Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu: Ekonomik sorunlar ‘tanzim’le düzelmez
Aydınlık:
Soylu: ABD'li generallerin PKK ile ilişkilerini açıklayacağız
Yeni Şafak:
15 Temmuz darbe girişiminin en çok zarar verdiği Hava Kuvvetleri’nde pilot ihtiyacının devam etmesi üzerine ek tedbir alındı.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Esfender Korkmaz, 24 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Büyüme-cari açık çıkmazı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası ödemeler bilançosuna göre, 2017 yılında 47.3 milyar dolar olan cari açık 2018 yılında 27.6 milyar dolara geriledi. Türkiye 2003 ile 2018 arasında geçen 16 yılda 575.5 milyar dolar cari açık verdi. 2018 toplam millî gelirimiz 750 milyar dolar civarında gerçekleşecektir. Cari açığı yatırım yapmak için ve teknoloji ithal etmek için değil, tüketim malı ve ara malı ithal ettiğimiz için verdik. Bunları içeride üretip daha az ithalat yapabilirdik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
16 yıllık cari açığımızı 2018 bir yıllık millî gelirimizle karşılaştırırsak, Türkiye'nin cari açık yoluyla 16 yılda ne kadar yüksek oranda kaynak kaybettiğini görebiliriz.Cari açık azaldı ve fakat devam ediyor... İki soru gündeme gelebilir? İçeride üretim arttığı için mi daha az ithalat gereği ortaya çıktı? Bu tablo ile Türkiye istikrarı yakalayabilir mi?İlk soruya verilecek cevap, hayırdır. Zira sanayi üretimi ithal girdiye bağımlıdır. Bu bağımlılık TL'nin aşırı yüksek değerde olduğu 2005-2008 yılları arasında oluştu. Ayrıca Merkez Bankası'nın ''Türkiye İmalat Sanayiin İthalat Yapısı'' isimli bir raporuna göre:''Türkiye ekonomisinde ithalata bağımlılık sorunu esas itibarıyla yapısal bir nitelik taşıyor. Ülkemizin doğal kaynak yapısı, ham madde ve ara malı üretimine yeterli kaynak ayrılamaması, kaliteli ara malı teminindeki güçlükler, firmaların üretimin yüksek katma değerli aşamalarında uzmanlaşmamış olması, gibi nedenlerle ithalata bağımlılık oranı yüksektir '' TÜİK, Aralık 2018 sanayi üretim endeksini açıkladı. Toplam sanayi üretimi bir yıl öncesine göre yüzde 9.8, imalat sanayi üretimi yüzde 10.8 ve ara malı üretimi yüzde 14.9 oranında geriledi.İthalata gelince, alım gücü düştüğü için tüketim malları ithalatı geriledi. Sanayi daha az üretim yaptığı için girdi olarak daha az ara malı kullandı. İthalat azaldı. Bu durum normal olarak cari açığa da yansıdı. Söz gelimi 2009 yılında eksi büyüme var, cari açık da en düşük seviyeye gelmiş.Demek ki 2018 yılında 2017 yılına göre cari açığın düşmesine üretimde daralma ve düşük büyüme etkili oldu.
...***
İsmet Özçelik, 24 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “ABD, AKP’ye alternatif yeni parti peşinde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“31 Mart seçimlerine 35 gün kaldı. Zaman daraldıkça gerilim de artıyor. 31 Mart kadar sonrası da önemli. Oylardaki artış değil, kayıp merak ediliyor. AKP “ittifaka” sarılmış durumda. Kendi oyunu değil ittifak oylarını esas alacak. Eskiden yerel seçimlerde partilerin oyları, il genel meclisi oylarına göre hesaplanırdı. Büyükşehirlerde il genel meclisi üyelikleri kaldırılınca belediye meclisi oyları esas alınmaya başlandı. Şimdi birçok ilde fermuar sistemi var. Yani ittifaklar tek parti listesiyle seçime giriyor. O nedenle hangi partinin yüzde kaç oy aldığını tespit etmek zorlaşacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP’nin kaybı tartışılıyor. Şu anda yüzde 7 konuşuluyor. Yüzde 42 oyunun yaklaşık yüzde 15’i erimiş. Ama bu seçim sonuçlarında net hissedilmeyecek. Birçok ilde MHP oyları AKP oyu gibi görünecek. Oylardaki düşüşü MHP kapatacak. Aynı durum CHP için de geçerli.Gizli, açık ittifak oyları CHP oyu gibi görünecek.Sistem partilerinin tamamı çıkmazda. Asıl önemli olan ABD’nin planı.ABD, 31 Mart seçimlerini yakından izliyor.Türkiye’ye gelen ABD’li sayısı artışta.Devletin bilgilerine göre, Türkiye’nin her yerinde faaliyetteler. Hem seçimler, hem de sonrası ile ilgileniyorlar. Birkaç yıl önce Ankara’ya gelen bir Pentagon yetkilisi küçük gruplarla çok sayıda toplantı yapmıştı. Hem soru soruyor, hem de soruları yanıtlıyordu.
Abdullah Gül’le ilgili olarak, “liderlik gösteremedi” tespiti yapmıştı.CHP için ise, “Fazla bir şey olmaz, ama uzağımızda değil yakınımızda durması gerekir” demişti. Öyle de oldu. İki binli yılların başında ABD’nin acelesi vardı. Kontrolden çıkan Türkiye, yeniden kontrole alınmalıydı. Önce ekonomi çökertildi. 2000 krizi, arkasından 2001 krizi. Kemal Derviş hazinenin başına atandı. Sonra DSP dağıtıldı. 2002 seçimlerinde AKP iktidara oturtuldu. Köprülerin altından çok su aktı.AKP ile ara bozuldu.Şimdi yine aynı model devrede.Düğmeye basıldığı anlaşılıyor. Uluslararası mafyalaşmış finans çevreleri faaliyette. Ekonomik kriz daha da tetikleniyor. AKP’nin politikaları ABD’nin değirmenine su taşıyor.
Eş zamanlı olarak “yeni parti” tartışmaları başladı. Amerika’yı yakından tanıyan bir diplomat, “ABD iktidara getirdiği partinin ihanetini(!) affetmez” dedi. ABD’nin AKP’nin yerine alternatif aradığı çok açık.Ekonomik kriz, yeni parti ve Ali Babacan isminin birlikte anılıyor olması anlamlı. Yani sistem aynı sistem! Ama unutulmasın; Ne Türkiye 2002’nin Türkiye’si; Ne de Amerika eski Amerika!
...***
Murat Çabas, 24 Şubat tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Yarım siyasetçi tarımdan eder”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Gıda fiyatlarındaki astronomik fiyat artışları, her ne kadar 31 Mart seçimleri öncesi "tanzim satış" örtüsüyle örtülmek istense de tarım politikalarındaki başarısızlığı gözler önüne serdi. Tarımdaki başarısızlık elbette ki pansuman tedbirlerle giderilemez.Üstelik seçimlik geçici uygulamalar, vatandaşı kuyruğa sokturdu, Pazar esnafını, marketçiyi iflasa sürüklüyor. Yani bir yeri düzelteyim derken, her yeri bozan bir uygulama söz konusu…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Her ne kadar köylerde ciddi bir nüfus azalması varsa da, yine ciddi bir seçmen kitlesi kırsal bölgelerde bulunuyor. Bu sebeple Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Mutlaka ve mutlaka üreticinin derdini dinlemekle mükellefiz. Üretici ne diyorsa o olacak. Biz üreticinin emrinde olacağız" ifadelerini kullandı, "Tarım, bir teknoloji ve savunma sanayisi kadar önemli" dedi.
Seçimlere sayılı günler kala köylüye "ne halin varsa gör" diyemiyor, siyasilerimiz elbette… Ama şunu sormak da hakkımız değil mi; bugüne kadar köylüye ne yaptınız ki bundan sonra üreticiye nasıl sahip çıkacaksınız? Bugüne kadar artan maliyetleriyle boğuşan tarım köylüsünü, ithalatla terbiye etmeye çalışanlar sizler değil miydiniz? Önce üreticiyi bitir, feryadına kulağını tıka, sonra seçimlere beş kala "üreticinin emrinde olacağız" de… Peki, 17 yıldır kamçısız uyguladığınız mevcut bağımlı, borca dayalı kapitalist ekonomiyle, söyler misiniz, üreticinin her dediği nasıl olacak? Buna borç aldığınız iradeler müsaade edecek mi? Bu sebeple diyoruz ki, lütfen yapamayacağınız şeyleri köylüye vaat etmeyin.
Dün bir haber okuyorum; Kırşehir, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın pilot bölgesi olarak seçilmiş ve "Sözleşmeli Ürün Modeli" adında bir projeyi hayata geçireceklermiş.
Neymiş efendim, bu projeyle, yeşil mercimek, kırmızı mercimek, nohut ve domates üretiminde çiftçiye alım garantili destek sağlanacakmış. Alın size Sayın Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nden bir kopya daha… Ne hikmetse yine seçimlere 1 ay kala…
İlk etapta yaklaşık 20 bin dekarlık arazi belirlenmiş, kooperatif üyesi çiftçiler buradan arazi kiralayacaklarmış ve ürün ekimine başlayacaklarmış.
Hedef ilk etapta, bin ton nohut, bin ton kuru fasulye, 500 ton yeşil mercimek, 500 ton kırmızı mercimek, 6 bin ton salçalık domates…
Bu projenin orijinal halini Milli Ekonomi Modeli'nden hatırlıyorsunuz değil mi? MEM'in tarım projelerinden birisi, köylünün tarım ürünlerine devletin alım garantisi verilmesidir.
2005 yılında uluslar arası bir kongreyle dünyaya tanıtılan MEM kitabının 259'uncu sayfasında "Milli Ekonomi Modeli'nde tarım" başlığı altında şu madde vardır: "Çiftçiden, planlı ve sürekli üretime katıldığı sürece vergi alınmayacak ve ürün alım garantisiyle doğrudan desteklenecektir." Siyasilerimiz bu maddeyi kopya çekerek uygulayabileceklerini zannediyorlar. Tamam da, bunun başı var, ortası var, sonu var… "Yarım doktor candan, yarım hoca imandan eder" demiş atalarımız, boşuna dememiş. Biz de şöyle ilave edelim, "yarım siyasetçi de tarımdan eder, ülkeden eder."