Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Ekolojik turizm alanına kaçak fabrika diktiler
Aydınlık:
Erdoğan: HDP eşittir PKK
Yeniçağ:
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün arka planında olduğu, Ali Babacan eksenli yeni siyasi partinin seçimlerden sonra kurulacağı bildirildi.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Yıldırım Koç, 4 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “düşürülen faizden AKP nasıl yararlandı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından 18 Ocak 2019 tarihinde yayımlanan Türkiye Ekonomisinde Haftalık Gelişmeler ve Genel Görünüm raporuna göre, enflasyonun düşürülmesiyle kredilere uygulanan ağırlıklı ortalama faiz oranları da düşürüldü.Faizlerin düşürülmesi iç talebi borçlanmaya dayalı olarak artırdı. İnsanlar, düşük faizlerle borçlanarak gelecekte elde edeceklerini umdukları gelirleri hemen harcadılar, büyük bir borç yükü altına girdilerse de, yaşam standartlarını yükselttiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bankaların verdiği ihtiyaç kredilerinin yıllık faizi 2002 yılında yüzde 58,3 idi. Bu oran, 2010 yılına kadar kademe kademe indirildi ve 2010 yılında yüzde 13,5 oldu.
Bankaların verdiği taşıt kredilerinin yıllık faizi 2002 yılında yüzde 47,3 idi. Bu oran 2010 yılında yüzde 11,8 ve 2013 yılında da yüzde 10,7 oldu.
Bankaların verdiği konut kredilerinin yıllık faizi 2002 yılında yüzde 48,3 idi. Bu oran 2013 yılında yüzde 9,7'ye kadar indirilmişti.
Bankaların verdiği tüketici kredilerinin yıllık ortalama faizi 2002 yılında yüzde 54,7 idi. 2010 yılında yüzde 12,5'e ve 2013 yılında yüzde 11,8'e kadar indirilmişti.
Enflasyon ve faiz oranlarının düşürülmesi, bankaların konut, araba ve diğer ihtiyaçlar için verdiği tüketici kredilerinin faizinin indirilebilmesini de sağladı. Böylece, insanlar düşük faizlerle borçlanabilmeyi göze aldı, konut, otomotiv ve dayanıklı tüketim malları için büyük bir ek talep yaratıldı. Halk da bu ürünlere erişebildiği için mutlu oldu ve AKP'ye oy verdi.
Bu saadet zincirinin gerçekleştirilmesinin ve sürdürülebilmesinin önkoşulu, enflasyonun ve faizlerin düşürülmesini sağlayan, aşırı değerli Türk Lirası politikasıydı. Enflasyon, Türkiye'de üretici güçlerin ve emek üretkenliğinin geliştirilmesi, yeni yatırımların yapılması, üretimin artırılması gibi doğru yol ve yöntemlerle değil, aşırı değerli Türk Lirası ve düşük faiz oranı politikasıyla düşürüldü. Aşırı değerli Türk Lirasıyla Türkiye'nin güçlü bir sanayi oluşturmasını sağlayacak en ileri teknolojili makine ve teçhizat değil, ağırlıklı olarak enflasyonu düşürecek tüketim malları veya ara mallar ithal edildi.
2002 yılında trafikteki otomobil ve kamyonet sayısı 5,5 milyondu. Bu sayı 2018 yılında 16 milyonu aştı.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu verilerine göre, 2018 yılında 73,9 milyon cep telefonu abonesi ve 79,5 milyon abonelik vardı. Yetişkinlerin yanı sıra yaşı biraz ilerleyen çocuklar bile internet bağlantılı akıllı telefon kullanmaya başladı.
Buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, derin dondurucu gibi dayanıklı tüketim malları hemen hemen herkesin evine girdi. Bazı evlerde, birden fazla televizyon bulunmakta.Mobilyalar ve daha birçok ev eşyası da, doğal ömrünü tüketmeden, atılmaya başlandı. Kapitalizmin gösterişçi tüketimi ve israfı, Anadolu'nun geleneksel sade yaşamının yerini aldı. Kapitalist sistem, insanları borçlandırarak belirli ölçülerde pasifleştirdi; bencillik ve bireycilik yaygınlaştı.
…***
Orhan Uğuroğlu, 4 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Gökçek pes etti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Melih Gökçek ile Mehmet Özhaseki arasındaki ilişki tamamen koptu. Gökçek, Yavaş'a hücum etmeyi durdurdu. Beyaz TV'de Cumartesi akşamı yayınlanacağı duyurulan canlı yayına çıkmadı ve program iptal edildi.İki "eski ülkücü", iki eski belediye başkanı ve iki eski dost olan Gökçek ve Özhaseki arasında ilk ilişki olumlu başladı.Gökçek sosyal medyadan Özhaseki'ye destek verdi. Ancak Özhaseki, Gökçek'in telefonlarına yanıt vermeyince Gökçek de mesajlarını sildi.Gökçek'in, "kripto FETÖ'cüler" dediği kesim, "Gökçek'in, AKP adayı Mehmet Özhaseki'ye destek vermesi seçimi kaybetmesine yol açar" diye tepki gösterdiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
"Davama sahip çıkıyorum" diyen Gökçek ise Özhaseki'nin kazanması, için 25 Ocak'ta Beyaz TV'de 5 saat canlı yayına çıkarak Mansur Yavaş'a hücum etti.31 Mart'ta yapılacak yerel seçimlere kadar her hafta Beyaz TV'de canlı yayına çıkıp Mansur Yavaş'a 3-5 puan kaybettireceği iddiasında bulunan Melih Gökçek için Beyaz TV'de 2 Şubat Cumartesi, "Seçim Özel" canlı yayını saat 21.00'de yayın akışına alındı.Ancak program iptal edildi.Gökçek telefonlara yanıt vermezken yakın çevresine bu iptalin neden yapıldığını sordum.Gökçek'in pes etmesinin gerekçesi olarak Özhaseki'nin şu açıklamasını hatırlattılar:"Melih Bey benim kampanyamın bir parçası değil. Emekleri için eline sağlık ama tarzı benim tarzım değil, yönetim anlayışı benim yönetim anlayışım değil, üslubu benim üslubum değil. Ben Mansur Bey'i projesi yok diye eleştiriyorum. Ama şahsı ile ilgili, kökeni, memleketi ve bunun gibi konularda benden tek bir cümle duyamazsınız." Herkesin gözleri CHP'nin adaylarına, CHP'deki istifalara ve kargaşaya çevrilirken görüyorsunuz ki AKP'de de medyaya yansımayan çok büyük krizler yaşanıyor.Görev bekleyen AKP'liler aynı isimlerle siyaset yapılmasına büyük tepki gösteriyorlar ve "Hani metal yorgunluğu ile mücadele edilecekti. Yılların yorgunu AKP'liler her makama yeniden aday gösteriliyor" diyorlar.Ankara'da Gökçek-Özhaseki ilişkisinin giderek daha sertleşmesi beklenirken tüm anketlerde önde giden Mansur Yavaş'ın küskün ve kızgın AKP'lilerin de oylarını alacağı netleşiyor.Ayrıca "Seçim-Geçim" sloganı kuşku yok ki 31 Mart yerel seçiminin en önemli sloganı haline geldi.Yavaş'ın sosyal destek, üretime ağırlık verme, işsizlik, fakirlik ve yoksullukla mücadele vaatleri büyük destek görüyor.Özhaseki'nin ise hâlâ "rant dağılımı adil olacak" sloganı ile ranta karşı çıkmayarak başkente yeni rant yaratacak yatırımlar vaat etmesine Ankaralılar tepki gösteriyor.Ayrıca Özhaseki'nin her açıklamasında, "benim tarzım" diyerek Gökçek uygulamalarını bilinçli şekilde eleştirmesi de ikilinin arasındaki kavgayı AKP içindeki kavgaya dönüştürüyor.
…***
Ali Ünal Emiroğlu, 4 Şubat tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Geç de olsa hatadan dönüş…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“"Hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz." Neresini düzeltelim bu lafın? Binali Yıldırım bu sözleri söylerken durumu ne hukuka ne de etik kurallara uygundu. Hukuka uygun değildi, zira Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı sürerken Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığını da üstleniyordu ki, en başta Anayasa bunu yasaklıyordu. Bu davranışı etik de değildi. Herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır hükmü, kişiyi beşikten mezara izleyen, temel yasa Medeni Kanun'da yer almaktadır (madde/2).”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hukukla etik, etle kemik gibidir; her ikisi de hukukun temel ilkeleridir. İşi sosyolojiye yatırdığımızda, toplumu kuşatan kuralların sadece hukuktan ibaret olmadığını görürüz. Hukukun yanında din, ahlak kuralları ile gelenek ve görenekler de vardır. Bunların hepsi insan yaşantısı ilişkilerine şekil verir. Hukukun öne çıkan farkı zorlayıcı oluşu, yani yaptırımının şiddetidir. Hukuk kuralına karşı gelirseniz, ceza ve tazminat gibi yaptırımlarla karşılaşırsınız. Ahlak kurallarına aykırı davranırsanız vicdan azabı çekersiniz, gelenek ve göreneğe saygı göstermezseniz kolektif vicdan dediğimiz kamuoyunun tepkisini çekersiniz. Kurallar arasında kalın duvarlar yoktur, birbirleriyle etkileşim içindedirler. Bu nedenle sosyoloji, hukukun mutfağıdır. Hukukta uygulayıcı otorite devlettir.
Devletin vatandaşlarına onurla ve adaletle davranması gerekir. Bir devletin vatandaşlarına bu şekilde davranmasıyla ilgili başta insan hakları olmak üzere etik ilkeleri de hukukun temel ilkeleri olarak ortaya koyup siyasal adaletin gereklerini karşılaması mümkündür.
Bu kertede kanun koyucuların nasıl kanun yapmaları gerektiği ve hâkimlerin de nasıl davranması gerektiği söz konusudur. Önemli olan, kanun koyucunun etik değerleri hukuklaştırması, hukuk politikasının yönünü bu değerlere göre tayin etmesidir.
Hukuk, ahlak ve etik derken Binali Yıldırım işin neresindeydi? Günler süren eleştiriler…atışmalar uzayıp giderken, en nihayet Binali Yıldırım, pişmanlıktan, demokrasiye hasretten mi bilinmez, hatasından döndü geri. TBMM Başkanlığı'nı bırakacağını açıklarken zoraki nikâh da olsa hukukla aralarında, keramet var mı, göreceğiz!