Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP: İş Bankası'na çökmek anayasaya çökmek demek
Yenişafak:
Açlık sınırı Ocak ayında yükseldi
Milli gazete:
Erdoğan ile Bahçeli bir araya geldi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Rıza Zelyut, 7 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “Hitler’in oyu önemsiz de HDP’ninki niye önemli?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu zihniyettekiler, CHP’yi HDP’ye koruma kalkanı yaparak PKK’nın varlığını sürdürmesine katkı yaptıklarını bilmiyorlar mı? Ve bundan çok daha önemlisi, HDP ile işbirliğini savunarak AKP’ye hizmet ettiklerinin farkında değiller mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP Lideri Erdoğan’ın Türkiye’de seçilmiş bir diktatörlük kurduğunu iddia edenler ne diyordu?
“Hitler de seçimle iş başına geldi ama diktatör oldu.”
Hitler’in çok oy almış olmasının bir önemi olmadığını vurguluyordu bunu söyleyenler...
Doğrusu ya biz de bu düşüncedeyiz... Laik, demokratik sistemi yıkmaya çalışan bir yapı, isterse yüzde 99 oy alsın, yasadışıdır. AKP’nin sadece laik devlette yarattığı yıkıma bakın, Anayasa’nın 2. Maddesini çiğnediğini görürsünüz.
Gel gör ki Erdoğan’a karşı Hitler örneğini verenler; son günlerde “oy”un ne kadar önemli olduğunu söylemeye başladılar. PKK’nın siyasi uzantısı HDP’yi savunmaya çabalayan Merdan Yanardağ ve Emre Kongar gibi “Yeni Liberaller”, kendi televizyonlarında durmadan, “İyi ama siz 7 milyona yakın oy almış bir partiyi gayri meşru ilan edemezsiniz!” diyorlar.
Yani, Erdoğan söz konusu olunca alınan oyun önemi olmadığını vurgulayanlar, PKK söz konusu olunca “Çok oy aldılar!” diyerek hemen savunmaya başlıyorlar.
İşte Türkiye’deki aydın sefaletinin en açık örneklerinden birisi budur.
Bence farkındalar... Tıpkı 2015 ortalarına kadar Erdoğan’ı öven eski liberaller gibi... Erdoğan’ın demokrat olmadığını ben biliyordum da onlar mı bilmiyorlardı? Amaç, Erdoğan’ı kullanıp ABD askeri PKK’yı kuvvetlendirmekti. Şimdi o görev, demokratik solcu görüntülü Yeni Liberaller takımına verilmiş gözüküyor. Göreceksiniz, bu HDP sevdalıları sayesinde AKP hiç de hak etmediği halde, belediyelerin büyük bölümünü yine kazanacak...
Hatırlayın: Bir zamanların başbakanı olan Ahmet Davutoğlu; Dışişleri Bakanı iken Suriye’de insan kellesi kesen IŞİD’lileri savunmak niyetiyle bir canlı yayında şöyle demişti: “IŞİD radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.”
AKP; bu yaklaşımıyla radikal dinci teröristleri masumlaştırırken, bizim yeni liberaller de şimdi HDP üstünden PKK’yı masumlaştırmaya çabalıyorlar. Onları, demokrasinin olmazsa olmazları gibi göstererek...
…***
Öztin Akgüç, 7 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP’nin oyu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP yönetiminin de yüzde 25 oy sınırını benimsediği izlenimini veren davranış ve açıklamaları olmaktadır. 2002 sonrası rakip bir parti olmamasına, her alanda başarısız bir iktidara karşı oy oranının yüzde 25 düzeyini aşamaması, CHP yönetimine hoşgörülebilir bir özür sağlamakta, CHP’nin çekirdek oyu bu kadar gerekçesiyle, esnekleşme, sağa açılma, ittifaklar gerekli stratejisi izleme olanağını vermektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Son yıllarda yapılan seçim sonuçlarından da esinlenerek CHP’nin potansiyel oyunun yüzde 25 olduğu ileri sürülmektedir. Bu savın rakip partiler tarafından desteklenmesi doğaldır. Oy potansiyeli yüzde 25 olan bir partinin TBMM’de çoğunluk sağlama, başkanlık seçimini kazanma olasılığı çok zayıftır. Bu oy oranı ile CHP’nin muhalefette kalmaya mahkûm parti olduğu algısı yaratılmaktadır.
Gerçekten CHP’nin çekirdek oyu yüzde 25 midir? Bu savın 1950 sonrası seçim sonuçları dikkate alınarak irdelenmesi gerekir.
Şaibeli 1946 seçim sonucu bir yana bırakılırsa, iktidarı yitirdiği 1950 seçiminde yüzde 40 oy alan CHP için en kritik seçim, ilk kez muhalefet olarak katıldığı 1954 seçimidir, mallarına el konulmuş, Halkevleri, halk odaları kapatılmış, CHP zor koşullarla seçime girerken; DP en elverişli olanaklarla seçime katılmıştır. 2. Dünya Savaşı boyunca ithalat yapılamadığından ülkede altın rezervi birikmiş, dünya savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçmiş, 1951 Kore Savaşı özel bir ekonomik konjonktür yaratmış, tarım ürünleri fiyatları artmıştı. Biriken uluslararası rezerv, dünya ekonomisinde genişleme, Kore konjonktürü DP’ye bol ithalat olanağı yaratmış, ülke savaş yılları ile kıyaslanmayacak ölçüde bolluk yaşamış. Bu koşullarla yapılan seçimde CHP’nin oyu yüzde 35.1’e düşmüştür.
1957 seçimlerine gidilirken koşullar değişmiş, biriken rezerv tükenmiş, Kore konjonktürü sonlanmış, ülkede döviz kıtlığı, ithalat zorlukları başlamış, enflasyon tozlanmış, bütçe açıkları büyümüş, ülkede savaş yıllarını andırır şekilde idari kararlarla tayınlama, fiyat narhları gibi uygulamalara başvurulmuştu. Enflasyon sürecinin durdurulamaması üzerine istikrar tedbirleri alınması zorunluluğu duyulmuş, belki de ekonomimizin en kapsamlı istikrar programı uygulanarak, yüzde 300 oranında devalüasyon yapılmış, tüm KİT ürünleri zamlanmış, vergiler artırılmış, kamu harcamaları kısılmıştır.
1957 seçimi ülkedeki şaibeli seçimlerden biridir, ilk gelen bilgiler CHP’nin iktidara gelmekte olduğu yönünde iken, gece başabaş giden illerde seçim sonucu az farkla DP lehine dönmüş, resmi sonuç olarak DP’nin oyu yüzde 50’nin altına düşerken CHP’nin oyu yüzde 40.6’ya yükselmiştir. Gaziantep gibi çok az farkla DP lehine biten illerde yeniden oy sayımı yapılması, Gaziantep adliye binasının yakılmasıyla gerçekleştirilememiştir.
…***
Cahit Armağan Dilek 7 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “ABD: Türkiye, Suriye'de işgalci”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye plansız, öngörüsüz ve takıntılı yaklaşımlarıyla Suriye'de bir ABD, bir Rusya'ya savurulup duruyor. Ancak karşısında uzun vadeli planları ve kendi çıkarlarını önde tutan devletler olduğunu unutuyor. Böyle olunca her defasında kandırılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yunanistan'ın Başbakanı Türkiye'de. Çipras'ın niye geldiğini önceki gün yazdım. Bu üçüncü ziyaretinin en dikkat çekici noktası Heybeliada'da Ruhban Okulu'nu ziyaret edip ayine katılacak olması. Ateist olan Çipras'ın Patrikhaneyi de ziyareti edeceği kilise/din ağırlıklı bu Türkiye ziyaretlerinin Yunan iç politikasına yönelik olduğunu görmeliyiz.Ruhban Okulu açılıyor mu?Çipras'ın ziyaretiyle birlikte Ruhban Okulu'nun açılması da hızla gündeme gelecektir. Fener Rum Patrikhanesi'nin Rus kilisesiyle yaşadığı sorunlarla birlikte son olarak Ukrayna kilisesine bağımsızlık vermesinin yanında Ruhban Okulu'nun da açılması Patrikhanenin "Ekümenlik" olarak tanınmasını, dolayısıyla Türkiye'nin tapusu olan Lozan'ın delinmesini beraberinde getirmeyecek mi?Bunu Türkiye, Kıbrıs'ta işgalci diyen ABD ve AB ülkelerinin 1960 Londra ve Zürih anlaşmalarını tamamen yırtıp atarak Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkarıp Enosis'i gerçekleştirme izlemez mi?Eğer şimdiden karşı somut adımlar atılmazsa, örneğin Çipras'a Rumların Kıbrıs'ta ABD ve Fransa'ya askerî üs vermeleri 1960 anlaşmalarını ihlaldir, buna izin vermeyin denmezse olacağı bu.Türkiye-Suriye, Moskova'da Adana Mutabakatı'nı görüştü...Türkiye'yi yönetenlerin söyledikleriyle Suriye'de sahadaki gelişmeler tam aksi yönde gelişiyor. İşte Erdoğan yönetimi bunu görmüş olacak ki Putin'in hatırlattığı Adana Mutabakatı'na tabiri yerindeyse balıklama atladı.Bölgeden iyi haber alan kaynaklar Putin-Erdoğan zirvesinden hemen sonra Rusya'nın davetiyle Moskova'da Türkiye ve Suriye'nin Adana Mutabakatı'nı görüşmek üzere bir araya geldiğini bildiriyor.Bu gizli görüşmede (ki Moskova'ya giden Türk MSB.lığı heyetinin bu görüşmeyi yapmış olması büyük olasılık) Türk heyetinin temel motivasyonunun Adana Mutabakatı üzerinden güvenli bölge oluşturma olduğu ifade edilir. Çünkü Erdoğan, Putin'in mutabakatı gündeme getirmesiyle güvenli bölgeye yeşil ışık yaktığını düşünüyordu. Ve bu konuda Putin'in olurunu almak üzere Ankara'nın Şam'la görüşmeyi kabul ettiği iddia ediliyor.Ancak Adana Mutabakatı'yla ilgili olarak hem Moskova hem de Şam'dan gelen resmî açıklamalar, mutabakatın güvenli bölgeyle ilişkili olmadığı yönünde. Putin'in ana mesajı Şam ile Ankara'nın doğrudan görüşmesiydi. Suriye'den Türkiye'ye yönelik terör tehdidinin bertaraf edilmesinde Adana Mutabakatı'nın iyi bir örnek olduğunu hatırlatmaktı.
ABD çekilmediği gibi bölgeye yönelik askeri gücünü artırıyor, yeniden konuşlanıyor. Suriye'deki planların başında İsrail'in güvenliğini sağlama bağlamında İran'ın etkisini ortadan kaldırmak var. Sonrasında PYD/YPG'nin korunması ve Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna girmesinin önlenmesi. Bunu Trump bizzat ayaküstü görüştüğü PYD temsilcisine de söyledi. Yani oluşacak bölge YPG'yi güvenlik altına alacak bölge olacak.Nitekim ABD senatosuna her üç ayda bir sınır ötesi operasyonlara ilişkin verilen raporlamada 2018'in son çeyreğine ilişkin raporda Türkiye'ye ilişkin önemli suçlamalar var. Bunlar aslında Trump'ın ve diğer ABD kurumlarının açıklamalarıyla örtüşüyor.