Şubat 16, 2019 11:06 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Döviz, enflasyon ve faiz artacak

Cumhuriyet:

Erdoğan'dan tanzim satış açıklaması

Milli gazete:

Ortak adaydan sonra ortak lider iddiası!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 15 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Mutlu toplumdan mutsuz insanlara”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomide nihai hedef, insan refahı ve mutluluğudur. Refah yalnızca fert başına gelir artışı ile sağlanamaz. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin ve sosyal ihtiyaçların karşılanması da gerekir. Yani yalnızca GSYH'da büyüme değil, aynı zamanda iktisadi ve sosyal kalkınmanın da sağlanması gerekir. Kalkınmanın altyapısı ise demokrasi ve hukuktur.Batılılaşma hedefinden de insan refahı ve mutluluğu anlaşılır. Söz gelimi Avrupa Birliği için insan hakları ve siyasi özgürlükler, ekonomiden önce gelir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kadir Has Üniversitesi, 2012 yılından beri, Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması adı altında bilimsel ve güvenilir anketler yapıyor ve bunu değerlendirerek yayınlıyor. 2018 araştırmasının, özünü etkilemeden bazı sonuçlarını değerlendirdim.Sonuçlar, ekonomik sorunların arttığını ve halkın giderek mutsuz olduğunu gösteriyor.

Halka göre ekonomi de inişte: 2018 yılında yapılan anket sonuçları, son bir yılda ekonomik gidişattan halkın kötü etkilendiğini gösteriyor. Anket sonuçlarına göre, ekonomik gidişattan kötü etkilendim diyenlerin oranı yüzde 57.1 ve hiç etkilenmedim diyenlerin oranı ise yüzde 21.9'dur.Büyümenin düştüğü, fiyatlar genel düzeyinin ve işsizliğin arttığı bir ekonomik konjonktürde, ekonomik gidişattan  kimsenin olumlu etkilenmesi doğal olarak mümkün değildir. Son bir yılda  ekonomik gidişattan  nasıl  etkilendiniz?

Ekonomideki gidişat toplumu o kadar kötü etkilemiş ki, halk işsizliği terörden daha önemli görmeye başlamış.Toplum 2015 yılında terörü Türkiye'nin en önemli sorunu olarak görüyor. Ancak 2018 yılına gelindiğinde bu defa işsizliği ve hayat pahalılığını daha önemli bir sorun olarak görüyor.2018 anketlerinde terörü en riskli görenlerin oranı yüzde 13.8 olurken, işsizliği en önemli sorun olarak görenlerin oranı yüzde 26.9 yükselmiş ve hayat pahalılığı olarak görenlerin oranı da yüzde 16.2 olarak terörden daha yüksek orana çıkmış.Bu sonuç riskli bir tespittir. Ve bu tespiti çok iyi değerlendirip çözmek zorundayız. Türkiye'nin  en önemli sorunu nedir?

2013 yılında halkın üçte ikisi Türkiye'de yaşamaktan mutlu iken, 2018'de bu oran üçte bire yaklaşmış. Mutsuzum diyenler de artmış. Araştırmanın net skor grafiğine göre, bu gösterge 2013 yılında yüzde 51.2 iken 2018 yılında yüzde 19'a gerilemiş. 

…***

Latif salihoğlu 15 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Seçime endeksli geçim”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.“Son aylarda özellikle döviz piyasasında yaşanan anormal dalgalanmalar, hassas dengeler üzerinde giden ekonomiyi ciddî mânâda sarstığı gibi, zaten geçim derdi telâşında olan geniş vatandaş kitlesinin hayatını daha da zora sokmuş oldu.Geçim sıkıntısı had safhaya doğru giderken, mahallî seçimlerin tarihi geldi çattı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Vaktiyle gerekli köklü tedbirleri alamayan siyasî iktidar, tamamen “seçime endeksli” olarak palyatif bazı tedbirleri alel-acele bir şekilde tedâvüle sokmaya başladı. Son derece amatörce yapılan veya döndürülen bu işe de, tâ 1970’lerden aşırma “Tanzim Satış” adı konuldu.

Tanzim demek, düzgünlük, düzenlilik demektir. Oysa, söz konusu tanzim satış noktalarının çoğunda o düzgünlüğü, o düzenliliği göremiyorsunuz: Öncelikle, uzayıp giden kuyruklarla karşılaşıyorsunuz. İhtiyacınız olan miktarı alamıyor, kilo sınırına takılıyorsunuz. İyi ve kaliteli sebze-meyveyi, belirtilmiş olan o ucuz fiyattan alabilen var; ama alamayan da var. Zira, sıra ona geldiğinde ya bazı çeşitler bitmiş oluyor, ya da geriye çürük-çarık döküntülerle başbaşa kalınmış oluyor.

Burada söylediklerimiz, kesinlikle hayalî olmadığı gibi abartılı da değildir. Zira, o satış noktalarına gidip ucuz ve kaliteli ürünlerle dönenlere rastladığımız gibi, çok sayıda “eli boş” dönen kimselerle de görüşüp konuştuk.

Bütün bunlar gösteriyor ki, ortaya konulan söz konusu “geçim formulü” düzgünlükten, tutarlılıktan, uzun soluklu bir ferâhlıktan fersah fersah uzaktır. Doğrudan doğruya bir “seçime endeksli geçim” tedbirinden ibarettir.

Dolayısıyla, derde devâ, sadra şifâ olacak bir ciddiyet arz etmiyor. Yer yer kısmî rahatlama getiriyor gibi görünmekle beraber, manavcılık yapanlara ve pazarcı esnafına verdiği sıkıntıların ötesinde, tüketici vatandaşlara da orta ve uzun vâdede bir ümit vermiyor.

Bunun öncelikli sebebi de, bu tarz bir “tanzimat”ın tamamen “seçime endeksli” bir formül arayışı ihtiyacından doğmuş olmasıdır. Yoksa, dev yatırımları bile “özel”in insafına havale etmeyi âdeta politikalarının ana ekseni haline getirmiş olan bir yönetim, tutup pazarcılık-manavcılık işi yapmaz, yapamaz.  Zaten, seçimden sonra da yapmayacak bu işi. Mesele bu kadar sığ ve basit.

…***

İsmet Özçelik, 15 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “AKP’ninkorktuğu oldu, sanayi üretimi çöktü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’nin bir numaralı gündemi ekonomi. Çarşı pazar alev alev yanıyor. Hükümet çaresiz. Sokaklarda kurduğu pazar tezgahları ile çözüm arıyor. Dev yangını kova ile söndürmeye çalışıyor. Bazıları “cari açık daraldı” diye bayram etti. Ekonomi yönetimi “zafer” olarak yorumladı. Biz ise, “Bu iyi değil, kötü” dedik. Yıllardır izlenen yanlış politikalarla Türk sanayisinin ithalata bağımlı hale getirildiğini, hammadde ve ara mal ithalatındaki hızlı düşüşün fabrikaların durması anlamına geldiğini söyledik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İşçi çıkarmaların hızlanacağını vurguladık. Gelişmeler bizi doğruladı. Aralık ayında “üretim şoku” yaşandı. Sanayi üretimindeki düşüş yüzde 9,8. İmalat sanayindeki düşüş yüzde 10,8. Ara mal üretimindeki düşüş yüzde 14,9. Bütün sektörlerde büyüme ekside. “Sert düşüş” ifadesi hafif kalıyor. Üretim çöktü. Çöküş vergi teşviklerine rağmen yaşandı.

Otoda ÖTV yüzde 15 indirildi. Ticari araçlarda KDV 18’den 1’e düşürüldü. Beyaz eşyada sıfırlandı. Mobilyada KDV azaltıldı. Ama çöküş önlenemedi. En önemlisi ara mal üretimindeki düşüş. Yaklaşık yüzde 15. Önümüzdeki dönem için büyük tehlike. İşlerin daha da kötüleşeceğinin göstergesi. 2018’de artıda olan tek şey ihracattı. O da sıkıntıya girecek gibi. İmar affından gelen paralar.Merkez Bankası karının hazineye aktarılması.Bedelli askerlik.

Hazine mallarının satışı.Bütçeye ek kaynak da kalmadı.Vergi indirimlerini seçimden sonra devam ettirmek de zor.

Çünkü bütçe açığı başa bela.Dahası da var.Şu anda seçim ekonomisi uygulanıyor.Eldeki kıt kaynaklar seçim için kullanılıyor. Dışarıdan alınan borçlar seçime harcanıyor. Ekonomistler izlenen seçim ekonomisinin maliyetine dikkat çekiyor.AKP’nin yanlış politikalara devam ettiğini vurguluyorlar.

Seçim için harcanan paraların halka maliyetinin, seçimden sonra çok yüksek olacağını bildiriyorlar.AKP yönetimi ekonomideki kötü gidişten tedirgin.Bakkalla, marketle, pazarcıyla uğraşmanın ters tepmesinden korkuyorlar.

Üretici tepkisi de ayrı.Girdi fiyatları yükseliyor. Ürün fiyatlarındaki artış da normal. Bu artışın önlenmesine çiftçinin seçimlerde karşılık vermesinden endişe duyuluyor.Hükümetin güven son bir ayda 6 puan daha düştü.31 Mart AKP’nin en çok zorlandığı seçim.

Hem de muhalefetin durumuna rağmen!AKP’nin ekonomi politikaları çıkmazda.Devlet kurumlarını dağıttı.Bakanlıklar işlemiyor.Bütün kararlar Beştepe’de alınıyor.Orada da Türkiye’yi ve ekonomiyi yönetecek bir kadro yok.AKP’liler, “Beştepe’de Reis’e yanlış bilgi verildiği” görüşünde.Artık resim iyice netleşti.AKP tek başına krizin altından kalkamaz. “Milli bir Hükümet” şart. Ne kadar erken kurulursa Türkiye’nin çıkarına.Zararın neresinden dönülse kâr..!