Şubat 26, 2019 10:19 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: ABD'ye seçim operasyonu için yakarış

Cumhuriyet:

Kriz yeni başladı

Milli gazete:

"Sözleşmelilik terk edilmeli"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Yakup Kepenek, 25 şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Hukuksuzluğun bu kadarı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu ülkede yaşanmakta olan hukuksuzluklar, her gün biraz daha ağırlaşıyor. Bir hafta içinde açıklanan Gezi iddianamesi ve Cumhuriyet gazetesi kararları, nerede ve ne zaman sona ereceği belli olmayan bu yıkıcı ağırlaşmanın son somut kanıtlarıdır. Bu nedenle, devam etmekte olan dava süreçlerinin, tüm yönleriyle ve olabildiğince derinliğine irdelenmesi ve sürekli olarak gündemde tutulmaları gerekiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geçen hafta, 28 Mayıs 2013’te başlayan ve milyonlarca yurttaşın katıldığı Gezi Direnişi konusunda, olacak şey değil dedirten bir gelişme oldu. Davada, 15 aydır tutuklu Osman Kavala ve sonradan tutuklanan Yiğit Aksakoğlu dışında; altısı firari, 16 kişi hakkında hazırlanan iddianame ile tüm şüphelilerin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istendi. İçeriğinin hukukun temel ilkeleriyle uyuşmazlığı savları yanında iddianamenin olaydan yaklaşık altı yıl sonra tamamlanmış olmasıyla Gezi davası, görülmedik hukuksuzluk örneklerinden biri olarak çoktan hukuk tarihinde yer almaya adaydır.

Geçen salı günü, son yılların Cumhuriyet gazetesi davasında da yeni bir aşamaya gelindi. İstinaf mahkemesi suçlananları ikiye ayıran son kararını verdi.

En ağırından başlayayım. Beş yıldan fazla ceza almış olanlar: Akın Atalay, Orhan Erinç, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Aydın Engin ve Ahmet Şık. Beş yıldan az ceza almış olanlar da gazete çalışanı Emre İper ile eski yazar ve yöneticiler Güray Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik’in cezaları kesinleşti; yeniden cezaevine girecekler. Kadri Gürsel ise hapis yattığı süre yeterli olduğu için hapse girmeyecek. Turhan Günay, Günseli Özaltay ve Bülent Yener beraat etmişlerdi.

Bu kararda da, hukukun temel ilkelerine tümüyle ters düşen birçok nokta var. Özellikle beş yıldan az ceza alanların cezaları kesinleşirken, daha ağır ceza alanların, haklarını Yargıtay’da hak aramaya devam edebilecek -ve aklanabilecek- olması hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Bunun kadar önemli olarak bu davanın hukuk tekniğine ters düşen yönleri, özellikle de bir hukuk davasının sonradan neden ve nasıl bir ceza davasına dönüştüğünün üzerinde de ayrıntılı olarak durulması gerekir. İstinaf mahkemesinin kesinleşen kararının infazının davayla ilgili Yargıtay kararına kadar ertelenmesi gerekir.

Ya savunmanın durumu?

Hukuk düzeni üç ayak üzerinde durur; kamu adına suçlama işini yapan savcı, onun karşısında suçlananı savunan avukat ve karar verici hâkim.

Ülkemizde hukukun içine sürüklendiği durum sonucu, adı bir de Cumhuriyet Savcısı olan iddia makamı, Başkan’a yakınlaştı. Karar verici hâkimler de, en tepede yer alan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, giderek Danıştay, bazı kararlarının da kanıtladığı gibi, Başkan’a tam uyumlu duruma geldi. O kadar ki, Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla hak arayanların yüzde 90’ına yakınını reddediyor. Ülke bir hukuk depremi yaşıyor. Toplumsal yapının güvenlik dayanağı olan hukuk yıkılınca, güven duygusunu yitiren ve yalnızlaşan insanlar kaçınılmaz olarak sığınacak birilerini arar; bağımlı insan olur. Ülkemizde uygulanan başkanlık rejiminin en önemli özelliklerinden biri de budur.

...***

Abdulkadir Selvi, 25 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Seçim sonrasına dönük hesaplar başladı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Meclis Başkanlığı seçimi nedeniyle milletvekilleri yerel seçim çalışmalarına bir günlük ara verince Meclis kulisleri hareketliydi. Genel Kurul salonunda Meclis Başkanlığı seçimi için turlar devam ederken iktidar ve muhalefet kulislerinde yerel seçimler konuşuluyordu.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, oylamadan önce Meclis’e gelmişti. Bahçeli, MHP milletvekilleriyle birlikte kalabalık bir heyet halinde Genel Kurul salonuna girerken, Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya başta olmak üzere AK Parti milletvekilleri ile tokalaşıp ayaküstü sohbet etti. AK Partililerle Bahçeli arasında sıcak diyaloglar yaşandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mustafa Şentop, oylama başlamadan 1 dakika önce kulise girdi. Sonucu belli bir oylama olduğu için uzun bir tebrik kuyruğu oluştu. Meclis bürokrasisi yeni başkana jest yapıp, menüyü Tekirdağ yemeklerine göre düzenlemişti.

Meclis Başkanlığı’ndan istifa ederek İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı olan Binali Yıldırım, ikinci tur oylama sırasında Meclis’e geldi. Oyunu kullandıktan sonra bir grup milletvekili ile Meclis’teki makamına geçti. Binali Bey üçüncü tur oylama öncesinde yeniden geldi. Kuliste bir süre ayaküstü sohbet ettik, cumartesi günü Pendik programını izlemek üzere sözleştik. Binali Bey oyunu kullandıktan sonra kulise çıktı. Sonuçların açıklanmasına yakın AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş’un daveti üzerine Genel Kurul salonuna girdi. Halef-selef oldukları Mustafa Şentop ile AK Parti Grup başkanı Naci Bostancı’nın arasına oturdu. Sonuçlar açıklandığında Şentop’u ilk tebrik eden Binali Yıldırım oldu.

İktidar kulisinde İstanbul ve Ankara seçimleri üzerinde duruluyordu. Muhalefet kulisinde ise buna ilave olarak Adana, Antalya ve Mersin üzerinde duruluyordu. Sohbet ettiğim eski bakanlardan biri “İki parti oluşuyor. Cumhur partisi ve millet partisi” diyerek sahadaki durumu özetledi. AK Parti’nin Ankara büyükşehir belediye başkan adayı Mehmet Özhaseki, oylamalara girip çıktıktan sonra etrafını saran milletvekillerine umutlu mesajlar verdi. Bir ara MHP’li Sadir Durmaz’la birlikte çıktılar kulise. Özhaseki, “İttifak görüşmeleri sırasında o kadar çok beraber çalıştık ki şimdi de ayrılamıyoruz” diye espri yaptı.

Meclis Başkanlığı seçimi tamamlanınca milletvekilleri seçimlerden sonra görüşmek üzere veda ettiler. Ancak hepsinin kafasında 1 Nisan’da siyaseti neyin beklediği sorusu vardı. İYİ Parti üzerine değerlendirmeler geldi kulağıma. Tecrübeli isimlerden, seçimlerden sonra milletvekili dağılımının değişeceği yönünde yorumlar dinledim. Seçim sonrasına dönük hesaplar şimdiden başladı.

...***

Özcan Yeniçeri, 25 şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Beka sorunu değil, demokrasi sorunu!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Demokrasinin en kısa tanımı "şartların eşit kılınmasıdır." Şartlar asimetrik bir ortam sunuyorsa sonucun asimetrik olması doğaldır. Eşit olmayan şartları eşit kabul eden bir sistem, hastadır.Demokrasi özgür ortam, adil şart ve seviyeli propaganda ister. Millet iradesinden ancak şartların eşit olduğu yerde bahsedilebilir. Şartların eşit kılınmadığı yerlerde vatandaş iradesinin ortaya çıkması çok zordur. Bir tarafın her imkânı elinde tuttuğu diğer tarafın kendini dahi ifade etmekten aciz kaldığı yerde herhalde şartların eşit olduğu söylenemez.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Televizyonların tamamına yakınının neredeyse yirmi dört saat iktidar yanlısı adayların propagandasının yaptığı bir yerde, muhalif adayların kendilerini ve projelerini ifade etmeleri mümkün müdür?Bir tarafın televizyonları, gazeteleri, bürokrasisi, burjuvazisi, akademisyeni, programcısı, dinî destekçisi var. Diğer taraf hem propaganda hem de olanı biteni halka anlatma konusunda zorlanmaktadır. Dahası yeni sistemde muhalif partiler adeta devletle seçime girmektedir. Türkiye'nin her yerinde cumhurbaşkanının fotoğraflarıyla AK Parti'li belediye başkan adaylarının fotoğrafları bir arada, yan yana seçmenlere sunulmaktadır.AK Parti'nin bir Büyükşehir Belediye Başkan adayı, "daraldığımız yerde sırtımızı gidip dayayacağımız bir ağa var" diyerek cumhurbaşkanının kendi arkasında olduğunu söylüyor...Şimdi şu soruyu sormak zamanıdır; Arkasına devleti, cumhurbaşkanını, hükûmeti, bürokrasiyi, diyaneti, sermayeyi almış olanlarla olmayanlar arasında yapılan seçim adil olabilir mi? Dahası böyle bir seçim gerçek anlamda millet iradesinin ortaya çıkmasını sağlayabilir mi?Her iki sorunun cevabı da "hayır" olacaktır. Bu şartlarda yapılan bir seçim formaliteye indirgenmiş bir seçim olabilir!İşte bu gerçek beka sorunu yaratır.Beka sorunu nedir?Seçimler farklı düşünenleri ayrıştırmak, ötekileştirmek, kutuplaştırmak için yapılmaz. "Biz hakız karşımızdakiler batıl" demenin adı siyaset değildir. Siyasi rakibi "hain", "bölücü" ya da "kötü" ilan etmek gerçekte siyaset değil topluma yapılan en büyük kötülüktür. Bu üslup yalnızca ayrımcılığa, ötekileştirmeye, kutuplaştırmaya yarar.