Şubat 20, 2019 11:05 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Savunma Sanayii, S-400 için tarih verdi

Milli gazete:

Karamollaoğlu: Türkiye bitiyor, tükeniyor

Yurt:

Saray’da kriz yok: Harcamalar 25 kat arttı!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Pamukoğlu, 20 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, "Yeni hal yasa tasarısı ne getiriyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Gıda fiyatlarının olağanüstü artışı nedeniyle devlet belediyeler vasıtasıyla tanzim satışlarına başladı. Gıda fiyatlarındaki yükseliş yıllardan beri tartışılagelen hal yasasında değişiklik yapılmasını tekrar gündeme getirdi. Şu anda tasarı Meclis’te komisyonda görüşülüyor. Bu tasarı neler getiriyor, gıda fiyatlarını düşürebilir mi, yoksa beklentileri karşılamaktan uzak mı kalır? Merak edilen konular bunlar. Biz de bugün kısaca bu tasarıyı incelemeye çalışalım istedik."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Temel amaç, gıda enflasyonunu düşürmek. Bunun için üretim maliyetlerinin düşürülmesi, üründe belli bir standardın sağlanması, üretimin devam etmesi için altyapının güçlendirilmesi ile ilgili sistem getirilmeye çalışılıyor.

Tasarı kapsamına sebze ve meyvelerin yanı sıra et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ürünleri, arı ürünleri ve kesme çiçeğin de mal tanımına dahil edilmesiyle Türkiye gıda, tarım ve hayvancılık ticareti kuralları yeniden belirleniyor.

Ticaret Bakanlığı , Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ilgili belediye, ticaret veya ticaret ve sanayi odası, ticaret borsası, esnaf ve sanatkarlar odaları birliği ile ziraat odası temsilcilerinden oluşan Hal Yeri Tespit Komisyonu’nca oy çokluğuyla belirlenecek.

Sebze ve meyvelerle birlikte diğer gıda ürünlerinin ve kesme çiçeğin de alınıp satılabileceği merkezler olarak Bakanlıkça kuruluş izni verilen ödenmiş sermayesi beş milyon TL olan anonim şirketlerce kurulması, pazarlama odaklı ve profesyonel bir anlayışla işletilmesi ve yönetilmesi amaçlanmakta.

Üretim ve tüketim bölgesindeki hallerde laboratuvar, soğuk hava deposu, elektronik ticaret platformu, idare binası, bilgi işlem merkezi, atık işleme alanları, sosyal donatıların bulunması zorunlu kılınacak.

Üreticilerin örgütlenmesi teşvik ediliyor.Üretici örgütlerinin Toptancı Haline satış yapmasını teşvik edici vergi istisnaları geliyor.  Toptancı halleri özelleştirilmektedir.Bu büyük sermayenin hallere hakim olması demektir.

Komisyoncular hem malı üreticiden alıp sevkiyatçıya vermesi nedeniyle tüccardan hem de sevkiyatçıdan markete satış nedeniyle satış bedeli üzerinden yüzde sekiz komisyon almaktadır. Bu aracıların ciro üzerinden önemli bir gelir elde ettiklerini gösteriyor. Gıda fiyatlarını artıran en önemli maliyetlerden biri budur. Komisyoncu kalkıp tüccar geldiğinde kar konusu söz konusu olacaktır. Bu karların gıda fiyatları üzerinde olumsuz etkisinin olmaması sağlanmalıdır. Üreticilerin güçlendirilmesi, doğrudan tüketiciye satar hale gelebilecekleri bir zincir ve sistem fiyatların aşağıya çekilmesini sağlar.

...***

Latif Salihoğlu, 20 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, " Ekonomide iç kanama"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomist değiliz. Fakat, gazetecilik mesleği itibariyle, ekonomik gelişmeleri de yakından takip etmek durumundayız.Ayrıca, işin ehli olduğuna inandığımız tecrübeli iktisatçıların yazdıklarını okuyor, söylediklerine kulak veriyoruz.Bir de, kendimizin içinde bulunduğu ve bütün hücreleriyle yaşamakta olduğu hayat şartları var ki, birebir hissederek yazdıklarımızın can damarını teşkil ediyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İşte, bütün bu kanallardan aldığımız bilgiler, yaşadığımız tecrübe ve edindiğimiz intibaa göre,  Türkiye ekonomisi, maalesef günden güne ve içten içe kan kaybediyor.

Yönetim kademesi ise, özellikle yaklaşan seçimler sebebiyle bu vahim hali göstermemeye ve hissettirmemeye çalışıyor. Söz konusu iç kanamaya karşı olarak da, pansuman tedbir kabilinden, tutup demode olmuş Tanzim Satış sistemini âcilen devreye soktu.

Böylelikle, iç kanama geçiren hastayı bir bakıma “Acil Servis”e yatırmış oldu. Oysa, bu sistemle köklü ve sağlıklı bir tedâvi mümkün görünmüyor. Esasında, bunun köklü bir çözüm olmadığını tepedekiler de biliyor. Lâkin, seçimleri kaybetme kaygısı öne çıktığı için, “Fırsatçıların hakkından gelinceye kadar, Tanzim Satışa devam” nakaratını seslendiriyorlar.

Sormak lâzım: O fırsatçılar kim? Nerede ve ne zaman türediler? Koskoca devlet ve hükümet onların hakkından gelemiyor mu? Dahası, 17 yıldır ülkeyi başkası mı yönetiyor ki, o görünmez, yahut gösteremediğiniz fırsatçılardan şikâyet edip duruyorsunuz?

Eskiden “Siz güçlü iseniz, ekonomi politikanız sağlam zeminde gidiyorsa, dış güçler hiçbir şey yapamaz” diye höykürenler, iş başına geçtikten ve ekonomik tökezlemeler başladıktan sonra, neredeyse bütün başarısızlıklarının günahını “dış düşman”lara yükleme kolaycılığına saptılar. Yani, zaaf ve başarısızlıklarının tamamını “dış güçler”e havale ederlerken, müsbet görünen icraatleri ise, adeta milletin kafasına vura vura “Biz yaptık” demek sûretiyle, zaten yapmaları gereken vazifeyi ayrıca pazarlamayı maharet saydılar.

Öte yandan, siyasî iktidarın “bedelli askerlik” konusundaki yeni kararları da, eski kararlarının tam tersi yönünde olduğu görüldü.

Hatırlayalım, daha bir-iki sene önce konu gündeme geldiğinde, şu mânada bir açıklama yapılmıştı: “Bedelli askerlik, şehitlerimize saygısızlıktır.” Buna rağmen, bedelli işi “geçici” olarak kabul edildi ve bir daha tekrarlanmayacağı yönünde de ilânat yapıldı. Bu konuda yapılan son açıklama ise aynen şöyle: "Bedelli askerliği kalıcı hale getiriyoruz.”

Hâsıl-ı kelâm, milletin ciddi, tutarlı, güven verici politikalara ihtiyacı var.

Netice itibariyle, şunları diyebiliriz ki: Ekonomideki göstergeler üzerinde ciddi bir baskılama söz konusu. Reel rakamlar perdelenip gizleniyor; rasyonel gidişatın boyutları açıklanmasın, nazara verilmesin diye, medya sektörü üzerinde despotça bir baskı yöntemi uygulanıyor.

...***

Abdülkadir Özkan, 20 Şubat tarihli Milli gazetesinde, "Beka sorunu ne zamandan beri var?başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AK Parti-MHP ittifakı genel seçimlerden beri ısrarlı bir şekilde beka sorunundan söz ediyor, ülkenin geleceğini tehlikeye atmamak için ittifaklarına oy istiyorlar. Aynı tavrı genel seçimlerde olduğu gibi mahalli seçimlerde de sürdürüyorlar. Mahalli seçimlerin bir iktidar değişikliğine yol açmayacağı düşünüldüğünde genel seçimlerdeki stratejinin hâlâ niçin sürdürüldüğü sorusu cevapsız kalıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İlk sorum ülkenin beka sorunu AK Parti iktidara geldiğinde de var mıydı? Bu soruya verilecek her cevap yeni soruları gündeme getirecektir. Eğer iktidar sahipleri 2002’de ülkenin beka sorunu yoktu diyorlarsa bu sorunu ülkenin başına  AK Parti açmış anlamına gelir. Yok eğer vardı karşılığını verecek olurlarsa o zaman da, ‘17 yıldır iktidarsınız ülkeyi böyle bir sorundan kurtarmak sizin göreviniz değil miydi?’sorusu haklılık kazanır. Dün de ülkenin beka sorunu yoktu bugün de yok ise o zamanda seçmen bir hayali tehdit ile korkutuluyor demektir. Bu ise seçmeni baskı altına almak olur ki, bu bir seçimden ortaya çıkacak sonuç gerçeği yansıtmaz

Dileğim ülkenin hiçbir zaman beka sorunu ile karşı karşıya gelmemesidir. Gelirse de bu millet hep birlikte sorunun üstesinden gelmek için harekete geçer. Ancak, böyle bir konunun oy uğruna seçim malzemesi yapılması, sahiplerine kaybettirir. Ayrıca, bu ülke sadece AK Parti-MHP ittifakının taraftarlarının değil, bu ülkenin vatandaşıyım diyen herkesindir. Birileri kendilerini ülkenin imtiyazlı sahipleri olarak göremezler, böyle bir hakları yoktur.

Bu konuya daha önce girmiştim ve düşüncelerimi dile getirmiş, okuyucularımla paylaşmıştım. Ancak, aradan geçen zamana rağmen ülkenin beka sorunu ile karşı karşıya olduğu ve bu sorunu ortadan kaldıracak olanların sadece kendileri olduğunu ileri sürenlerin yandaş medyadaki bazı kalemleri ısrarlı bir şekilde ülkenin beka sorunu olduğunu ileri sürüyor, kendilerine göre bir takım gerekçeler sıralıyorlar. Bu iddialarını inanarak yazıyor olabilirler. Ancak, o zaman yukarıda dile getirmeye çalıştığım, ülkenin beka sorunu AK Parti iktidara geldiğinde de var mıydı? Yoktu da 17 yıllık AK Parti iktidarı sırasında mı ortaya çıktı sorularının cevabını araştırmaları gerekir. Çünkü önemli olan var olan bir sorunu tehdit malzemesi olarak kullanmak yerine iktidar sahiplerinin gereğini yapmalarıdır.