Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Ankara sorulunca Erdoğan: Anketlere güvenim kalmadı
Yurt:
Ankara’da 10 MHP seçmeninden 7’sinin Mansur Yavaş’ı tercih edeceği ileri sürülüyor
Yenişafak:
Erdoğan: 31 Mart sonrası Washington'a gidebilirim
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir, 23 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tehlikenin farkında mısınız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Perşembe günü bazı gazetelerde küçük bir haber vardı.Tekirdağ'da uzun süredir işsiz olan bir genç, "Uzun süredir iş bulamadım. Çok bunaldım. Hakkımı herkese helal ediyorum. Beni affedin" diye not bırakıp intihar etti.Buna benzer bir notu da atanmayan genç bir öğretmen adayı yapmıştı.Bu iki intihar olayı sadece gazetelere konu olabilen. Son bir yılda işsizlik ve ekonomik kaynaklı kaç kişi intihar etti bilemiyorum.Ancak bir ülkenin gencecik çocukları işsizlik yüzünden intihar ediyorsa bu çok ağır bir vebaldir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu vebal elbette ülkeyi yanlış yöneten ve bu konuda da ısrarını sürdüren siyasilerin üzerindedir.Son iki yıldır neredeyse tüm ekonomistlerin hemfikir olduğu bir konudur.Ekonominin kötü yönetildiği ve her geçen gün daha da kötüye gittiği...Ekonomistler, politikacılar gibi laf cambazı değildir.Rakamlarla konuşurlar.Bir ekonominin iyi mi kötü mü olduğunu verilerle anlarsınız. Türkiye'de maalesef her gazete olmasa da halka bu ekonomistlerin uyarılarını verenler oldu.İflasların geleceği, bunun da işsizliği patlatacağı açıklandı.Tabii ki bunu söyleyenler ve yazanlar hep hainlikle suçlandı.İşte bugün gelinen nokta.TÜİK verilerine göre işsizlik yüzde 13'e dayandı. Genç nüfusta ise yüzde 23'ü geçti. Neredeyse her 4 gencimizden biri işsiz, baba, anne veya abi-abla eline bakıyor.İşsizlik önümüzdeki günlerde daha da artacak. Çünkü iflaslar gelmeye başladı. Hükûmet konkordatoların önünü kesti ve şirketler için yapılacak bir şey kalmadı.Yılların Ulusoy otobüs firması bile iflas etti.Her iflas unutmayın ki, yüzlerce işsiz demek. İşsizlik ise, açlık ve sefalet demek. Üretmeden tüketme politikası!Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, vatandaşın bankalara ödeyemediği borçlarda büyük artış var. 2002 yılında 10 milyar lira olan borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşenlerin sayısı bu yılın ilk ayında 100 milyar liraya ulaştı.Ekonomiyi üretmeden sadece tüketerek canlandırmaya çalışan bir politikanın sonucudur.İşsiz ve çaresiz kalan insanlar borcunu ödeyemiyor.Şu anda Türkiye'de farklı bir sosyal facia daha yaşanıyor.İcralar.Girin internete "Bankadan satılık ev veya arsa yazın" bakın ne göreceksiniz.Yüzlerce değil, binlerce kredisini ödeyemediği için banka tarafından el konulan evlerin, dükkanların ve arsaların satışı var.Sahibinden, yani bankadan satılık.Türkiye sıkıntılı günler yaşıyor. Bütün bunlar olup biterken, halen dünyanın sayılı ekonomileri arasında olduğumuz masalları anlatılıyor.Bırakın masalları dinlemeyi.Siz hiç ekonomiden anlamasanız dahi cebinize girene bakın.1 yıl önce değil, bir ay önce 100 lira ile pazardan ya da marketten ne kadar alışveriş yapıyordunuz, şimdi ne kadar?Ekonomik veriler gerçekten çok kötü ve Türkiye seçime iktidarın yarattığı hiçbir şey yokmuş gibi iyimser havasıyla giriyor.
…***
Akın Aydın, 23 Şubat tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Korkak ve yandaş medya istemiyoruz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Benim, Meclis'ten herhangi bir umudum yok. Onlar da zaten umut vermediklerini söz, icraat ve duruşlarıyla haykırıyorlar. Görebilene, okuyabilene… Benim isyanım, itirazım medyaya. Hani çağdaş, özgür diye kendilerini tabir eden, her görüşe kimseden korkmadan yer veririz, diyen medyaya, yazarlara, program yapımcılarına.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Direkt örnek vereyim; 1994'te Recep Tayyip Erdoğan'ı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yapan medyadır. O zamanki medya kurumları hem genel seçimlerde, hem de yerel seçimlerde parti başkanlarını, belediye başkan adaylarını aynı masa etrafında buluştururlardı.
Hatırlayın! Erdoğan, İlhan Kesici, Zülfü Livaneli, Bedrettin Dalan 94 seçimleri öncesi aynı ekranda buluşmuşlardı. Sayın Erdoğan'ı, o ekranlar vesilesiyle tüm İstanbul ve Türkiye tanıdı.
Ama aradan 25 yıl geçmiş ve 17 yıldır tek partinin yönettiği, 'Batı bizi kıskanıyor' diye tarif edilen Türkiye'de bizler, 1994'teki medyanın özgürlüğünü örnek vermek zorunda kalıyoruz.
Batı nerenizi kıskanıyor, neyinizi kıskanıyor?
Biz de medya mensubuyuz. Gülen yapılanmasının altın çağını yaşadığı 2 bin ve 2009 yılları arasındaki medya yapısıyla bugünkü medya yapısı aynı.
Özellikle 15 Temmuz sonrası başta siyaset ve medya olmak üzere birçok kesim 3 yıldır FETÖ'cü olmadığını, FETÖ ile bağlantısı olmadığını ispat gayretinde.
Ama medya özelinde bakarsak aynı korku, bazı odaklara yaranma anlayışı veya başımıza bir şey gelir, maddi kayıplar yaşarız, algısı aynıyla devam ediyor. Nerede özgür medya, nerede ahlaklı, ilkeli medya? Nerede batının kıskandığı Türkiye?
…***
Defne Tamar Gürol, 23 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “Yerel yönetimler madde kullanımına nasıl müdahale edebilir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Belediye başkanlığı seçimlerine çok az bir süre kaldı. 31 Mart’ta yeni belediye başkanlarını seçeceğiz. Yerel yönetimler madde kullanımına nasıl etki eder, hep birlikte değerlendirelim. Belediye başkan adaylarının madde kullanımını önlemeye ilişkin projeler geliştirmeleri için kamuoyu baskısı yaratalım.Madde kullanımının özellikle gençleri tehdit eden en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olduğu göz ardı edilemez bir gerçeklik. Genç nüfusun fazla olduğu ülkemizde madde kullanımını önleme ve tedavisine yönelik tüm güçlerimizi seferber etmemiz gerekiyor. Belediyeler bu alanda önemli bir güce sahip.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Madde kullanımını önleme üç aşamada olmaktadır. Birincil önleme madde kullanımı olmayan kişilerin başlamasını önlemeyi hedeflerken, ikincil önleme madde kullanımı olan kişilerin madde kullanımını bırakmasını sağlayacak tedavi olanaklarını geliştirmeyi, üçüncül önleme ise madde kullanımını bırakmış kişilerin tekrar başlamasını önlemeye yönelik rehabilitasyon (iyileştirim) ve madde kullanımını bırakamayan kişilerde zarar azaltma yöntemlerini uygulamayı hedeflemektedir. Yerel yönetimler her üç aşamada da etkili olabilmektedir.
Ergen madde kullanımını anlamada biyopsikososyal model bize yol gösterici olmaktadır. Bu modele göre biyolojik etmenler, ergenin psikososyal gelişimi, kişilerarası etkiler (aile ve akran etkisi), çevresel etmenler ve toplumsal etmenler birbiri ile etkileşim içinde gençlerin madde kullanımını etkilemektedir.
Biyolojik etmenler çocukluktan itibaren ortaya çıkan öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranış bozukluğu gibi durumlardır. Bu durumların erken tanı ve tedavisi bu çocukların eğitim sistemi içinde kalmasını sağlayacak, çeperde kalmalarını ve toplum dışı davranışları önlemeye hizmet edecektir. Erken müdahale edilmemesi ergenlik döneminde madde kullanımı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Bir başka biyolojik etmen ailede alkol/madde kullanım bozukluğu olan kişilerin varlığı ile genetik yatkınlık olmasıdır.
Yerel yönetimler bugüne kadar bu alanlarda neler yaptılar? Birincil, ikincil ve üçüncül önlemede çok önemli roller üstlenebilecekken, görevlerini ne kadar yerine getirdiler? Yüksek bütçeli fonlarla yapılan çalışmaların sürekliliği sağlanabildi mi? Yoksa birçok değerli çalışma sayfalar dolusu raporlarda raflara mı kaldırıldı? İstanbul’da yapılanlara ilişkin bilgim olduğunu, diğer illerle ilgili yetersiz bilgiye sahip olduğumu itiraf etmeliyim. İstanbul’da bazı belediyeler rehabilitasyon merkezleri açtılar. Bu çok yerinde bir girişim. İstanbul’un gereksinimlerini karşılamaya yetmese dahi olumlu bir adım olduğu yadsınamaz. Geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gereken üçüncül önlemeye yönelik bu merkezler dışında birincil ve ikincil önlemeye yönelik yapılması gereken o kadar çok şey var ki, saymakla bitmez. Bu girişten sonra önümüzdeki hafta belediyelerden talep edeceğimiz projelerle devam edeceğiz.