Ocak 22, 2019 11:17 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: MİT-Emniyet parti emrinde

Aydınlık:

PKK itirafçısı kadın: Dağa HDP emriyle gittim

Milli gazete:

Orhan Uğuroğlu: Parti kuran Gül değil Davutoğlu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 21 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Nüfus sayımı ve parmak boyası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’nin gerçek nüfusu ve seçmen sayısı ne, bunu saptamak için yeniden eskiye dönüp bir kereliğine hane nüfus sayımının yapılmasının şart olduğunu düşünüyorum epey bir süredir. Çünkü yıllardır şaibeli bir durum var. Bu şunun için gerekli: Ülkenin yarısından fazlası yani büyük çoğunluğu, seçmen sayısının abartılı, yanlışlarla dolu olduğu düşüncesinde. Ben de.. Bu durum, sisteme olan güveni yerle bir ediyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu konuda okurlarla yazışıp duruyorum. İnsanların “seçim sistemine” güvenini kurmak birinci derecede önemli.

Yüksek Seçim Kurulu yetersiz, vurdumduymaz ve umarsız. Kendisine gelen, siyasetin güdümündeki adrese dayalı seçmen listelerini olduğu gibi yayımlıyor. Oysa nüfus müdürlüklerinden başlayan, kim bilir devletin başka hangi kontrol noktalarından elden geçirilerek, eklenerek, çıkartılarak YSK’nin kullanımına hazır hale getirilen bir süreç. İlçe seçim kurulları bile kanıtlı sahte seçmenlerin silinmesine direniyor, ve bunlar da hukukçu...

Diyeceksiniz ki, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı katında anayasa maddelerinin keyfi biçimde çiğnenmesi ayan beyan ortadayken sen nereden bahsediyorsun.. dükkânı kapatıp gidemeyiz!

Emekli Vali Yardımcısı Ertuğrul Taylan “Yüzer gezer oylar meselesinin kökten çözümü için, nüfusu 10 binin üzerindeki mahalleleri, asgari kontrolü mümkün bu büyüklüğe getirip, ikametgâh kayıtları tekrar mahalle muhtarlıklarına verilmeli ve asayiş yönünden de gerekli olan Kimlik Bildirme Kanunu’nun uygulanması sağlanmalı. Bunun için Kimlik Bildirme Kanunu ile 1943 tarihli mahalle muhtarlığı kanunları, günün şartlarına göre yeniden düzenlenmeli..” diyor haklı olarak.

Bir başka akademisyen okurum, “sahte seçmenlerle ilgili olarak parmak boyasının bu seçimden başlayarak kullanılması için CHP ve İYİ Parti ortak bir kampanya başlatamaz mı..” diye soruyor ve böylece seçmende geniş bir farkındalık yaratılacağını anımsatıyor.

Evet iki parti böyle bir kampanya başlatabilir ve konuyu sürekli gündemlerinde tutabilirler..

Şuna şüphesiz ki katılmıyorum: Tüm seçimleri hileyle kazanıyorlar. Ama seçimlerde pek çok eşitsizlik ve keyfi uygulamaya paralel hilenin karıştığını yadsıyacak kimse yok. Burada kamuoyu yoklamalarıyla seçim sonuçlarının ne kadar örtüştüğü bir kontrol mekanizması olabilir. Ama az bir farkla kazanılan ve kaybedilen seçimlerde kontrol mekanizması işlemez.

Gerçek olan şu: İktidar seçimlerin hilesiz hurdasız gerçekleşmesi için bir şey yapmıyor. Pardon, tersini yapıyor..

Yine de elde sandık sonuçlarının ıslak imzalı tutanakları en önemli kontrol mekanizması.. Buradan hilenin büyüklüğünü anlamak mümkün.

…***

Erdal Tanas Karagöl, 21 Ocak tarihli Yenişafak gazetesinde, “Türkiye’de yerli enerji ve kömür”başlıklı yazısını okuucularla paylaşıyor.

“Türkiye enerji ile imtihanında çeşitli yerli yeni kaynaklar kullanarak bu imtihandan başarılı bir şekilde çıkmanın yollarını arıyor. İmtihan diyoruz çünkü Türkiye’nin enerji ithalatı ekonominin önüne yüklü bir fatura çıkarıyor ve bu fatura da bir çok alanda fedakârlıkta bulunmaya zorluyor.Cari açığa neden olan yüksek enerji faturası, yüksek kur ve yüksek faiz gibi bir çok finansal zorluk tarafından tetiklendiği için bugün enerji alanında yeni temel adımlara çok ama çok ihtiyaç olduğu gayet açıktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Enerjide dışa bağımlılığı azaltma, bu alanda bağımsız olma çabasında olan Türkiye, yeni dönemde bir taraftan yenilenebilir enerjide yeni yol haritası çizerek diğer taraftan yerli fosil kaynak kullanımını artırarak bu potansiyelini kullanmak istiyor.

Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücünün 2017 yılı itibariyle kaynak bazlı dağılımına baktığımızda, söz konusu kurulu gücün yüzde 33,1’ini doğal gazın, yüzde 32’sini hidrolik enerjinin ve yüzde 21,9’unu ise kömürün oluşturduğunu görmekteyiz. Geriye kalanı ise güneş, rüzgar, jeotermal ve diğer kaynaklardan oluşmakta.

Kömüre dayalı kurulu güç içerisinde yerli kömüre dayalı kurulu gücün payı yüzde 11,6 oranındayken ithal kömüre dayalı kurulu güç ise yüzde 10,3 seviyesindedir. Söz konusu rakamlar göstermektedir ki Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücü doğalgaz ve ithal kömür nedeniyle yaklaşık yüzde 45 oranında ithal kaynaklara bağımlı bir yapıdadır.

İthal kaynaklar içerisinde doğalgaz arama çalışmalarının nasıl sonuçlanacağı, doğalgaz bulunup bulunmayacağına dair net bir bilgi olmasa da yerli kömür hakkında şunu söyleyebiliriz: Yerli kömür kaynaklarının ekonomiye katılması için yeterli imkanlara sahip bir ülkeyiz.

Diğer yandan, ithal kömür fiyatlarının dış piyasalarda belirlenmesi ve dünya enerji piyasalarında kömür ve petrol fiyatları arasında güçlü eğilim olması nedeniyle Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler açısından bu durum bir belirsizlik yani risk oluşturmakta.

Bu nedenle enerjide dışa bağımlılığı azaltma kapsamında mevcut yerli fosil kaynaklar içerisinden kömür madenlerini üretime katmanın Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığı’nın yeni politikaları içerisinde kritik bir önemi bulunuyor.

Kömürün kullanıldığı sektörlere bakıldığında, kömürün yaklaşık yüzde 80 payla en fazla çevirim ve elektrik üretim alanında kullanıldığı görülmektedir.

Türkiye halen termik santrallerde kullandığı kömürün yarısını ithal etmekte. Dolayısıyla, yaklaşık olarak elektrik üretiminin yüzde 20’sini kömürden sağlayan Türkiye’nin, bu tabloyu değiştirmekten ve toplam olarak enerjiye ödediği faturayı azaltmaktan başka çaresi de bulunmuyor.

Bu kapsamda, üretime katılacak yeni yerli kaynakların başta da yerli kömüre dayalı termik santrallerin arttırılması ve buna paralel olarak ithal kömür santrallerinin yerli kömüre dayalı üretim yapan santrallere dönüşümü adına teşvik mekanizmalarının uygulanması bu dönemde önemli adımlar olacaktır.

Türkiye son yıllarda doğalgaz projeleriyle bir taraftan enerji arz güvenliğini düşük maliyetle sağlamaya çalışırken diğer taraftan yerli kömür gibi fosil yakıtların kullanımını artırarak ve güneş, rüzgar gibi yenilebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payını yükselterek enerjide dışa bağımlılığını azaltma yolunda önemli adımlar atmaktadır.

…***

Mehmet Faraç, 21 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tabanı kahreden CHP neyi paylaşamıyor?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Memleket AKP'nin sosyo ekonomik çıkmazlarında debelenirken şu CHP'yi yazmayalım diyoruz ama muhalefeti yönetenler zaten öfkeli olan tabanı partiden uzaklaştırmak ve seçmenin enerjisini tamamen kırmak için her şeyi yapıyorlar!!!CHP'nin nerede etkili, nerede zayıf olduğu yıllardır belliyken, Türkiye'nin en önemli kentlerinde halen belediye başkan adaylarının açıklanmaması nasıl bir hesaplaşmanın sonucudur acaba?..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul'da büyükşehir adayını tanıtan CHP, ilçelerde nasıl bir beklenti içinde ki, halen adayları açıklayamadı?..İstanbul'daki 39 belediyenin ancak üçte birinde etkili olan bir parti hangi büyük projeleri (!) müjdeleyecek ki, milletin enerjisini tüketme pahasına bekliyor ha bekliyor?..Ne kilitliyor CHP'yi İstanbul'da; MYK üyelerinin "benim adamım başkan olsun" mücadelesi mi, ahbap çavuş ilişkileri mi, yoksa partiyi yıprattıkları için kesinlikle aday olmaması gereken "şaibeli" isimlere yönelik yoğun tepkiler mi?..Şişli Belediyesi'nin 500 milyon dolarlık binalarını kendi kurduğu özel okula aktardığı için yargılanan Mustafa Sarıgül mü, "yolsuz"luktan görevden atılan Battal İlgezdi mi, yoksa Bulgaristan'da "kumar" masasında yakalanan ve "kumar parasını nereden getirdi"ğini açıklayamayan Bülent Kerimoğlu'nun kuşkulu (!) ilişkileri yüzünden mi bu kaos?..Peki; ana muhalefetin en çok oy aldığı İzmir'de yarattığı kafa karıştıran (!) çıkmaza ne demeli?..Neyin kavgasıdır İzmir'deki hesaplaşma?.. AKP'nin İzmir adayı Kasım ayından bu yana oy peşinde koşarken, kentteki adaylarını açıklayamayan CHP'liler neyi (!) bekliyorlar?..Bir ana muhalefet düşünün ki; elinde kalmış olan İstanbul, Trakya ve Ege'deki bir avuç belediyeyi de adeta kaybetmek, halkın enerjisini tüketmek ve tabanın sabrını taşırmak için kısır döngüde çırpındıkça çırpınıyor!..Tekrar soralım o halde; "neyi" paylaşamıyorsunuz ey CHP yöneticileri?.. Neyiiiii?.. AKP prestij mi bıraktı?..AKP cenahının sıklıkla ve böbürlenerek sürdürdüğü bir propaganda var ki, neresinden bakarsanız bakın dökülüyor... Ülkenin "prestij"ini yükselttiklerini iddia ediyor AKPliler!..Heyhat!.. O "prestij" nerede, nasıl, hangi konuda, ne zaman yükseldi, işte bu açıdan henüz ciddi bir veri yok ortada...Ülkenin itibarını yerle bir eden sosyal, siyasal, ekonomik ve diplomatik skandalları ve sarsıntıları ayrıntılarıyla anlatmaya gerek yok, sağır sultan bile duyuyor yaşananları...