Ocak 19, 2019 10:06 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Seçime 33.3 milyar avans

Aydınlık:

Akar ABD'li senatöre, verilen sözlerin tutulmadığını söyledi

Milli gazete:

"Türkiye'nin Dolar/TL opsiyon primlerinin düşmesi lazım"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

 

...***

İsmet Özçelik, 18 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “31 Mart’tan sonra ne olacak” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomide kriz sürüyor.Ticarette nakit akışı tıkanma noktasında.Alınan tüm önlemlere rağmen inşaat sektörü baş aşağı.Büyümede eksiye doğru gidiş var.TÜİK rakamlarında bile gerçek gizlenemiyor. İşsizler ordusunun artması da her şeyi açıklıyor. Ekonomik kriz can yakıyor.Alınan önlemler(!) ise etkisiz.Halkın gündeminde ekonomi ilk sırada.Hem de çok açık ara ile.Anketlerde yüzde 60’ı aşmış durumda.Daha da yukarılara çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

31 Mart yerel seçim sonucunu ekonomi belirleyecek.AKP de durumun farkında.Bu nedenle seçim ekonomisine sarıldı. Krizi çözecek değil, seçimi kurtaracak hamleler.Ne sanayi üretimini teşvik var, ne de tarımsal üretimi. Peş peşe açıklanan paketler ortada.“Halka oy rüşveti” dışında bir şey yok.Ekonomistler kaygılı.Seçim ekonomisinin 31 Mart sonrasında bedelinin ağır olacağını vurguluyorlar.“İş kontrolden çıkıyor. İktidar ipin ucunu kaçırdı. Seçim için yapılan harcamaların 31 Mart sonrasına yansıması en az beş kat olacak. 100 milyarlık bir harcamayı halk 31 Mart’tan sonra 500 milyar lira olarak ödeyecek” diyorlar.

Yapılması gereken belli.Kamunun ciddi oranda tasarruf etmesi şart.Ama kamuda lüksten vazgeçilmiyor.Araba saltanatı sürüyor.Reklamdan sonra devam ediyor.Yurtdışı gezileri tam gaz. Her kurum yurtdışı gezi için “görev” ayarlıyor. Yandaşlara kaynak aktarımı sürüyor. Sonucu belli ihale yöntemi devam ediyor.

Son dönemde ihale bile ortadan kalktı. Palet fabrikasında olduğu gibi kime istenirse ona veriliyor.

Devlet kurumları yüksek kiralarla yandaş müteahhitlerin binalarına yerleşti. Çıkmıyor.Kamu bankalarının sırtına yüklenen yükler de ayrı.AKP’nin kasası gibi kullanılıyor.Bedeli ağır olacak.

Ekonomik kriz Türkiye’nin elini de zayıflatıyor.Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşları devrede. Trump Türkiye’yi tehdit edince döviz kurları yükselişe geçmişti.

Uluslararsı Finans Enstitüsü Başekonomisti Robin Brooks tivit attı. “TL değer kaybetti ve $/TL tam da bizim belirlediğimiz makul değer olan 5.50’de. Ağustos’taki yoğun satış sonrası algı çok fazla negatif idi. Ancak, ödemeler dengesindeki ani duruş ve kredi daralması ekonomiyi dengeliyor. Modelimiz hala 5.50” dedi. Bu tivitin hemen sonrasında, Erdoğan-Trump görüşmesi yapıldı. Gerilim düştü. Belli ki uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşları her şeyden haberdardı.“Ekonomik kriz” giderek Türkiye’nin “güvenlik sorununa” dönüşüyor.

Artık 31 Mart sonrası yaşanacaklar konuşuluyor.“Acı reçete” konusunda tartışma yok. Herkes emin. Halk bugünleri bile arayacak. Tecrübe ile sabit. Her “acı reçetenin” arkası kötü oldu.“Acı reçete” ve “sopa” ikiz kardeş. Umarız aynı yanlışlara düşülmez. Pusuda bekleyenler var. Onların oyununa gelinmez.

…***

Cevher İlhan 18 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yine “torba yasa” oldubittisi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yoğun iç ve dış gündemin, siyasî tartışmaların gürültüsünde siyasî iktidar yeni bir “torba yasa”yı yine Meclis’te etraflıca müzâkere edilmeden, âdeta kamuoyundan kaçırılarak apar topar geçiriliyor.Gerçek şu ki, alelâcele geçirilen “torba yasalar” öncelikle yasama mantığına, kanun tekniğine ve ciddiyetine uymuyor.Zira istisnaî olması gereken usûl âdeta “genel kural” haline getirilip, Anayasa ve Meclis İçtüzüğü hükümlerine aykırı olarak ihtisas komisyonlarında ele alınmadan, sağlıklı bir çalışma yapılmadan, “torba”ya sokuşturulan maddeler bölümler halinde topluca karambola getiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kısacası, millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in “kanun yapma yetkisi” “torba”ya sıkıştırılıyor; milletvekilleri dahi muhtevasını bilmiyor; üzerinde çalışamıyor, sivil toplum katkı sunamıyor. Bu yüzden, her defasında güdük ve yetersiz kalan “torba yasaları” bir başka “torba” ile düzeltilmeye çalışılıyor.

Vakıa şu ki AKP iktidarında “tepe”den tâlimatlarla bürokratlara dikte ettirilen, muhalefetin ikazları, kamuoyundan gelen uyarılar dikkate alınmadan alelâcele milletvekillerine imzalatılan önergelerin sokuşturulmasıyla “çuval”a dönen “torba tasarılar” dayatıldı.

Özellikle 2007’den bu yana çıkarılan 150’den fazla “torba yasası”yla 100’e yakın kanunda üç binden fazla madde “torba yasa” adı altında çıkarıldı. Şimdi de mahalli seçimler öncesi son “71 maddelik torba”dan sonra yeni bir “torba yasası”nın Meclis’in önüne getirileceğinden bahsediliyor.

Oysa daha Nisan 2016’da dönemin Başbakanı Davutoğlu “bir daha ‘torba kanun’ çıkarılmayacağı”nı söylemiş; Başbakan Yardımcısı ve hükûmet sözcüsü, “Bundan sonra haklılık payı olan bu kadar çok maddeli ‘torba yasa’yı görmeyeceksiniz. Artık ‘torba’ lâfını yasama literatürümüzden çıkaracağız” teminatını vermişti.

Ne var ki bütün bu vaadler havada kaldı; AKP iktidarında hukukçulardan ve kamuoyundan gelen bütün çağrılara karşı, her fırsatta en önemli konularda hep “torba yasa” oldubittisine başvuruldu.

Bu süreçte 301 maden işçisinin can verdiği Soma fâciasından sonra “emeğin sömürüsü” taşeronluk, toplu sözleşme, maden işçileri ve çalışma hayatına dair 48 madde ile açılıp 148 madde doldurulan “torba yasa” yoğun eleştirilere rağmen çıkarıldı.

Keza İGDAŞ’ın özelleştirilmesi gibi özelleştirmelerde, internet kanununda, Kızılay ve Yeşilay’la ilgili Anayasaya ve yasalarla çelişen teklifler “torba yasa”yla “yasalaştırıldı.” Hatta “ilçe millî eğitim müdürü ve üstü kadrolara yapılacak sınavsız atamalarda görevde yükselme veya unvan değişiklikleri, Danıştay’ın “yürütmeyi durdurma kararlarının uygulanmaması” gibi hususlar “torba”ya sokuşturuldu.

…***

Murat Birdal, 18 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “Zorlu bir yıl bizi bekliyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son günlerde açıklanan veriler her ne kadar kamuoyunda halen açıkça telaffuz edilmese de Türkiye ekonomisinin içine sürüklendiği durgunluğun günden güne derinleştiğini ortaya koyuyor. En kritik veriden başlayalım. AKP Hükümetinin yumuşak karnı olarak tanımlanabilecek işsizlik oranı geçtiğimiz yılın mart ayından bu yana yaşanan aralıksız tırmanışını sürdürerek, son açıklanan ekim ayı verileriyle birlikte yıllık yüzde 1.3 artışla yüzde 11.6’ya ulaştı. Tarım dışı işsizlik yüzde 13.6 oldu. İnşaat sektörü ise toplam istihdam içerisindeki payında yaşanan yüzde 0.9’luk daralma ile dikkat çekti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir ay önden giden sanayi verileri ışığında önümüzdeki dönem işsizlikteki artış eğiliminin hızlanarak süreceğini söylemek mümkün. Bu alanda en çarpıcı artış ise genç işsizliğinde göze çarpıyor. 15-24 yaş arası nüfusun işsizlik oranı geçtiğimiz yılda yüzde 3 artarak yüzde 22.3’e dayandı.

Geleceksizlik ülke gençliğinin en büyük sorunu. Yakın geçmişte bu durumu Yunanistan başta pek çok borçlu Avrupa ülkesinde gördük. Sonuç olarak diğer Avrupa ülkelerine büyük göç verdiler. Bizim gençlerimiz serbest dolaşım hakkından mahrum, dolayısıyla geleceklerini yurt dışında aramaları o kadar kolay değil. Yine de benzer bir eğiliminin giderek güçlendiği görülüyor. Özellikle eğitimli nüfus içerisinde. Laf gelmişken şunu da belirtelim. Üniversite mezunları içerisinde işsizlik oranı ülke ortalamasının epey üzerinde, yüzde 13.6 seviyesinde seyrediyor. Yüksek öğrenimi yaygınlaştırmak adına niteliği aşağı çekiyoruz ve sonuçta dev bir diplomalı işsiz ordusu üretiyoruz.

Sanayi üretiminde de daralma sürüyor. Kasım ayı itibariyle bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6.5 oranında daraldığı görülüyor. İmalat sanayinde bu daralma yüzde 7.1’i buluyor. Sektörel dağılıma göre bakıldığında ise ara malı ve sermaye malı üreten sektörlerde yaşanan daralma yüzde 8.3 ve 11.9 olarak karşımıza çıkıyor. Bu tablo üreticilerin yeni yatırım yapmaktan kaçındığını, stokları eritmeye yöneldiğini gösteriyor ve geleceğe dönük olumsuz beklentilerin altını çiziyor.

Hükümetin göz bebeği ülke ekonomisinin temel motoru emlak sektöründe de durum epeydir parlak değil. Aralık sonu itibariyle konut satışları yıllık bazda yüzde 2.4 oranında daraldı. Özellikle ipotekli satışlarda yaşanan düşüş yüzde 41 oranında. İyi tarafından bakarsak, ülkemizde kredili konut satışlarının toplam içerisindeki payının gelişmiş piyasalara oranla oldukça düşük olması  finansal piyasalarda istikrarsızlığın derinleştiği dönemlerde konut piyasasında daha sert dalgalanmaların oluşmasını önlüyor. Ne var ki,  hükümetin emlak alımını teşvik edici tüm önlemlerine rağmen burada bir hareketlenme olmaması düşündürücü. Sektöre yönelik beklentiler oldukça karamsar.