Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Fethi Gürer: Üretici desteklenmezse meyve-sebze yanacak
Milli gazete:
AKP oy kaybediyor, MHP tabanı tepkili
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Sabahattin Önkibar, 23 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “Açıkla Tayyip bey nedir suçları?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Tayyip Erdoğan, İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir ve Ordu Belediye Başkanlarının istifa ettirilmelerini şöyle açıkladı:“Bizim bildiklerimiz, sizin bilmedikleriniz var." Söyleyin bu açıklama bir itiraf ve hatta suç duyurusu değil mi? Demek ki o başkanlar görevden alınmayı hak ettiler yani suçlular.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
….***
Öyle ise Tayyip Erdoğan bunları niye gizler ve kamuoyu ile paylaşmaz? Bu mudur hukuka, ahlaka ve milli iradeye saygı? Ondan önemlisi yargı, bu ifade sonrasında neden harekete geçmez? Peki böyle bir rejime eşittir demokrasi demek mümkün müdür? Bunlar Fetullah'a bir sebepten ötürü karşı!
"Fetullah'ı tanımıyorduk, bizi kandırdı" beyanı kuyruklu yalan zira benim gibi bir gazeteci bile Fetullah'ın emperyal figür olduğunu 10 küsür senedir nerede ise her gün yazarken, MGK'dan somut bilgiler alan iktidarın bilmemesi mümkün olabilir mi?
AKP güruhunun Fetullah'a karşıtlığı sadece ve sadece FETÖ'nün "Artık siz çekilin, biz yöneteceğiz" demesi yani iktidara talip olmasındandır.
Öyle olmasa 17 Aralık yolsuzluk operasyonuna rağmen Fehmi Koru bizzat iktidar zirveleri tarafından Pensilvanya'ya arabulucu olarak gönderilir miydi? Buradan hareketle AKP'nin FETÖ ile mücadelesi yine sadece iktidarlarını sürdürme adınadır.
Sınırda mülteci devleti! İktidar seçim kazanma adına akıl almaz çılgınlıklar yapıyor.
50 küsür bin Suriyeli'ye vatandaşlık ve oy kullanma hakkı verdi ki bunların tamamına yakını Hatay'daki sığınmacılar. Soruyorum bu şekilde AKP Antakya'da seçimi alsa ne olacak?
…***
Tuncay Mollaveisoğlu, 23 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Parmak boyamadan güvenli seçim olmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim hilesi-şaibesi yazmaktan bıkacak mıyız?Hayır...Türkiye güvenli bir seçim atmosferine kavuşana kadar sormaya devam edeceğiz. YSK, "çıkan haberler algı operasyonudur" diyor. 24 Haziran seçimlerinde seçmen listelerinde yer alan 923 bin seçmenin 31 Mart seçimlerinde YSK'nın açıkladığı seçmen listesinde yer almadığı belirlenmiş. Ne demek bu? Yaklaşık 1 milyon seçmen nereye gitti?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
CHP'nin YSK'daki temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu bir önceki seçimle ilgili olarak; "Hem kendi kayıtlarımızda, hem karşılaştırdığımız YSK kayıtlarında mükerrer seçmen ve seçim sonuçlarını etkileyecek sahte seçmen bilgisine ulaşamadık" demişti. Bilgisayar Mühendisleri Odası ve ODTÜ'nün hazırladığı raporlar ile bu açıklama çelişiyor... Kim doğruyu söylüyor? Bazı ilçelerdeki seçmen sayılarının bir önceki seçime göre 10 binler düzeyinde arttığı tespit ediliyor... Artık sayıların bir önemi var mı? Mühürsüz pusula ve zarfların oylama devam ederken "geçerli" kabul edilmesi sürecinden bu yana Yüksek Seçim Kurulu'nun neden olduğu şaibe ve güvensizlik hiçbir kılıfa sığmıyor!Bu YSK ile yeni bir seçime nasıl gidilecek? Bu kuruma nasıl güvenilecek? Seçim İşlerinden Sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel... Genç milletvekili, iyi niyetle çabalıyor belli ki; ama artık o koltukta oturmaması gerekir... Dün yaptığı açıklamada "24 Haziran'da insan kaynağımız yetersizdi, kurduğumuz sistem çalışmadı" şeklinde özetlenecek sözler söyledi. "Ama önümüzdeki seçimlerde bunlar yaşanmayacak" dedi. Peki seçmen buna nasıl inanacak? Artık bu son seçim... Ya; İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Büyükşehirlerden bazıları alınacak ya da; AKP iktidarı önümüzde seçimsiz geçecek 5 yıl boyunca kendi düşüncesinin Türkiye'sini inşa edecek... 31 Mart yerel seçimlerinin ne kadar önemli ve hayati olduğunun yalnızca bizler mi farkındayız? Hazırlattığı oy sayım sistemi en kritik seçimde çalışmayan, sandıklara sahip çıkılması noktasında ciddi şüpheler yaratan Onursal Adıgüzel'in ve YSK'da bir çok seçim boyunca CHP adına görev yapan Mehmet Hadimi Yakupoğlu'nun CHP'li seçmenin güvenini tazelemek adına en azından koltuklarını bırakması gerekmez mi? CHP başta olmak üzere İYİ Parti de dahil, seçimlerde sandığa sahip çıkılacağının güvencesini madde madde seçmene anlatmalıdır. Parmak boyasını yeniden geri getirmek bunun bir adımı olabilir... Parmak boyası ile en azından bir kişinin birden fazla oy kullanmasının önüne geçmek mümkün olabilir. "Parmak boyasına itiraz eden potansiyel hırsızdır" iddiası ile bu basit ve alışkanlık yapmış sisteme yeniden dönülmelidir.
…***
Deniz Zeyrek, 23 Ocak tarihli Sözcü gazetesinde, “Güvenlik Bakanlığı kurulacak mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Biz Ankara gazetecileri bayılırız güvenlik ve istihbarat konularında kimselerin duymadığı gelişmelere vakıf olmaya. Bugünlerde Fatih Altaylı'nın 19 Ocak'ta yazdığı yazıdan olsa gerek en çok “Güvenlik Bakanlığı mı kuruluyor” sorusuna muhatap oldum. Malumunuz, yeni sistemde devlet yapılanmasında “Müsteşarlık” makamı kaldırılmış ve yerine “Bakan Yardımcılıkları” oluşturulmuştu. O dönemde güvenlik ve istihbarat kurumlarının koordinasyonu için kurulan Kamu Güvenliği Müsteşarlığı kapatılmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Güvenlik Bakanlığı” konusunu işte o günlerde Kamu Güvenliği Müsteşarlığı yerine kurulacak yeni bir yapı olarak duyuyorduk. Ancak bir sonuç çıkmadı ve konu unutuldu. Gazeteciliğin en önemli ayağı, önemli haberlerin “fikri takibini” yapmaktır. Yeni bir gelişme duymamış olsam da Altaylı'nın yazısını referans sayarak biraz araştırdım. Kimler bilirdi bu konuyu? Elbette İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT). Bir de Türkiye'de yeni sistemin mevzuat altyapısını oluşturan Cumhurbaşkanlığı ekibi. Ulaşabildiğim herkese sordum. Yaptığım görüşmelerden şu sonucu çıkardım: -MİT, yeni yapılanmasıyla iç istihbarattan büyük ölçüde çekildi. -İç istihbarat Jandarma'nın bütünüyle İçişleri Bakanlığı'na bağlanmasının ardından Emniyet İstihbarat'ın çatısı altında toplandı. -İç ve dış istihbarat çalışmalarının, istihbarat ile güvenlik kurumlarının uyumu için bazı mekanizmalar oluşturuldu ve koordinasyon en üst seviyeye çıkarıldı. Cumhurbaşkanlığı, yeni sistemde bu koordinasyonun yürütüldüğü en önemli merkez oldu. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü'nün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na devredilmesiyle İçişleri Bakanlığı büyük ölçüde güvenlik meselesine odaklandı. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, polisin üzerindeki pasaport, ehliyet verme gibi yükleri de büyük ölçüde aldı. Yine istihbarat ve güvenlik kurumlarının koordinasyonu için oluşturulan
Kamu Güvenliği Müsteşarlığı'nın sahada çözüm olmaktan çok süreci yavaşlattığı, işlemediği görüldü. Milli Güvenlik Kurumu (MGK) bile yeni düzenlemelerle büyük ölçüde işlevsiz hale geldi ancak MGK Genel Sekreterliği, anayasal bir kurum olduğu için yeni bürokratik sistem içine yerleştirilemedi ya da kaldırılamadı. Güvenlik bürokrasisinde yeni yapılacak her değişiklik, başka değişikliklerin önünü açıyor. Yeni kurulacak her yapı da güvenli bürokrasisini iyice hantallaştıracak. Haliyle, yeni sistem güvenlik ve istihbaratta ekstra “tek çatı” ihtiyacını ortadan kaldırdı ve yeni bakanlık arayışından vazgeçildi. Yine Ankara deneyimimle söyleyebilirim: “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Durduk yerde bu konu gündeme gelmez.” Biraz daha araştırınca Güvenlik Bakanlığı olmasa da seçimden sonra bazı yeni bakanlıkların gündeme gelebileceğini duydum. Örneğin, Aile Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı birleştirilmişti. Bu bakanlığın yeniden ayrı bakanlıklar olmasını savunanlar var. Bu görüşte olanlara göre SGK dışında o bakanlıkta 20'ye yakın genel müdürlük var ve bu durum işleyişi sıkıntılı hale getiriyor. Bakanın üzerindeki yükü ağırlaştırıyor. Benzer “işleyiş” şikayetleri başka bakanlıklardan da geliyor. Bu şikayeti ortaya atanlar, Bakan ve yardımcıları ile genel müdürler arasında ciddi bir iletişim sorunu olduğunu söylüyor. İki çözüm öneriyorlar: Ya bakanlık sayısı artsın. Ya müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı düzenine geri dönülsün. Yeni sistemin mevzuat altyapısını hazırlayanlarla da görüştüm. Bu taleplere şiddetle karşı çıkıyorlar. Her bakanlığın ayrı teşkilatının bulunduğu “çoklu teşkilat” döneminin geride kaldığına dikkat çekerek, “Bakanlar, bakanlık bürokrasisi, yeni sistemin, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi altında ‘tekli teşkilat'a dayanan bir sistem olduğunu öğrenmeli. Yeni bakanlık kurmak yerine yeni bakan yardımcıları atayabilirler. Pratik olmalılar” görüşünü dile getiriyorlar.