Şubat 13, 2019 12:15 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Trump, Müslüman kongre üyesinin istifa etmesini istedi

Milli gazete:

Şener'den AKP'ye sert sözler: Böyle ekonomi yönetimi olur mu?

Cumhuriyet:

CHP'li eski vekillerden Kılıçdaroğlu'na mektup

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Yıldırım koç, 12 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “AKP’nin saadet zinciri koptu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Aşırı değerli Türk Lirası, düşük oranlı enflasyon ve faize dayalı bu saadet zinciri, 2018’de koptu. Hasta, kalp hastasıydı ve bazı ilaçları kullanarak normal bir insan gibi yaşamaya çalışıyordu. Halbuki ailesinde daha önceki kuşaklarda da kalp ve damar hastalıkları önemli sorunlar yaratmıştı. Doktorun uyarılarına rağmen, sigara içiyor, yağlı yiyecekler yiyor, kilo alıyor, ucuza aldığı arabasından inmiyor, spor yapmıyor, yürümüyor ve hatta bakkala bile arabayla gidiyordu. Kalp krizi kaçınılmazdı. Kaçınılmaz olan kalp krizi, 2018 yılında gerçekleşti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kapitalizmin beş yüzyıllık tarihinin birinci küresel krizi 1873-1896 döneminde, ikinci küresel krizi 1929-1934 yıllarında yaşandı. 2008 yılından beri de kapitalizmin üçüncü küresel krizi gündemde.

2000’li yılların başlarında emperyalist ülkelerde faizler düşüktü ve bazen negatifti. Ulusötesi sermaye, hızla borçlanmakta olan azgelişmiş ülkelerdeki göreceli yüksek faizden yararlanmak için bu ülkelere gidiyordu. Son yıllarda bu eğilim tersine döndü. Azgelişmiş ülke ekonomilerinin büyük sorunlar yaşaması ve çok-kutuplulaşmış dünyada siyasi gerginliklerin artması nedeniyle, ulusötesi sermayenin güvenilir liman olarak kabul ettiği emperyalist ülkelere yönelme eğilimi arttı. Bu süreçte faizler de yükseldi.

Dünya Bankası’nın 8 Ocak 2019 tarihinde yayımladığı Küresel Ekonomik Beklentiler raporunun kapağında “Kararan Gökyüzleri” yazmaktadır. Dünya Bankası, ekonomide kara bulutların dolaştığını rapor kapağında bile belirtmektedir.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Ocak 2019 tarihli Dünya Ekonomik Görünümü raporunun başlığı da “Zayıflayan Bir Küresel Genişleme” ifadesi yer almaktadır. Bu raporun ilk sayfasında, “Türkiye’deki daralmanın şimdi, önceden beklenenden daha derin olacağı tahmin edilmektedir” yazmaktadır.

AKP’nin 16 yılı aşkın yönetimi döneminde Türkiye’de devletin, özel sektörün ve hanehalklarının borçları arttı.

Bu dönemde ülke kaynakları israf edildi. Devlette yandaş istihdamı arttı. Devlet kaynakları gereksiz ve lüks binalara, yollara, köprülere, geçitlere yatırıldı; Türkiye’de sanayi kuruluşları kapanırken ve tarlalar boş bırakılırken, betonlaşma yaşandı.Halkımız, kapitalizmin gösterişçi tüketiminin etkisiyle, gelecekte elde etmeyi umduğu gelirleri bugünden harcadı ve birçok kaynağı israf etti. Televizyon dizilerinin de etkisiyle, kapitalizmin gösterişçi tüketimi ve israfı, Anadolu’nun geleneksel sade yaşantısının ve tutumluluğunun yerini aldı.Türkiye ekonomisinde yabancı hakimiyeti arttı.Türkiye’de tekelci sermayenin AKP iktidarları döneminde perakende ticarete yaygın bir biçimde girmesi, esnaf-sanatkarın tasfiyesine yol açtı.

ABD emperyalizminin bölücü terör örgütü ve Fethullahçı casusluk ve terör örgütü aracılığıyla Türkiye’de karışıklık ve iç savaş çıkartarak Türkiye’yi yönetme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanınca, iktisadi yaptırımlar gündeme geldi. Bu tavrın en açık örneği, ABD Devlet Başkanı Trump’ın 14 Ocak 2019 tarihindeki tivitidir. Trump, “Kürtleri vurursa Türkiye’yi ekonomik açıdan mahvederiz” dedi.Türkiye’de günümüzde yaşanan ekonomik krizi geçmiştekilerden ayıran temel noktalar bunlardır.

...***

Şahab Kavcıoğlu, 12 Şubat tarihli Yenişafak gazetesinde, “Elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir enerjinin katkısı”başlıklı yazısını okuyucularla apylaşıyor.

“Ülkemizde elektrik kesintilerinin yaşandığı günleri, bugün yaşı 30 ve altında olan hiçbir insanımız hatırlamaz. Elektrikler kesildiğinde mum ışığıyla ya da gaz lambasının altında oturup ders çalıştığımız çok olmuştur. Hele tek kanallı siyah beyaz televizyon zamanlarında seyrettiğimiz bir filmin en heyecanlı yerinde elektrikler kesilince meraklandığımız çok zamanlar olmuştur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bunları, Türkiye’nin geldiği noktayı göstermek için hatırlattım. Bir dönemler Bulgaristan’dan elektrik ithal ederken, bugün ne oldu da hem kendimize yetecek elektriği üreten hem de ihraç eden bir ülke haline nasıl geldiğimizin bilinmesi gerekir.

Bu süreç tabi ki, yeni petrol veya doğalgaz rezervleri bulmadık. Ancak, ülkemizin bu enerji kaynaklarına ikame olabilecek yüksek bir yenilenebilir enerji potansiyeli bulunmaktadır. Üstelik sadece hidroelektrik santrallerini değil rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklarını da içermektedir.

Bunun için tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yenilenebilir enerji yatırımlarına daha fazla önem ve öncelik verilmeye başlandı.

Enerji sektöründe ihtiyaç duyulan yatırımların mümkün olduğu kadar özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle, 2002 yılında elektrik enerjisi üretiminde %40,2 olan özel sektörün payı bugün %85 düzeyine ulaşmıştır.

Son dönemde yenilenebilir enerjide geldiğimiz noktayı göstermesi açısından; toplamda 2018’de devreye alınan kurulu güç 4025 MW’ı bulurken, bunun %40,8’i güneş, %22,1’i hidroelektrik, %12,7’si rüzgar ve %8,2’si linyitten sağlandı. Böylece, geçen yıl devreye giren diğer kalemlerle birlikte toplam kurulu gücün %93’ünü yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları oluşturdu.

Yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretimini artırma çalışmaları küresel açıdan da ivme kazanmıştır. Küresel elektrik üretiminin %66’sının fosil yakıtlardan %24’ünün de yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edildiği dikkate alındığında, %33,5 olan yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretim oranı ile ülkemiz dünya ortalamasının üstünde yer almaktadır.

Ancak, yine de ülkemiz petrol ve doğalgaz kaynakları açısından yoksun olduğundan yenilenebilir enerjiye çok daha fazla önem vermelidir. Bu anlamda dünyadaki bazı ülkeleri örnek verecek olursak, Fransa elektrik üretiminin %77,6’sını nükleer enerjiden %17,5’ini yenilenebilir enerjiden karşılamaktadır. Yine Kanada elektrik üretiminin %62,8’ini yenilenebilir enerjiden, %16,4’ünü de nükleer enerjiden karşılamaktadır.

Biz de elektrik üretimimizin tamamını yerli kömür ve yenilenebilir enerjiden karşılamayı başarabilirsek, hem ithalatı önemli ölçüde azaltmış olacağız hem de bugün itibariyle yerli üretimdeki artış sayesinde cari açıkta önemli bir azalış olacaktır.

Böylece, Milli Enerji Politikasının bir sonucu olarak ülkemizin ihtiyaç duyduğu enerjiyi yerli ve yenilenebilir enerjiye dayalı üretim ile en ucuz, en modern ve en kaliteli şekilde sağlama hedefini gerçekleştirmiş olacağız.

...***

Arslan Bulut, 12 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP, niçin "çökertme politikası" uyguladı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tayyip Erdoğan, sebze fiyatlarındaki artışı planlı bir terör estirme olarak gördüğünü açıkladı ve aynen şöyle dedi:"Semt pazarı dedik, niye? Son günlerde malum Türkiye'de bir oyun oynanmaya başlandı. Patlıcan, domates, patates, salatalık... Fiyatları tırmandırmaya başladılar. Bu bir terör estirmeydi. Bu teröre karşı nasıl Gabar'da, Cudi'de, Tendürek'te nasıl inlerine girdiysek, bu sebze-meyve gıda terörünü estirenlere de belediyelerimiz vasıtasıyla tanzim satışlar, semt pazarlarını kurarak Ankara-İstanbul başta olmak üzere ucuz ürünü satmaya başladık.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Buna karşılık CHP'li eski milletvekili Barış Yarkadaş, "AKP, sebze-meyve işine 'tanzim satış' adı altında giriyor. Çünkü inşaat sektörünü çökerttiler. Onlara şimdi yeni kaynak lâzım... Bu yüzden 'Yeni Hal Yasası' çıkarmak ve sektörü ele geçirmek istiyorlar. 170 halin 35'e düşürülmek istenmesinin sebebi de bu..." iddiasında bulundu.Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ise konuya "Memleketin 95 yıllık sanayi birikimini satan bu iktidar, şimdi çareyi bakkal dükkânı açmakta buluyor." diye yaklaştı. Peki güvenilir ekonomistler ne diyor?Prof. Dr. Erinç Yeldan, "Politik Yol"a yaptığı açıklamada özetle şöyle dedi:"AKP ulusal ve uluslararası sermayenin en gözde partisidir. Özelleştirmeler; yurt dışı sermaye hareketlerinin Türkiye'den nemalandırılarak davetiyesi, yabancı sermayeye bir hoş geldin partisi düzenleyerek bütün ulusal varlıkların yabancı sermayeye devredilmesi... Türkiye'nin dış borçlanmasına dayalı büyüme modelinin sonuna dek sürdürülmesi AKP'nin ve ondan evvel gelen bütün sermaye partilerinin ana göreviydi. Aslında bugün yaşanan problemler Türkiye'nin bir bütün olarak uyguladığı, uluslararası finans sermayesinin çıkarlarına uygun bir ekonomi olarak koşullandırılmasını sağlayan neoliberal reçetenin genel bir sonucu. Bu reçetede neler vardı? Türkiye'nin öz kaynaklarının özelleştirmeler nedeniyle sosyal fayda değil, kısa vadeli kâr ekseninde feda edilmesi vardı. Türkiye elindeki çok önemli tarım arazilerini, tarım ürünlerini, enerjide bağımlılığını azaltabilecek rüzgâr, güneş, jeotermal gibi çok önemli kaynaklarını ve genel olarak aklını doğrudan doğruya uluslararası sermayenin güdümüne terk etti. Sorunlar, yerel seçimlerden sonrasına ötelenmiş, hasıraltı edilmiş durumda.