Ocak 27, 2019 11:25 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: CHP, İYİ Parti’yi oyuna getirdi

Milli gazete:

Saadetin adayları görücüye çıkıyor

Yeniasya:

Güvenli bölge bilmeceye döndü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İhsan Çaralan, 26 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, "Söz konusu olan ‘petrol’ ise ‘demokratik normlar’ teferruattır!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" ABD’nin, 1998’de Hugo Chavez’in iktidara gelmesinden beri Venezuela’ya yönelik artan düşmanca girişimleri, son haftalarda açıkça bir darbe girişimine dönüştü. Hafta başında, ABD uşağı muhalif Juan Guaido, kendisini ülkenin geçici başkanı ilan etti. Haftalardır Guaido’yu, “Kendisini başkan ilan etmesi” için teşvik eden ABD idi. Ve Trump, Guaido’nun kendisini başkan ilan etmesinin hemen ardından onu “Başkan olarak tanıdığını” açıkladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

ABD’nin bu açık darbe girişiminin hemen arkasından Venezula Devlet Başkanı Nicolas Maduro, “Darbeye hayır, müdahaleciliğe hayır” diyerek Venezuela halkını Amerikan emperyalizmine karşı direnmeye çağırdı. Maduro ayrıca Venezuela’nın ABD hükümetiyle tüm diplomatik ve siyasi ilişkilerini kestiğini de duyurdu.

ABD’nin Guaido’nun şahsında girdiği darbe girişimi karşısında Venezuela halkı sokaklara döküldü. Maduro’ya destek veren kitlelerin sokaktaki eylemleri günlerdir sürüyor.

Darbe girişimiyle bir ülkenin yönetimini değiştirmek, bugün halkların, insanlığın en nefret ettiği girişimlerdendir. Çünkü darbeler, halkın iradesini ayaklar altına almanın en dolaysız biçimi olduğu gibi; zulmün, baskının, şiddetin envai türünün de en doğrudan kaynağı olagelmişlerdir.

Bu yüzden de darbeyle iktidar değiştirmek isteyenler sadece bir halkın iradesini çiğnemiyorlar, aynı zamanda insanlığın en temel değerlerini de ayaklar altına alıyorlar.

İkinci dünya savaşı sonrasındaki 40 yılı emperyalistler, adeta “bir darbeler çağı”olarak organize ettiler. Latin Amerika’da “Erken kalkan her albayın darbe yaptığı” hikayeler (fıkralar), adeta dönemin “klasiği”ydi. Aynı dönemde Latin Amerika ülkeleriyle birlikte Ortadoğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri de sayısız askeri darbeye sahne oldu. Bu “darbeler çağı”nda Türkiye’nin payına da üç askeri darbe düşmüştü.

Emperyalistler, kendi aralarındaki çelişkiler ve dünya hegemonyası mücadelesinde darbeci yöntemleri kullanmayı hiç de “ahlaka” ya da o ünlü “demokratik normları”na aykırı görmediler. Venezuela’daki darbe girişimi sırasında da, onların “demokratik normları”, sadece kendi çıkarları söz konusu olduğunda önem verilen bir şey oldu. Darbe girişimi, emperyalistlerin dünyayı yönetmekte ne kadar zorlandıklarını gösterirken; halklarla emperyalistler arasındaki çelişkilerin artık, üstü örtülemeyecek bir döneme girdiğini de ortaya çıkarmış oldu.  

Bunun bir diğer anlamı; gerek kendi aralarında gerekse diğer ülkelerle emperyalistler arasındaki sorunlarda, ABD ve öteki emperyalistlerin daha “sert” ve “etkin” yöntemlere başvuracaklarıdır. 

...***

Yasin Oktay, 26 Ocak tarihli Yenişafak gazetesinde, " ABD demokrasisinin Venezuella’da yediği put"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Venezuella’da bütün demokratik dünyanın gözetiminde ve desteğinde çağımızın en iki yüzlü, en hırsız darbe girişimi yaşanıyor. Demokratik dünya şimdiye kadar iddia ettiği bütün çağdaş değerlerini hiçe sayarak bu darbe girişimine hiç utanmadan, sıkılmadan destek veriyor.Demokratik dünya dediysek, başta şu bizim “yalnız kovboy” dediğimiz Trump’ın ABD’si. Sözkonusu Venezuella’da darbe olunca hiç de yalnız olmadığını görüyoruz Trump’ın. Yanına, arkasına taktığı, önceden şu veya bu şekilde kendine bağlamış olduğu bir çok Latin Amerika ülkesiyle birlikte yağmaya koşar gibi üşüşüyorlar Venezuella’nın üzerine; dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olan ülkeye."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Seçimle işbaşına gelmiş, halkının yüzde 68 desteğini yakın zamanda almış bir liderini demokrasi adına ve demokrasiyi katlederek indirmeye çalışıyorlar.

Geçtiğimiz Mayıs ayında oyların yüzde 68’ini tek başına alarak yeniden başkanlığa seçilen Maduro’ya karşı Meclis başkanı öncülüğünde bir muhalefet, seçim sonuçlarını tanımadığını söyledi ya. Bu söz ABD’de bir anda bütün demokrasi hassasiyetlerine tavan yaptırmış.

Seçimde hile mi? Nasıl olabilir? Nerde kaldı demokrasi, nerde kaldı insanlık. “Seçimde hile varsa bu ABD’den sorulur tabi”

Sanırsınız ki nerede bir seçimde hile söylentisi varsa ABD orada hemen bütün kırmızı çizgileri ihlal edilmiş, ülkesi işgal edilmiş, nasırına basılmış gibi tepki verir. Ne de olsa seçim sandıkları demokrasinin namusudur. Bu bahaneyle, hiçbir zaman seçim yoluyla iktidara gelme ihtimali olmayan Meclis başkanı ve muhalefet lideri Juan Guiado’nun “bu seçimler hileli” diye mırıldanması yeterli gelmiştir. Şarkının devamını bizim demokrasiye pek duyarlı yalnız kovboyumuz en alasından getirir.

Dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip Venezuella’da halkın Maduro yönetimi altında açlıktan kırıldığından bahsediliyor. Böylece Maduro’nun ülkeyi yönetemediğinden, biraz daha ileri gidilip aslında bu tür ülkelerin bu zenginliğe rağmen kendilerini yönetemediklerinden girilmeye çalışılıyor.

Oysa Venezuella’ya uygulanan acımasız ambargo dolayısıyla kendi kaynaklarına erişiminin bizzat bu sözümona “demokratik” dünya tarafından engellendiğinden bahsedilmiyor. Maduro üzerinden Venezuella’ya, Venezuella üzerinden bütün dünyaya bağımsızlık iddiasının ham bir hayal olduğu dersi verilmeye çalışılıyor.

Süslü demokrasi, insan hakları gibi söylemleri bir put gibi eliyle yapıp tapınıyor, dünya halklarını da tapmaya zorluyor ABD. Tıpkı Cahiliye dönemi Araplarının, helvadan kendi elleriyle yapıp tapındıkları putları acıkınca yedikleri gibi.

...***

Remzi Özdemir, 26 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İflaslara ve işsizliğe dikkat!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Pamukkale Turizm, Türkiye'nin en eski ve en köklü otobüs şirketi. Yarım asırlık şirket, krize dayanamayarak önce konkordato ilan etti ve sonunda perşembe günü mahkeme iflasına karar verdi.Aslında son dönemde iflas eden tek şirket Pamukkale değil. Daha yüzlerce var ama Pamukkale önemli bir marka ve herkesin bildiği tanıdığı bir şirket.Pamukkale'nin iflası konkordato sürecinden sonra geldi. Buradan şunu çıkartabiliriz; son üç ayda binlerce şirket konkordatoya gitti. Bunların bazıları daha iflas kararı alabilir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İflas kararını şirket kendisi almıyor. Konkordato kararı veren mahkeme bakıyor ki, şirkette düzelme yok iflas kararı alıyor.

İflas kararı ile sadece bir şirket, bir marka bitmiyor. İflas kararı o şirkette çalışan yüzlerce hatta binlerce insanı da bitiriyor. İşsiz kalan insan bitmiş insandır. Geleceği mahvolmuş insandır. Tıkanmış hatta hızla daralan bir ekonomide iş bulmak define bulmak kadar zor ve imkânsız. Allah bu dönemde işsiz kalanlara ve ailelerine yardım etsin. Gerçekten çok zor bir süreç yaşıyoruz. Önümüzde günlerde Türkiye'nin en büyük sorunu iflaslar ve işsizlik olacaktır. Bu kriz aslında göstere göstere geldi. Tam 2 yıl önce tüm sinyalleri verdi. Aklı başında olup, işini yandaşlık değil de hakkıyla yapan tüm ekonomistler uyardı. Yaşanacak krizin boyutunun büyük olduğunu, insanların ödeme güçlüğü yaşayacağını ve en önemlisi işsizlik fırtınasının geleceğini söyleyip durdular. Bu insanlar hükümet tarafından hain ilan edildi. Onlara göre kriter AVM'ler ve inşaat sektörüydü. Nitekim inşaat sektörü çöktü, altında Türkiye kaldı. İktidarın o kadar desteğine rağmen inşaat sektörü hızla çöküyor. Konut sektöründeki fiyat manipülasyonu ile yaratılan sanal zenginlikler birer birer kayboldu. Bir dönem inşaat sektöründe öyle bir sarhoşluk vardı ki, İstanbul'daki konut ve iş yeri metrekare birim fiyatı, New York, Londra ve Paris ile kıyaslanıyordu.

Kimse o ülkelerin ekonomisinin ne kadar güçlü olduğuna bakmıyordu. Hep kâğıt üzerinde hesap kitap yapıldı.

Amerika sıcak parayı kesti ve Türk ekonomisi kâğıttan kule gibi çökmeye başladı.

AKP'nin ekonomi politikası olmadığı, tüm başarısının aslında Amerika'nın sıcak parasına dayalı olduğu ortaya çıktı.Sonuç mu? Pamukkale şirketi iflas etti. Yüzlerce insan işsiz kaldı. Ekonomi okur yazarlığı olmayan Türk halkı, krize fena yakalandı. Halen Türkiye'yi bu hale getiren politikacıların ağzının içine bakıyor. Acaba ne söyleyecek ne yapacak diye. Politikacıların artık söyleyeceği bir şey kalmadı.