Ocak 20, 2019 11:15 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: AKP’li belediyede skandal: İhale aldığı kurumun bütçesine onay verdi

Yenişafak:

Suudiler Muhammed bin Selman'ın baskıcı rejimindne kaçıyor

Yeniasya:

Hamas: ABD'nin Filistin kararı ucuz bir şantaj

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Uğur Civelek, 19 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “Yerel seçimler sonrasının tercihleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye ekonomisi konusunda açıklanan son rakamlar, en kötünün kesinlikle geride kalmadığına işaret ediyor. Ekonomi yönetiminin devreye soktuğu uygulamalar ise, yerel seçimler sonrasına ilişkin yüksek düzeyli belirsizliği azaltmak konusunda pek bir şey yapılamadığını düşündürüyor. 2019 sonuna ilişkin tahminler ise temenni olmaktan öteye gidemiyor. Kısır tartışmalar akıl tutulmalarını derinleştiriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kırılgan olduğu genel kabul gören ekonomimizin, mevcut çok hedefli uygulamaları sürdüremeyeceği ve pek çok şeyin değişmesi gerekeceği bir şekilde ima ediliyor. Yerel seçimler sonrasında Uluslararası Para Fonu ile anlaşma dışında bir seçenek olmadığı iddiası, daha farklı bir anlam taşımıyor.

Siyasi irade hem enflasyonu geriletmek ve hem de ekonomideki durgunlaşma eğilimini kontrol altına alarak işsizliğin kontrolsüz bir şekilde artmasını önlemeye çalışıyor. Bu amaçla hem döviz kurlarında istenmeyen dalgalanmaların yaşanmasını önlemeye ve hem de faizlerin bir an önce gerilemesini mümkün kılmaya çalışıyor. Yerel seçimlere kadar eldeki tüm olanakları kullanarak görünümü kurtarmaya ve seçmen algısının bozulmasını engellemeye çabalıyor. Daha sonra ne olacağı konusunu konuşmak ve tartışmak, etkili ve yetkili kesimlerin işine gelmiyor.

Bu yılın ikinci çeyrek dönemi ile birlikte önemli tercih değişiklikleri olmak zorunda ve sonuçları tüm kesimleri fazlası ile etkileyebilir. Ya küreselleşmeci liberal tayfanın istediği gibi önce enflasyon denecek ve döviz kurlarında yeni şokların yaşanması olasılığını azaltmak veya geciktirmek için Uluslararası Para Fonu ile anlaşmaya çalışılacak; ya da tüm eğilimlerin kontrol dışına çıkması olasılığı çok tehlikeli olabilecek şekilde güçlenecek. Hangi seçeneğin daha az kötü olduğu veya daha az fatura ödeteceğini seçmek, hiç te kolay olmayacak!

Bu hafta içinde ekim dönemi işsizlik rakamları açıklandı; bir önceki senenin aynı dönemine göre oldukça belirgin bir yükseliş var. Söz konusu oran yüzde 11.6 düzeyine yükselmiş; geride bıraktığımız aralık döneminde işsizlik oranı yüzde 13 düzeyine yaklaşmış olabilir. 2019 sonunda ise, yerel seçimler sonrasındaki tercih ne olur ise olsun muhtemelen yüzde 15 seviyesinin üzerini zorlayabilir. Başka bir deyişle krizin derinleşmesi olasılığı hayli yüksek, IMF ile anlaşılsa bile ekonomide yaşanacak olası daralma yüksek oranlı olabilir ve küresel koşullar nedeniyle başarı şansı da pek yüksek görünmüyor!

Yerel seçimler sonrasında ekonomik imiş gibi görünen tercihin siyasi ve sosyal sonuçları ise ülkemizin bekası açısından çok özel bir önem taşıyor. Gerek aşılamayan ekonomik sorunlar ve gerek ise siyasi yapının hızla yıpranıyor olması, sosyal dalgalanmalar yaratabilir. Asıl önemli değişiklik dış politika konusunda yaşanabilir; ya yeniden Atlantik cephesinin vesayeti altına girilmesi ve sonuçlarına katlanılması gerekebilir! Veya yeni ufuklara yelken açarak ve bulunduğumuz coğrafyanın potansiyelini de kullanarak rüştümüzü ispat etme mücadelesi ön plana çıkabilir.

…***

Sadettin İnan 19 Ocak tarihli Milli gazetede, “Yolsuzlukta bakanlık ayağına dokunulabilecek mi?”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.

“Hükümet bundan 3 yıl önce, kırsalı canlandırmak için ‘Genç Çiftçi Projesi’ adı altında bir uygulamayı hayata geçirmişti. Bu uygulamada, hayvancılık, bitkisel ve yöresel üretimle ilgili proje sahiplerine 30 bin lira hibe desteği veriliyordu. Kırsalı canlandırmak, insanları köyünde üretime teşvik etmek için getirilen bu proje, ‘denetimsizlik’ ve ‘bürokrasinin kokuşmuşluğundan’ dolayı birilerinin resmen vurgun alanına döndü! Suiistimal, dolandırıcılık, menfaat sağlama, rüşvet, çeteleşme, yolsuzluk… Yani ne ararsanız var! Aylardır, devletin kaynakları çiftçinin üzerinden yağmalandı ama bir Allah’ın kulu da çıkıp ‘Bir dakika’ demedi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Genç çiftçi projesindeki kaynağın yüzde 70’i hayvansal üretime yönelik desteklerde kullanıyor. En büyük vurgun da hayvancılık projelerinde yapıldı. Haziran ayından buyana projedeki suiistimal ve yolsuzluklarla ilgili olarak saymadım ama belki 30 tane yapar yapmışızdır. Haber yapmakla kalmayıp işin başındaki sorumlularla da bizzat görüşecek buradaki ‘rüşvet ve vurgun’ düzenini anlatmaya çalıştık.

Ama nafile… Adamlar öyle bir yapı kurmuş ki hiçbir yerine müdahale ettirmiyorlar! Düşünsenize, kırsaldaki gariban insanlara şartnameye uymayan, birçoğunda damızlık vasfı bulunmayan hayvanlar verildi. Hatta çiftçiye yurtdışından kaçak olarak getirilen, hiçbir aşısı yapılmamış hastalıklı hayvanlar bile verilmiş olabilir. Çünkü bununla ilgili ciddi emareler ortaya çıktı.

Görüleceği üzere durum bu kadar vahim! Ancak ne acıdır illerdeki yetkili kişiler, ‘aman bana bir şey olur!’ kaygısıyla seslerini bile çıkarmadılar! Yetkililer seslerini çıkarmayınca gariban köylü de itiraz edemedi. İtiraz eden köylünün de sesi farklı müdahalelerle kesildi!

Bu kokuşmuşluğa dokunulmadığı sürece de kimse kusura bakmasın istediğiniz desteği verseniz de hayvancılıkta bir adım ileri gidemeyiz!

…***

Ali Bayramoğlu, 19 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “31 Mart 2019 seçimlerinin siyasi anlamı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle başlayan, 2015’te iki, 2017’de bir, 2018’de iki oylamayla, 4 yılda 7 kez sandığa gitti. Mart seçimleri sekizinci oylama olacak ve yaklaşık altı ayda bir seçim ortalamasına sahip bir evrenin kapanmasını ifade edecek. Kapanacak olan herhangi bir siyasi dönem değildir, biri politik düzene diğeri siyasal sosyolojiye ilişkin iki önemli sonucu olmuştur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

2014-2018 arası seçim maratonu bu paradigma değişiminde yerine getirdiği plebisiter işlevle önemli bir rol oynadı.  Değişim ve yeni düzen inşası  bir yandan halk onayına ve desteğine açılmış, öte yandan plebisiter siyasi iklimde muhafazakar topluluk hassasiyeti, iktidar tarafından, tehdit, tehlike, beka, özgüven ve özellikle muhafazakar kazanım girdisi veya kayıp riski gibi vurgularla yeniden oluşturmuştur. 

Nitekim saydığımız seçimler içinde ana omurgayı 2014 Ağustos ayında cumhurbaşkanın ilk kez halk tarafından seçilmesi, 2017’de referandumla başkanlık sisteminin onaylanması, 2018’de ise bu sistemin fiilen uygulanmasına  start veren başkanlık seçimi meydana getirir. 2015 ve 2018 genel seçimleri ise bu geçişi mümkün kılan, teyit eden, bu çerçevede siyasi bir atmosferi,  ittifakları, ayrışmaları ortaya çıkaran rol oynadı. 

Ağustos 2014’te açılan Mart 2019’da kapanacak dönem sadece siyasi paradigma ve muhafazakâr eğilimlerin istikameti bakımından değil, toplum-siyaset ilişkileri açısından da önemli kırılmalar içermektedir. 

Türkiye, bu geçiş esnasında yeni düzenle ilgili olarak yüzde 50-50’lik iki ayrı bloğa bölündü. 3-5 puana dayanan kırılgan bir çoğunluk düzeni, meşruiyet kavramını tek bacaklı hale getiren ve keyfileştiren çoğunlukçu bir teyit sistemi, yeni siyasi sayfanın hukuk devleti ilkeleri bakımından içerdiği pek çok ihlal hali yanında, bugün, Türk toplumunun karşısına dikilen en ciddi demokrasi sorunlarından birisidir. Siyasi davranışta kültürel kimlik tercihlerinin geleneksel ve önemli bir rol oynadığı, yaşam biçimi ve aidiyetlere ilişkin çatışma eksenlerinin ana belirleyen olduğu Türkiye siyasal sosyolojisinde, bu nitelikler bugün itibariyle daha keskin, hatta patolojik hale gelmiş durumdadır. Türkiye 2019 yılına yeni anayasal düzenin kurumlaştırdığı, kimlikçi ve popülist iktidar söylemin beslediği, çoğunlukçuluğa dayanan tercih düzeni üzerinden adeta geçişsiz bir kimlik kutuplaşmasıyla girmiş bulunuyor. Bu kutuplaşmanın kimlikler arası geçişlere kısmen müsaade eden yerleşik toplum-siyaset ilişkilerini bozduğunu, siyasi tercihlerde özgür bireyselliğe savaş açtığını, kültürel aidiyet kastlaşmasını teşvik ettiğini söylemek abartılı olmaz. 

Gerçekçi olmak gerekirse, önümüzdeki yerel seçimler bu çerçevede ne kent yöneticilerine dair tam ve saf bir tercih olacaktır ne de anlamlı bir değişim vaadi içermektedir. AK Parti’nin yüzde 30’lu rakamlara inmesi, Cumhur ittifakının istediği sonuçlara ulaşamaması, İstanbul veya Ankara’nın muhalefetin eline geçmesi halinde bile iktidarın duruşunda bir değişim beklemek beyhude olur. Böyle bir sonucu “güvensizlik” kabul edecek, yeni bir erken seçim kapısını aralayacak tavır da mevcut iktidarın kazanmaya endeksli siyasi, nevi şahsına münhasır etik  anlayışına çok uzaktır.