Mart 06, 2019 17:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yurt: ‘Yeni bir partinin’ referansları AKP’li çıktı

Karar:

ABD Dışişleri'nden S-400 açıklaması: Türkiye'yi uyarmıştık

Yeniçağ:

Anketlere göre Mansur Yavaş önde, İmamoğlu farkı kapatıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Murat Çabas, 6 Mart tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, "Seçimlere demokrasi gelmeli"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İktidarıyla muhalefetiyle Meclis içindeki partilerin ittifaklarla kutuplaştığı, ittifak görüntüsüyle milleti ayrıştırdığı bir seçime doğru gidiyoruz.İktidar, elindeki her türlü iktidar imkanını kullanarak seçim çalışması yapıyor. Milletin vergilerinden aldığı astronomik seçim yardımının yanında, devlete ait olan her türlü medya unsurunu da kullanabiliyor. Meclis içindeki muhalefet partileri de aldıkları seçim yardımlarıyla seçim çalışması yürütüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye'deki seçimler, uyguladığı Kapitalizmin siyasete uyarlanmış hali… Birkaç parti millete ait olan devlet gelirini kendi çıkarları için kullanıyor, diğer partiler ise bu antidemokratik ortamda kendi yağıyla kavurularak, kendi cebinden harcayarak seçime giriyor.

Esasen böyle bir seçim yarışı Anayasamıza da aykırıdır.Demokratik sosyal hukuk devleti tanımına asla uymamaktadır.Vatandaşların seçme ve seçilme hakkını gaspetmektedir.Bu ülkede ben de seçmenim ve benim hiç tasvip etmediğim, iktidar ya da Meclis içinde muhalefet olmasını istemediğim partilere benim ödediğim vergilerle seçim propagandası yaptırılıyor.

Gerçek demokrasi, ancak seçim yarışına giren tüm partilere eşit imkanlar sunularak sağlanabilir. Seçimler, bir "demokrasi şöleni"ne dönüştürülebilir.

Sayın Kotil, yaptığı her konuşmada, katıldığı her canlı yayında rakipleri olan CHP Adayı Ekrem İmamoğlu ve AKP Adayı Binali Yıldırım'ı ortak bir canlı yayında bir araya gelmeye davet ediyor.

Bu canlı yayın daveti, Büyükçekmece'de bir vatandaş tarafından "Binali Bey, BTP Adayı Selim Kotil sizi programa davet ediyor, duydunuz mu, haberiniz var mı?" şeklinde Binali Yıldırım'a hatırlatıldı. 

Yüzünün rengi bir anda değişen, gülümsemesi şaşkınlığa ve endişeye dönüşen Yıldırım, önce "Ne gibi?" diyerek anlamazlıktan geldi, ardından da "vaktim yok" diyerek geçiştirdi ve orayı terk etti.

İstanbul'da bir kişi belediye başkan adaylığına soyunduysa, kendine ve projelerine de güveniyorsa bu tür demokratik davetlere elbette ki zaman ayırması lazım.

Seçim zamanı demokrasiye "vaktim yok" diyenin, daha önemli ne işi olabilir?

Seçimlere kadar tüm zamanını propagandaya ayırmak zorunda olan bir adayın böyle bir demokratik talebe "vaktim yok" deme hakkı yoktur.

Bu demokrasi davetini duymazdan gelen, kaçamak cevaplarla geçiştiren, vaktim yok bahanesinin arkasına sığınan siyasilerimiz, er meydanı diyeceğimiz canlı yayın arenasında mağlup olmaktan mı korkuyorlar? Milletin önünde rezil olmaktan mı endişe duyuyorlar? Rakiplerinin karşısına çıkıp proje yarışı yapmaktan çekinen bir belediye başkan adayının sizce İstanbul'a ne faydası olabilir?

…***

Cevher İlhan, 6 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Tâlimatlı yargı”yla hukukun tahribi…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Seçim sürecindeki tartışmaların hayhuyunda Türkiye, 2019 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 126 ülke arasında 109’uncu sırada yer alması da karambola getirildi.Oysa Türkiye, “yargının tâlimatla siyasallaştırılmasıyla  “yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorunları”yla bu vartaya düşmüş. Bundandır ki Adalet eski bakanlarının, yüksek yargı temsilcilerinin ikrarıyla, yüzde 70’lerden yüzde 30’lara inen “yargıya güvensizlik” gittikçe derinleşiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.

...***

Meclis eski Başkan’larının “Adalet saraylarını yaptık ama içini dolduramadık” yakınmasıyla, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve tâlimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” hükmünü esas alan “mahkemelerin bağımsızlığı”na dair “Anayasanın 138. maddesi ölmüş.” 

Türkiye daha önce açıklanan “temel haklar” kategorisinde 107, “kamu düzeni ve güvenliği”nde 106, “hukuk mahkemeleri” konusunda 94, “hükûmetin şeffaflığı”nda 93 ve “düzenleyici uygulamalar”da 84. sıranın da gerisine düşmüş. Keza “yolsuzluğun bulunmaması” ve “cezai adâlet”te yine  oldu.Türkiye yolsuzluğun bulunmaması konusunda yine gerilerde. 

Ancak Türkiye’de asıl hukuku itibarsızlaştıran ve adâleti berhava eden, menhus 15 Temmuz darbe girişimi hâdisesi bahanesiyle, hukukun ve yasaların geriye doğru işletilip, daha evvel suç olmayanı “suç” sayan, sahte gizli istihbarat jurnalleriyle, “iltisak”-“irtibat”la, tek kelime ifâdeleri ve savunmaları bile alınmadan yüzbinlerce kamu görevlisinin OHAL KHK’larıyla görevlerinde ihrâcı sürüyor.  

Daha da fecaati, aralarında 17 bini kadın, dört bini çocuk ve OHAL KHK’larıyla hâlen yargısız infazla 50 bini aşkın vatandaşın sorgusuz sualsiz tutukluluklarının devam etmesi. OHAL’ın sona ermesiyle hukuken sona ermesi gereken OHAL uygulamalarının ve KHK’ların içeriklerinin apar topar çıkarılan yasayla en az üç yıl daha dayatılmasıyla mağduriyetlerin ve haksızlıkların kalıcılaştırılması. 

En çarpıcısı da sözde mağduriyetleri önlemek için kurulduğu iddia eden OHAL Komisyonu’nun incelediği 50 bini ihrâçtan iade ettiği 3 bin 604’ünün iâdenin de yerine getirilmemesi. Mahkemelerde beraat ve tâkipsizlik alanların dahi tekrar KHK ile görevden alınması gibi mağduriyetler devam ettirilmesi. Az sayıdaki iâde edilenlerin de herhangi bir tazminat talebinde bulunamamalarıyla bir başka haksızlığa uğramaları.

Keza yasamanın yanısıra yargının yürütmenin başı cumhurbaşkanına bağlanıp, “yargıda tasarruf yetkileri”yle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK), yüksek yargıya ve yargının kilit noktalara iktidar yanlılarını atanmasıyla yargı tamamen siyasetin emrine sokulması.

OHAL KHK’leriyle, hiçbir hukuk devletinde geçerli olmayan yine “gizli istihbarat raporları”ndaki indi isnadlarla beş bine yakın hâkim ve savcının toplu tasfiyesiyle kalınmayıp 70 puan şartı kaldırılarak staj süreleri kısaltıldıktan sonra büyük bir kısmı AKP teşkilatlarında görev alanların hâkim ve savcı atanmasında açığa çıktığı gibi iktidar partisi yöneticilerinin savcı ve hâkim olarak atanması.

Bundandır ki, AB, insan hakları enstitüleri ve BM araştırma ve raporlarında, Türkiye’de adlî kurumlara müdahaleyle, tehditlerle, hâkim, savcı ve avukatların sistematik cezâlandırılıp tasfiye edilmesiyle, hukukî görüşlerini açıklayan hukukçuların “teröre destek”le suçlanıp sorgulanmasıyla yargının bağımsızlığını tahrip edildiği bildiriliyor. 

...***

Ahmet Ulusoy, 6 Mart tarihli Yenişafak gazetesinde, " Enflasyon düşme eğiliminde"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Şubat ayı enflasyon verileri (TÜFE) piyasa beklentilerinden daha iyi geldi.Aynı zamanda son yıllarda Şubat ayları içinde en düşük artış oranı gerçekleşti.Yine yüzde 25’lere kadar tırmanan enflasyon 5 ay sonra yüzde 20’lerin altına indi.Bu azalış trendi enflasyonla mücadele politikalarına olan güveni artırarak piyasalara olumlu sinyaller verecektir.Yine yüzde 46 seviyelerine kadar yükselen ÜFE’nin yüzde 29,59 düzeyine gerilemesi olumlu bir gelişmedir. Fakat söz konusu düzey hem yüksek, hem de maliyet kanalından TÜFE geçişkenliğinin devam edeceği, bunun da enflasyonda hızlı düşüşün önüne geçeceği anlamına gelmektedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dolar kurunun maliyet kanalıyla ÜFE’yi artırdığı, ÜFE’den TÜFE’ye daha yüksek gecişkenliği iç talepteki daralmanın sınırladığı söylenebilir.

Kurlar, ithalat kanalıyla doğrudan maliyet enflasyonuna neden olmaktadır. Maliyetlerdeki artış da belirli ölçülerde tüketici fiyatlarına yansımaktadır.Aramalı fiyatlarındaki yıllık ortalama yüzde 33,10 ve enerji fiyatlarında yüzde 47,73 düzeyindeki artışta bunu net olarak göstermektedir.Yılın ikinci yarısından itibaren göstergelerin iyileşmesi ve baz etkisiyle enflasyonda hızlı düşüşlerin olacağı beklentisi piyasalara hakim.Tanzim satışların fiyatlar üzerine çok etkisinin olmadığı, market fiyatlarının artışını belirli ölçüde dizginlediği söylenebilir.Mevsimsel olumsuzlukların geride kalmasıyla tarımsal ürün fiyatların gevşeyeceği ve bu gelişmenin TÜFE’yi aşağı doğru baskılayacağı bir başka beklenti.

Diğer taraftan firmaların yüksek kur seviyelerinden fiyatlama yapmaları nedeniyle yeniden fiyat artırımına gitmeyecekleri beklentisi de enflasyonu aşağı doğru baskılayacak başka bir faktör.Yüksek faizler iç piyasalarda hem arz hem de talep yönlü bir daralmaya neden olmaktadır. Bu nedenle 3. Dönemdeki büyüme hızı düşüşünü dördünce dönemde bir negatif büyümenin izlemesi beklenmektedir.Yönetilebilir fiyatlardan oluşan çekirdek enflasyonun 18,12’ye gerilemesi olumlu. Bununla beraber kontrol dışı madde fiyatlarını dışarda tutarak hesaplanan çekirdek enflasyonun halen çok da kontrol edilemediği aşikar.Doğrusu kısa sürede yükselen enflasyonu tekrar tek haneli rakamlara indirmek aynı hızla olmayacaktır. Fakat beklentilerden daha hızlı bir iyileşme görüleceği, hatta piyasalarda 2019 yılı sonu hedefinin altında bir enflasyonun realize edileceği beklentisi oluştuğunu da söyleyelim.