediye Başkanlığı için “evet” derken, böyle bir teklif karşısında Gürsel Tekin'in “hayır” demesi ne kadar doğru olur? CHP yönetimindeki bazı isimlerin Gürsel Tekin alerjisi ya da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hatırını kıramadığı bazı kanaat önderlerinin önerdiği isimlerin farklı olması, CHP'nin Esenyurt'u almasından daha mı önemli? Bir başka örnek de İzmir.
2014 yerel seçimlerinde Aziz Kocaoğlu FETÖ'cüler tarafından mağdur edilmeseydi Kılıçdaroğlu Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer'i Büyükşehir adayı yapacaktı. 2019 yerel seçimlerinin konuşulmaya başlandığı günlerde de Kılıçdaroğlu'nun aklındaki aday Soyer'di. Bunu bilmeyen yok. Peki, zaten 5 yıldır aklında olan bir ismi, sürecin sonunda aday gösterecektiyse, neden haftalardır diğer aday adaylarının önüne atıp hırpalattırdı? Ne babasının açtığı soruşturmalar kaldı, ne Seferihisar'ın ekonomik sorunları. Daha çok örnek sıralayabilirim ama köşe de yetmez, faydası da olmaz. Ön seçim, eğilim yoklaması, kamuoyu araştırması gibi şeffaf yöntemler dururken, kapalı kapılar ardında, yöneticilerin kıstaslarıyla, kanaat önderlerinin telkinleriyle aday belirlenince ortaya bu tablo çıkıyor. Bu tabloya bakınca da insan “CHP kazanmak istemiyor mu” diye sormadan edemiyor.
...***
Faruk Çakır, 16 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Adalete olan güven nasıl artar?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin adaletle olan imtihanı bitmiş değil. İdareciler “Adalet mülkün temelidir” tesbitini kabul etmiş görünse de, icraatlarla bu söz desteklenebilmiş değil. Bu sebeple haklı olarak adalet çağrıları tekrarlanmak durumunda kalınıyor.2018 yılını değerlendiren Kamu Denetçiliği Kurumu Başdenetçisi Şeref Malkoç da benzer bir tesbit ve çağrı yapmış. Kurumları bakımından geçen yılı değerlendiren Malkoç, “Osmanlı’nın son 300 yılı ile Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en çok talep adalet duygusunun güçlendirmesidir. Adalete olan güveni arttırmalıyız” şeklinde konuşmuş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve medya ile buluşmalar yoluyla Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) tanınmışlık düzeyini arttırmaya çalıştıklarına dikkat çeken Malkoç, gazetelerin sayfalarına bakıldığında cinnet toplumu haline gelindiğinin görüldüğünü ifade etmiş ve şöyle demiş: “Bu durumun mutlaka düzeltilmesi gerekir. Buna çözüm bulamazsak hedeflerimize ulaşmamız zor. Kanunlarda insan hak ve hürriyetleriyle ilgili birçok konu olmasına rağmen vatandaşlar bu haklarını yeterince bilmiyor. Hakların kullanılması konusunda vatandaşlarımızda zaafiyet var.”
Vatandaşın hakkını, hukukunu bilmediği ve arayamadığı bir sır değil. Hakkını bilmemek ve arayamamak netice olarak yine millete fatura ediliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) Başkanı Şeref Malkoç’un bu tesbiti idare eden ve idare edilen herkese şu özlü sözü hatırlatması gerekir: “Evet, bir millet cehâletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder.”
Buradan yola çıkarak bu milletin bilerek ve isteyerek cahil bırakıldığını söylemek mümkün değil mi? Cehaletle hukukunu bilmeyen, hakkını arayamayan insanları idare etmek çok daha kolay değil mi?
Sosyal hayatta herkesin şahit olduğu üzere, hakkını arayanlara iyi gözle bakılmadığı sır mıdır? İdarecilerin yaptığı herhangi bir yanlışa itiraz eden kişilere karşı, “Bir sen mi akıllı çıktın? Kimse itiraz etmiyor da sana ne oluyor? Bu milletin akıllısı sen misin?” diye itiraz edildiğini görmeyen ve duymayan var mıdır?
Adalete olan güvenin arttırılması Türkiye’nin önünde duran en büyük meselelerden biridir. Zaten “Adalet mülkün temelidir” deyip de bu meseleyi birinci öncelikli mesele olarak görmemeyi kimse izah edemez. Mesele, bu güvenin nasıl sağlanacağı, nasıl arttırılacağıdır. İlk adım olarak cehaletle savaş başlatılmalıdır.
Millet, bilgisiyle adaletsizliğe itiraz ederse hamiyet sahibi olmayanların dahi adaletle hükmetmesine sebep olabilir. “Bana ne! Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” demeyen insanlardan müteşekkil bir cemiyette insafsız idareciler dahi adaletsizliklere imza atamaz. Hakkını arayan, yanlış yapan idareciden hesap soran bir cemiyette adaletsizlik yol bulabilir mi?