Mart 05, 2019 11:23 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Erdoğan’a hakarete beraat kararı veren hakim cezalandırıldı

Yeniçağ:

Kılıçdaroğlu ile Akşener ortak miting düzenleyecek

Star:

NATO'dan Rusya'ya tehdit gibi INF uyarısı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...

İsmet Özçelik, 4 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “Ekonomi seçim sonrası Mckinsey’e teslim” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Diplomasideki gelişmelerin perde arkasını ilk onlar öğreniyor. Ülkelerin ekonomik kararlarını ilk onlar biliyor. Atılacak adımlardan ilk onlar haberdar oluyor. CIA, MI5, ... gibi istihbarat örgütleriyle iç içeler. ABD diş politikasının en önemli araçlarından birisi konumundalar. Politikacıların, diplomatların, uzmanların açıklamaları değil, onların tavrı dikkate alınıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu kuruluşlarda çalışanların tweetleri takip ediliyor. Herkes o tweetlere göre pozisyon belirliyor. Seçimleri bile partilerden çok daha dikkatli izliyorlar. Bütün anket sonuçları onlarda...Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarından söz ediyorum.

Her ülkede temsilcileri var. "Yeni Dünya Düzeni"nin esas aktörleri. Geçtiğimiz günlerde uluslararası finans kuruluşlarından birinin Türkiye yöneticileri ile karşılaştım. Ankara'da "önemli isimlerle" randevuları varmış. İstanbul borsasında da faaliyetteler. Ciddi büyüklükte bir para yönetiyorlar. İlginç bilgiler verdiler.En önemlisi de 1 Nisan sonrasına ilişkin söyledikleri.Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için McKinsey şirketi ile çalışmaya karar verdiklerini açıklamıştı. Tepkiler üzerine Erdoğan "anlaşmayı iptal edin" demişti.

McKinsey yine gündemde. Seçimden sonra ekonomi yönetiminin McKinsey'in denetimine verileceğini iddia ettiler. İddiaya göre; McKinsey çalışmalarına hiç ara vermemiş. Türkiye ekonomisi ile ilgili çalışmasını sürdürmüş. 31 Mart sonrasına ilişkin bir rapor hazırlamış. Finansçıların söylediğine göre "acı reçete" hazır."Acı" beklenenden de "acı" olacak.Kamu hizmetlerine yüksek zamlar. Bakanın şimdiden açıkladığı "verginin tabana yayılması" sloganı altında gayrimenkul kira geliri, emlak, binek araçları yıllık vergisinde yüksek oranlı artışlar... Çalışanların ücretlerinin fiilen düşürülmesi. Çay kaşığı ile verilenlerin kepçeyle geri alınması

İçinde neler yok ki."Nefes alma parasını" andıran önlemlerden söz ediliyor.24 Ocak kararlarından çok daha fazlası.Bir başka deyişle IMF'siz IMF Programı.

Şurası kesin.McKinsey'le iş yapmak IMF ile iş yapmaktan çok daha pahalı.Uygun faizli kredi desteği de yok. Uluslararası finans çevrelerine önce güven vereceksin.Sonra kredi musluğu belki açılacak.Neden IMF değil de McKinsey! Bu sorunun yanıtı karışık."AKP'nin IMF takıntısı" diyen de var;"ABD'nin dayatması" diyen de.Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarının Türkiye temsilcilerinin iddiaları böyle. İddiaları doğru çıkarsa 1 Nisan sonrası felaket.

ABD, hükümetin ekonomik beceriksizliğini ve yaşadığımız ekonomik krizi fırsata çevirmeye çalışıyor. Türkiye'nin sıkışmışlığını kendi lehine kullanmaya çabalıyor.

Daha önce yazmıştık.Tekrar hatırlatalım.McKinsey'in geçmişi karanlık.CIA ile bağlantılı olduğu iddiaları biliniyor.Ekonomi McKinsey'e teslim edilirse Türkiye'nin tüm mahremi başkasının eline de geçecek.Ekonomik krizin nasıl bir güvenlik sorunu haline geldiğinin göstergesi.

...***

Mehmet Acet 4 Mart tarihli Yenişafak gazetesinde, “Anketlere hangi durumda ne kadar güvenmeli?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Haziran 2015 seçimlerine birkaç hafta kala, Trabzon ve Karabük mitinglerini izlemek üzere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na eşlik etmiştim.Uçakta sohbet ederken, Kemal bey önüne gelen anketlerden coşkulu bir şekilde söz ediyor, “Artık yüzde 35’leri görüyoruz” diyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Araya girip sordum: “Geçen seçimde yüzde 26 almıştınız, bu rakam ve altında kalırsanız bırakacak mısınız?” Kılıçdaroğlu soruma şu şekilde yanıt verdi: “Elbette. İlla ben koltuğumda kalacağım diye bir anlayışım yok.” Birkaç hafta sonra yapılan 7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP’nin oyu yüzde 25.98 olarak gerçekleşti. Devamında ne olduğunu biliyorsunuz. Bu anekdotu hatırlatmamızın bugün için gerekçesi, Kılıçdaroğlu’nun aldığı seçim yenilgilerinden sonra verdiği sözleri tutmaması değil, anketlerin o gün için kendisi için de nasıl yanıltıcı olabileceğine dair bir örnek teşkil etmesi.

Seçim sonuçları önceden bilinmediği için böyle dönemlerde gözler, “Acaba ne olacak” sorusu, merakı eşliğinde, doğal olarak saha araştırmaları yaparak sonuçlara dair bir fikir veren anket firmalarına çevriliyor.

Siyasi hayatı boyunca politika oluştururken, istikamet belirlerken önüne gelen anket sonuçlarını ciddi şekilde değerlendirdiğini bildiğimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçenlerde anketleri sorgulayan cümleler kurmuş, şöyle demişti:

“Ben çok açık net bir şey söyleyeyim, bu anketler vesaire bunlara pek güvenim kalmadı çünkü geçtiğimiz seçimlerde gördük 1 tanesi belki yakın tutturuyor. Çoğu açık ara kaybetti tutturamadı.”

Muhalefet cephesi, bu sözleri anketlerde Ak Parti’nin oylarının düşük çıkmasına Cumhurbaşkanı’nın verdiği bir tepki olarak yorumluyor. Herkes kendi siyasetini yapacak, bu doğal bir şey.

Ancak, Erdoğan’ın sözleri üzerinden yola çıkarak konu üzerinde biraz daha derinlemesine araştırma yapıp kafa yorunca, o ifadeleri yorumlama anlamında başka başka gerekçeleri de karşımızda buluyoruz. Birkaç gün önce 30 yıllık geçmişi olan, bir araştırma şirketinin İstanbul’da 5 bin kişiyle yüz yüze anket yaptığını ve CHP’nin Ak Parti adayına karşı yüzde 47’ye karşı 51 oyla önde olduğunu duydum. Bunun üzerine anketi yaptığı söylenen şirketin yöneticisini aradım. Bu veriler doğru mu diye sordum. Konuştuğum kişi, benden önce başkalarına karşı da aynı konu üzerinde aynı cümleler kurduğu için bana söyleyeceklerini de ezberlemiş gibiydi: “Ben böyle bir anket yapmadım. Daha önce bizim firmada çalışan birisi bunu uydurmuş. Kendisine bu işte alan açmaya çalışan birisi. Arayıp ‘Bu nedir’ diye sorunca, yanlış anlama olduğunu söyleyip özür üstüne özür diledi.” Konuştuğum araştırma şirketinin yöneticisinden aldığım bilgiye göre, bu türden kapsamlı bir anket çalışması yapmanın maliyeti, 60-70 bin lirayı buluyor. Haliyle, bu tür çalışmalar ancak güçlü müşterilerden iş almakla mümkün olabiliyor. Son 12 yıl içinde yapılan seçimlerde, seçim öncesi yapılan tahminlerle seçim sonuçlarının örtüşmediğini gösteren epeyce veri var.

Kendim gibi anketleri yakından izleyenler açısından sanıyorum en doğru yöntem şu olmalı: Bir fikir vermesi için yapılan araştırmaları takip etmek, esen rüzgarın yönünü tayin etme anlamında bu anketlerden yararlanmak ama asıl büyük anketin seçim günü yapıldığını hiçbir zaman akıldan çıkarmamak.

...***

Servet Avcı, 4 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İftiraya uğrayan akademisyenlerin hukuku kime emanet?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“OHAL İnceleme Komisyonu kararları ile az sayıda da olsa kamu görevlisi görevine iade ediliyor... Ayrıca bu kişilerin geçmişe yönelik sosyal ve mali haklarının ödeneceği belirtiliyor... Durum gerçekten böyle mi? Görevlerine iade edilenlerle ilgili en son çıkarılan 7075 sayılı kanunun 10. Maddesi'ni incelediğimizde, özellikle üniversitelerden ihraç edilip iade edilen öğretim üyelerinin hâlâ büyük mağduriyetler yaşadığını görüyoruz... “diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Tüm kamu personeli iade durumunda aynı şehirde bir göreve, hatta aynı kurumuna iade edilebilirken, akademik personel için Ankara, İstanbul, İzmir dışında başka bir şehir üniversitesine gönderilme şartı konulmuş durumda... Bu, kendi başına anayasaya aykırı bir durum olmakla birlikte, kanunu bu şekilde çıkaranların neden bunu düşündüklerini anlamaya çalışalım...Üniversiteler, teorik olarak 'halkın en aydın ve entelektüel kesimi'nin bir araya geldiği, 'ülkelerin yönlendirici beyni' olarak nitelendirilmesine rağmen, bizim ülkemizde FETÖ soruşturmaları sürecinde bu kanaat ağır darbe aldı...Söz konusu soruşturmalarda görüldü ki yalan ihbarlar ve iftiralar dolayısıyla mağduriyetlerin en çok yaşandığı kurumlar üniversitelerimiz oldu... Bazı üniversite rektörleri, isimsiz ihbarları bile ciddiye alarak, öğretim üyelerinin savunma hakkını bile kullandırmadan ihraç listelerini YÖK' e göndererek ihraçları sağladılar...Belki de kendileri de aynı şahısların kendileri hakkında da iddialarda bulunmalarından çekindikleri için en hukuksuz en kolay yolu seçtiler... Hatta daha sonra bazıları, basın açıklamaları yaparak ihraçlarda sayı olarak üst sıralarda yer aldıklarını 'gururla' duyurdular!.. FETÖ ithamıyla haksız biçimde ihraç edildiği anlaşılmış ve sonra da iade hakkını kazanmış tüm kamu personeli aynı şehir ve isterse aynı kurumuna iade olurken, akademik personel neden başka şehre gönderilmek isteniyor?Aslında herkes biliyor ki üniversitelerdeki hukuksuzluklar çok fazla... Pek çok üniversite bu açık gerçekle yüzleşmek istemiyor olabilir... Açıkçası hırsızı cezalandırmak yerine evi soyulan kişiler cezalandırılmış olmuyor mu?Zaman geçildikçe telafi edilmesi imkânsız hâle gelen zararlar oluşuyor...