Şubat 03, 2019 11:03 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Cumhur İttifakı’nda adaylıkların büyük çoğunluğu AKP’de kaldı

Yeniasya:

Dev projeler borç batağında

Yeniçağ:

Maduro'dan erken seçim açıklaması

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Işık kansu, 2 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP cereyanı halkı nasıl çarptı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Patlıcanın 13, ıspanağın 9 lira olduğu bir ülkede elektrik fiyatlarının düşürüldüğüne, düşük kalacağına inanmak zor! Ocak ayı başındaki yüzde 10’luk elektrik fiyatı indirimi, Saraycı AKP’nin alışıldık yutturmacalarından yalnızca biri.Dağıtımının özelleştirilmesi ile katmerlenen elektrik fiyatları, seçim borsasına bağlı olarak bir adım geri gidiyor, sonra beş adım ileri... Seçimden önce az indirim, seçimden sonra bol bindirim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Örnek verecek olursak: AKP’nin ilk büyük elektrik zammı, dağıtım özelleştirilmesinden önce, 2007’de, anayasa değişikliği halkoylamasından sonra yüzde 54.1 ile yapıldı. 2011 seçimleri öncesi elektrik fiyatı yüzde 1’e bile ulaşmayan bir indirime uğrarken, genel seçimlerin hemen ardından yüzde 11.75 zamlandırıldı. Seçim yapılmayan 2012’yi, halkımız yüzde 20.69’luk zamla kapattı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhuriyetten çıkarılıp meşruti monarşiye evrildiği 2017 halkoylaması ve 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ile milletvekilliği seçimleri öncesi AKP’nin fiyatlandırma ölçütü yine değişmedi:

2017’de yüzde 0.10’luk küçücük indirime karşın, 2018 seçimleri sonrası hemen her ay fiyatlar yükseltildi ve 2018 yılı yüzde 45 zamla kapandı.

Böylece, 2017’de 230 kilovatsaatlik asgari tüketim için 94.7 lira ödeyen 4 kişilik bir ailenin elektrik faturası 2018’de ayda 137 lirayı aştı. Yerel seçimler öncesinde yapılan yüzde 10’luk indirime karşın, bugün asgari tüketimin faturası ayda 123.6 lira.

Seçimler sonrasına gelirsek:  Halkımızın cereyana kapılması kaçınılmaz bir alınyazısı olacak.

...***

Akın Aydın, 2 Şubat tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Yeni hükümet sisteminden kimler mutlu oldu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'de parlamenter sistemin nasıl bitirileceği ve yerine iki partili bir sistemin nasıl getirileceği hesapları 30 yıldan beri yapılıyordu. Önceki yazımda da belirttiğim gibi iki partili sistemin yolu 2010 referandumunda açıldı. 15 Temmuz ihaneti, Türkiye'nin yeni bir yönetim tarzına ihtiyaç duyduğu algısı yaratırken veya öyle empoze edilirken iki partili sistem sürecini de hızlandırdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Diyebilirsiniz ki, Meclis'te şuan 5,6 parti var. Doğru. İsim olarak var ama işlev olarak Meclis'te iki parti veya anlayış var; İktidar artı MHP. CHP artı İYİ Parti.  

Tabi gelinen noktada yeni hükümet sisteminden kim mutlu oldu, sorusuna ben, Graham E. Fuller diyorum.

Neden mi Fuller? Çünkü ABD tarafından 1987'lerden beri Fuller'in çalışmaları neticesinde planladığı ve 2 bin yılında bizzat Fuller'in deklare ettiği başkanlık sistemi 6 aydır Türkiye'de aktif.   Unutmuş olanlar olabilir! Kim bu Graham E. Fuller? CIA eski başkan yardımcısı, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı, ABD devlet görevlisi, yazar, öğretim görevlisi, Türkiye ve Türk siyaseti üzerine birçok kitabı olan bir misyoner, ajan vs.

Gerçi bu kişinin ismini, 15 Temmuz'dan sonra hepiniz duydunuz. 15 Temmuz gecesi ülkemizde toplantılar yapan, başarısız kalkışma sonrası 8 askerle birlikte Yunanistan'a kaçan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yakalama kararı çıkardığı bir elaman.

Bu kişi için Erdoğan'ın danışmanı Cemil Ertem o günlerde, gazetesindeki köşesinde şöyle yazıyordu:

"ABD'li neoconların darbe öncesi İstanbul'da cirit atması, Fuller'in ekibinin yaptığı toplantılar açığa çıkmıştır. Hatta Graham Fuller'in Türkiye'de olduğu ve şaibeli yollarla 16 Temmuz'da bir komşu ülkeye kaçtığı çok ciddi istihbarat bilgileridir."

İşte bu Fuller, 2 bin yılında aynen şöyle diyordu: "Türkiye, yakın bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe… Kökleri geçmişe dayanan ekonomik kriz, iktidardaki koalisyon partilerinde büyük deprem yaratacak.

CIA eski Türkiye şefi, Paul Bernard Henze'nin 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu Türkiye raporunda da aynı konuya dikkat çekilmiştir:

"Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclis'i ikna ettiğimizde, ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.

Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir.

Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi, Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz."

Avrupa Parlamentosu 2 Mart 2012'de Türkiye İlerleme Raporunda, "Eğer Türkiye için bir şey gerekli ise o şey kesinlikle yeni anayasadır" vurgusu yapmıştır.

Şöyle bir baktığımızda Anayasanın sadece adı kaldığı ortadadır. 16 Nisan referandumu ile başkanlık, tek adamlık, federasyon artık ne derseniz deyin yolu açıldı.  Ve 24 Haziran'da milletimize, ABD'nin hayalini kurduğu başkanlık sistemi getirildi. Bugün bu sistem resmen hayata geçti. Bu yüzden Fuller ve Henze çok mutlu. Ya sen!?

...***

Hüseyin Gülerce, 2 Şubat tarihli Star gazetesinde “31 Mart neden büyük gün?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Beka meselesi, “bizler” ve “onlar” için bir turnusol kâğıdı gibi oldu. Cumhur İttifakı ve bu ittifaka destek veren bizler, 31 Mart’taki mahalli seçimlere “beka meselesi” olarak bakıyoruz. Onlar ise AK Parti’nin çelmelenmesi, Erdoğan döneminin bitmesi için bir fırsat olarak bakıyorlar. Bizler sadece milletten güç almayı savunuyor, onlar ise ABD ve Avrupa Birliği’nin onay ve desteği ile umutlanıyorlar. Bizler kimiz? Şimdi sorgulamalar, yargılamalar, mahkeme kararları ile ortaya çıkan gerçekler ışığında; FETÖ operasyonlarının hepsinin ABD plan ve projesinin bir parçası olduğuna inananlarız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Haziran 2013 Gezi kalkışması, 17/25 Aralık 2013’teki yolsuzluk susturucusu takılmış darbe teşebbüsü, 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişimi ve PKK terör örgütüne FETÖ’cü subaylar ve emniyet yöneticileri marifetiyle alan açılması ve destek verilmesi; hepsi FETÖ’nün ABD talimatı ile başvurduğu ihanetler…

Hepsinde FETÖ mahrem imamları ile devletin asker, polis, yargı içindeki elemanlarının işbirliği ve ABD konsoloslukları, Büyükelçiliği ile irtibatları var. Washington, bugüne kadar bu mahrem imamlar ile temsilcilikleri arasındaki telefon konuşmalarını izah edemedi.

Bunların alayının, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini milletçe göğsümüzde söndürmemize bozulmaları, üzülmeleri, günlerce kendilerine gelemeyip, darbeye karşı demokrasi müdafaasında yanımızda yer alamayışları neyi anlatıyor? 31 Mart seçimlerindeki tercihimizin evet, beka meselesi olduğunu anlatıyor. Onlar dediğimiz kim? Onlar bizim gördüklerimize tersten bakıyor ve “ne beka meselesi?” diyorlar.  Bir de aralarında Erdoğan takıntılı AKP’liler var. AK Parti’nin nimetlerinden kana kana yararlanmış ama sonra hırslarına, nefislerine yenik düşüp yoldan çıkanlar. Umut olarak Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı, Ahmet Davudoğlu’nu Başbakan görmek için herkesle ittifaka yeşil ışık yakanlar. “Nerede o ilk yıllardaki Erdoğan?” deyip bugün bütün kusurları, noksanları, kötülükleri, olumsuzlukları allem edip kellem edip Erdoğan’a fatura edenler…

Onlar dediklerimiz asıl kimler? Gezi kalkışmasını organize eden, destekleyen ve hâlâ sahip çıkanlar…  17/25 Aralık operasyonları üzerinden hükümeti alaşağı etmeye uğraşanlar. FETÖ gizli kayıt tapelerini Meclis çatısı altında Grup toplantısında yayınlayan Kılıçdaroğlu…

CHP, Sözcü ve Cumhuriyet gazeteleri… 15 Temmuz FETÖ darbe girişimine “kontrollü darbe”, “tiyatro” diyenler. Alayı…  Bizler; “Mesele beka meselesi. Çözüm Cumhur İttifakı. Çare Erdoğan’ın liderliği. 31 Mart’ta Türkiye istikrar ve huzur içinde büyük yürüyüşüne devam etmelidir” diyoruz.  Onlar, “31 Mart’ta İstanbul ve Ankara’yı, en az birini AK Parti’den almalıyız. Başarırsak, siyasî kaosu tetikleyen ABD güdümlü ekonomik kriz ile Türkiye’yi erken seçime zorlarız. Erdoğan’dan kurtulmanın başka çaresi yok” diyorlar. 31 Mart, büyük gün. Milletimiz için karar anı.