Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İlçelere liderler karar verecek
Milli gazete:
Erdoğan ve Trump Münbiç'i görüştü
Yeniçağ:
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfi Savaş’a soruşturma
Şimdi ise hafta içi köşe yazları:
...***
İsmet Özçelik, 20 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “AKP’de anket sıkıntısı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim yaklaştıkça AKP’de gerilim yükseliyor. Anket sonuçları gerilimi daha da artırıyor. Gelen sonuçlar beğenilmeyince yenileri yaptırılıyor. Daha çok anket yaptırılacağı anlaşılıyor. Ankara sonuçları tartışılıyor. “Biz söylemiştik” sözleri duyuluyor. “Aday değiştirmeyi” bile önerenler var. İstanbul da çantada keklik değil.Örgütlerde sorun çok. Hâlâ “metal yorgunluğu” yaşanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tepeden belirlenen adaylar sorun. Bir MKYK üyesinin değerlendirmesine göre; “Örgütler seçim havasına girmedi.” “Dağınıklık devam ediyor.” “Harekete geçmekte zorlanacaklar.” “Ankara’dan verilen gaz işe yaramıyor.” “Ekonomik kriz olumsuz etkiliyor.” “Sokağa çıkmaya cesaret edemiyorlar.”“Örgütle çok oynama kötü oldu.”“Aday yapılmayan başkanlar çalışmıyor.”“İstediği kişi aday gösterilmeyen partililer yatıyor.”“Aleyhte çalışanlar da bulunuyor.” Peş peşe açıklanan “seçim paketleri” fazla işe yaramadı. On milyarlarca liralık paketler oyları fazla oynatmadı. “Sadece bir puan” tespiti yapılıyor. Onun da kalıcı olup olmadığı şüpheli. Daha iki aydan fazla süre var. Krizin etkileri her geçen gün daha fazla hissediliyor.Yarının ne olacağı belli değil.
Açıklanan paketlere destek kadar tepki de söz konusu. Ekonomik kriz büyük olunca herkesi memnun etmek zor. Atılan her adım sıkıntılı. Memnun olmayanlar, memnun olanlardan fazla olunca iş tersine dönüyor. Kredi kartları düzenlemesi konuşuluyor. Herkes umutlanmıştı. Ama umutlar kısa sürede söndü. Borçları kapatacak kredi almak çok da kolay değil. Bankaya gidenlerin çoğu kapıdan döndü. Düzenleme, derde çare olmamış görünüyor. “Borcumu düzenli ödediysem benim suçum ne?” tepkisi de ayrı. Bir başka sıkıntı da ittifak. AKP içinde bir kesim de “Cumhur İttifakı”na itiraz ediyor.İttifakın AKP oylarını ciddi şekilde aşağı çekeceğini iddia ediyorlar. Tezleri de şöyle:Parti belli ölçüde yıprandı.Baştaki gibi mütevazilik yok. Yukarılarda saltanata tepki büyük. Dönem zenginleri göze batıyor.Hukuksuzluklara itiraz çok. Partiye “uyarı” yapmak isteyen önemli bir seçmen var. AKP seçmeni CHP’ye gitmez.Ama gönül rahatlığı ile MHP’ye oy verir.AKP’deki bu kesim, 24 Haziran sonuçlarına dikkat çekiyorlar.MHP’nin oylarındaki AKP oylarına vurgu yapıyorlar. “Cumhur ittifakı” için “yanlış yaptık” diyorlar. Oylar yüzde 35’in altına düşerse seçimden sonra işlerinin daha da zorlaşacağına işaret ediyorlar.
...***
Adnan Nacir, 20 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Seçmen: Bir günlük süper kahraman!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“YSK tarafından ilân edilen seçim takvimine göre seçmen listeleri askıdan indirildi.YSK sistemlerinden sorgulanıyor olsa da bu listeler muhtarlıklarda asılıyordu. Velâkin listelerin oluşmasına esas teşkil eden verilerin hareketi Nüfus ve Vatandaşlık İşleri bünyesinde gerçekleşiyor. Sorusu “yapan satar, alan kullanmaz, kullanan bilmez” olan bilmece gibi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu arada bilmecenin cevabını da söyleyeyim: Tabut; insanların, kalbinde gizlediği duygularla yaşadığı hayatın sonunda kefen içine sarmalanıp konduğu sandık. Bir tarafta da insanların kabinde gizlice verdiği oyu sarmaladığı zarfı içine attığı sandık... Belki de seçimleri bir ölüm kalım savaşı gibi görenler yüzünden bu metafor aklıma geldi, bilemiyorum.
Listeler askılardan indi, ama inmeden önce kafaları epey karıştırdı. En son yapılan genel seçimlerde oy kullanmış olan yaklaşık 375 bin kişi bu seçimde yokmuş. Bu kadar insan 5 ay içinde öldü mü, yoksa önceden ölmüş oldukları fark edildi de ondan mı silindi. Kayıtlı nüfusundan daha fazla seçmen barındırdığı tesbit edilen ilçeler oldu. Nüfusu 5700 iken seçmen sayısı 5900 çıkmıştı. Allah’tan yanlışlığın farkına varılır varılmaz hemen düzeltildi: Şehrin nüfus tabelâsı güncellendi! Yeni seçmen sayısına eşitlenmiş nüfus tabelası gibi küçük bir pürüz kaldı, ama olsun, az olmasından iyidir sonuçta. Hakkâri’de bir haneye kaydedilmiş 1108 seçmenin göründüğü yerler varmış, Üsküdar’da tek haneye kayıtlı 40, başka bir hanede 64 seçmen çıkmış. Ankara’nın bazı ilçelerinde seçmen sayısı neredeyse iki katına yükselmiş.
Yüz yaşını aşmış 7 bine yakın seçmen varmış tesbit edilen... Bazısının 165 yaşında olduğu da ortaya çıkmış. Bazı gazetelerde “ölümsüzlüğün formülünü buldular” gibi başlıklarla haber oldu. Dedelere sahip çıkmanın önemini, bir dönem fenomen olmuş bir videodan hatırlıyoruz. Tek başına yaşayan yaşlı bir adamın evinde çıkan yangın sonrası kendisiyle röportaj yapılan bir teyze gülerek “dedeye sahip çıkalım, sokaklarda yatıyor” diyordu. Trajik bir olayı anlatırkenki komik hareketleri sebebiyle akıllarda kaldı ve çokça paylaşıldı. Mahallede herkes dedesine sahip çıksa, mahalli seçimler daha güvenli olacak demek ki.
Tarlalara, inşaatı bitmemiş binalara, metruk binalara, bazı ahır ve samanlıklara kaydedilmiş seçmenler varmış. Adeta “seçmen benim gamlı yaslı gönlüme” denen insanlara “gökyüzünde turna gibi gezende, baykuş gibi viran yurda konanda” muamelesi yapılıyor. Tam bir ahır-saman fitnesi... Akrabalarını hep kendi evine kaydetmiş biri, “spor salonundan faydalanmak için evime kayıt olan çok akrabam var” demiş. O zaman, tarlaya kaydedilenlerin bitkisel hayatta yaşıyor olabileceğini mi düşünelim?
Seçmen uçmaz, siyasetçi uçurur derler... Tabiî, bazı siyasetçiler önce sayısını uçurmayı deniyor olabilir. Hayali seçmen ve uçmak deyince, önünde kocaman bir “S” harfi olan bir süper kahraman olarak “Seçman” ya da okunuşu ile söyleyelim Seçmen geldi. Vergileri bükebilen, teşvikleri coşturan, cezaları sildiren bir kahraman.
...***
Esfender Korkmaz, 20 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Biz bugünlere baka baka geldik...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2001 krizi sonrasında ''Ekonomide Riskler... Kur Riski'' isimli bir çalışmam oldu. Bunu 11 Kasım 2005'te kitap olarak yayınladım. Bu çalışmada Türkiye şartlarında dalgalı kur politikasının, cari açığın ve dış borçlanmanın, sürdürülemez olacağını söylüyordum. O yıllarda CHP Parti Meclisi üyesi idim. Genel Başkan Deniz Baykal bu çalışmayı önemli gördüğü için Parti Meclisi'nde de anlatmamı istemişti. Parti Meclisi'nin dörtte biri konuşmam başlamadan koridora çıktılar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Soranlara da Hoca ders anlatıyor demişlerdi.IMF'nin getirdiği dalgalı kur politikası, teoriye göre kurları ve cari açık ile cari fazlayı otomatik dengeye getirir. Bu teori gelişmiş ülkeler ve gelişmiş piyasalar için geçerlidir. Türkiye şartlarına uymadı. Bir zamanlar sıcak para baskısı ile kur aşırı değerlendi, sonra risklerin artması ile bu defa aynı TL aşırı değer kaybetti... Sıcak para ve değerli TL üretimde kullanılan ara malı ve ham madde ithalatını artırdı.AKP iktidarının ilk döneminde bu olayı benden dinleyen ve hak veren iyi bir iktisatçı olan Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Nazım Ekren, sonradan milletvekili yapılmadı.Özetle; AKP, sıcak para serabına kapıldı ve günü kurtarmanın peşine düştü. Ve biz bugünkü ekonomik bunalıma baka baka girdik. Başkanlık sistemi gelinceye kadar istikrar sorunu planlama ve yeni iktisat politikaları geliştirerek çözülebilirdi. Artık değil. Zira daha önce bu köşede yazdığım kurumsal altyapı bozuldu. Geçmişte ekonomiyi dışa bağımlı olmaktan kurtarmak mümkün olabilirdi. Bunun için dalgalı kur sistemi değişebilirdi. Sınırlı kontrollü bir rejim benimseyebilirdik.Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde uygulanan döviz kuru sistemleri, çoğunlukla esnek ve sabit döviz kuru sistemlerinin karışımından oluşan karma döviz kuru sistemleridir.Biz de dalgalı kur sistemi yerine kurun kontrol edilebileceği bu gibi ara rejimlere dönebilirdik. Söz gelimi Doğu Avrupa ülkelerinde en fazla uygulanan kur sistemi; yönetimli dalgalanma (managed float) modelidir. Bu sistemde kurlar ilke olarak serbest ve fakat Merkez Bankası'nın denetimi altında dalgalanmaya bırakılmıştır. Bu sistem hem serbest dalgalanma, hem de sabit kur sisteminin ülke şartlarına göre özelliklerini taşıyan ara sistemdir.İkincisi... Merkez Bankası Kanunu'nu değiştirip, bankaya siyasi müdahaleyi zorlaştırarak, bankanın TL yanında kuru da gözetmesi sağlanabilirdi.Yine; Geçici bir süre için, söz gelimi 3 yıl, yalnızca ara malı ve ham madde üretiminde tamamıyla ithal ikamesi politikası uygulayıp, bu çerçevede teşvikleri yalnızca ara malı ve ham madde üretimine yönlendirebilirdik.