Mart 11, 2019 11:19 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: 511 kişiye FETÖ gözaltısı

Cumhuriyet:

Gündem İdlib: Rusya'dan Türkiye'ye önemli ziyaret

Yeniasya:

9 milyon kişiye sefalet ücreti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İsmet Özçelik, 10 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “seçimin kaderini ne belirleyecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçim tarihi iyice yaklaştı. Hâlâ seçmenin kararını etkileyecek noktalar araştırılıyor. “Geç kaldı” olarak yorumlamayın. “Kararsızlık” direnci kırılmaya gayret ediliyor.Son hamleler belirlenmeye çalışılıyor.Bütün partiler “altın vuruş” derdinde. Daha önceki seçimlerden farklı bir durum yaşanıyor. Eskiden “kararsızlar” seçime doğru azalırdı. Bu kez azalmadı. Hatta kafası karışanların sayısı artıyor. “Kararsızlar” şu anda en büyük partilerden biri...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yapılan araştırmalara göre eski partilerle bağlar zayıflamış. “Eski oy verdiğim partiye oy vereceğim” diyenlerin oranı yüzde 70’lerde. Yüzde 30 beklemede. Seçim sonuçlarını belirleyecek bir kesim.

Kararsızlığın birinci nedeni ekonomi. Yani cep. Vatandaş cepten yemeye başlamış. Kendini yoksullaşmış görenlerin sayısı tırmanıyor. “Son bir yılda yoksullaştınız mı?” sorusuna verilen yanıt ezici bir çoğunlukla “evet”. Bu AKP için de, CHP için de, MHP için de, Vatan Partililer için geçerli. AKP’ye oy verenlerin kararsızlığının nedeni de bu. Vatandaşın canı yanıyor. Seçimden sonra ne olacağını da bilmiyor. “Altta kalanın canı çıksın” politikasından endişeli.

SODEV tarafından yapılan bir araştırmaya göre, seçmenlerin yüzde 54,3’ü mevcut ekonomik durumlarının oy tercihlerinde etkili olacağını söylemiş.

MHP seçmeninin de yüzde 40,1’i kendi ekonomik durumunu “kötü veya çok kötü” olarak ifade etmiş. Bu oran AKP’de de yüksek. Yüzde 27,9. AKP adına yapılan anketlerin sonuçları da benzer. AKP’yi kara kara düşündüren de bu. Ekonomik durum oy tercihini belirlerse işler iyi değil. Geçen hafta yine Ankara dışındaydım. Değişik kesimlerden kişilerle sohbet etme olanağı buldum. Gördüğüm manzara özetle şöyle: AKP sona yaklaşmış. AKP’nin bir seçimlik işi var. Ama muhalefete inanmıyor. Ekonomik krizi ikinci plana itse de; HDP ile ittifak ciddi şekilde kaygılandırıyor. Meclis’teki muhalefete de güven yerlerde. Bu da AKP’nin en büyük şansı. AKP-MHP’nin şu andaki seçim stratejisi belli. Yeni seçmen kazanmak değil; 24 Haziran’da oy aldıkları seçmeni ikna etmek. Yapılan propaganda daha çok buna yönelik. Peki “kararsız” seçmen kararını ne zaman verecek?

Öyle görünüyor ki büyük çoğunluğu sandık başında. Yapılan araştırmalardaki tespit böyle. Onun için bütün anket şirketleri temkinli. “Şu andaki durum bu” dedikten sonra hemen ekliyorlar: “Sürprizlere hazır olmak lazım. Durum bu!

…***

Faruk Çakır, 10 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Adaylardan istenen...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“31 Mart’ta yapılacak mahallî seçim kampanyalarında cumhur ittifakının en önemli söylemi “beka sorunu.” Muhalefetin tamamını aynı sepete koyarak miting meydanlarında suçlamalara da devam ediyor...Meyve-sebze fiyatları üzerinden bile “beka sorunu” çıkarılırken, beka sorunu olmayanlar niyetleri bozuk olmakla suçlanıyor. Ama bir türlü “beka sorunu”yla neyin kastedildiği anlatılmıyor ya da anlatılamıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bunu da yapılan anketlerde görmek mümkün. Yapılan anketlerde halkın birinci sorunu yüzde 76,5’la ekonomi gözükürken, Cumhur İttifakının seçim stratejisi olarak belirlediği “beka sorunu” ancak yüzde 5’te kalıyor. Bu arada anket soruları arasında “adalet”in olup olmadığı da merak ediliyor.

Oysa, mahallî seçimlerde millet, belediye başkanı, meclis üyesi vs. seçecek. Hem AKP’nin belediye başkan adayları Binali Yıldırım, “Ülkemizde beka sorunu ile ilgili bir endişe taşımıyorum” derken, Nihat Zeybekci de, “Vatandaşın baktığı yerden bir beka sorunu yok” dememişler miydi? Sahi, “beka sorunu” derken ne kastediliyor? Ülkede ekonominin iyi olduğunu söylemek mümkün mü? Sebze, meyve fiyatlarındaki artış, benzin ve motorine haftada iki kere zam, enflasyon rakamlarının yüzde 20’leri bulması, hayat pahalılığı gibi konular da ekonominin iyi gitmediğinin bir göstergesi.

Mahallî seçimlerin ardından ekonomide ve hayat pahalılığında bugünleri de arayacağımızı söyleyen bir çok ekonomist var. Zira, günü kurtaracak politikalarla fiyatların aşağıya çekilmesi, yani baskılanması gözle görülüyor. Peki bu baskılama da 1 Nisan’da bittiğinde ne olacak? Şimdi endişe bu...

Bu görüşe katılmayan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, “Seçimden sonra çok daha güçlü pozitif bir süreç bizi bekliyor” demiş.

Bunları okuyunca insan, “Ekonomiyi düzeltmek için neden seçimler sonrasına tarih veriliyor? Şimdi düzelse de millet rahat nefes alsa, olmaz mı?” diye düşünmekten kendini alamıyor.

Hükümete yakın yazarlardan birisi, “Siyaseti sonunda bir gerginlik ve bir kavga mesleğine dönüştürdük. Öyle bir gerginlik ki bu, hiçbir konuda asgarî müşterekleri bulmak mümkün değil artık” demiş.

Peki, bu duruma gelmenin suçlusu kim? Bu dil kullanıldığında bunu eleştirmeyenlerin hiç mi suçu yok?

Siyasete bir seviye getirme o kadar mı zor? Siyaseti hizmet yarışına dönüştürmek, kullanılan kötü dili düzeltmek mümkün değil mi?Hiç değilse asgarî müşterekleri bulmada bunu yapsınlar. Tabiî karşı tarafı “hain, illet, zillet” diye suçlayıp ilân ederken bunu yapmak çok zor... O yüzden siyasetteki bu dil en kısa zamanda düzeltilmeli, çünkü halka yansıyor. En tehlikelisi de budur. Kutuplaştırıcı değil, birleştirici dil kullanmak bu kadar mı zor?...

…***

Esfender Korkmaz, 10 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “TL'yi koruyamadık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“TÜİK Şubat ayında Finansal Yatırım Araçlarının, nominal ve reel getiri oranlarını açıkladı.TÜFE'ye göre hesaplanan reel getiri oranları içinde, son bir yılda en yüksek reel kaybı Borsa getirdi... En yüksek reel getiriyi ise dolar sağladı.Mevduat faizinin yıllık reel kaybı geçen sene Şubat ayında eksi yüzde 0.46 iken bu sene eksi 6.61'e yükseldi.BİST 100 Endeksi geçen sene 19.65 oranında reel getiri sağlamışken bu sene yüzde 25.99 reel kayıp getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Son bir yılda dolar yüzde 16.44 ve Euro yüzde 6.94 reel getiri sağladı.Geçen sene Şubat ayında Euro/Dolar kuru ortalama 1.2376 idi. Bu sene şubatta dolar, Euro karşısında yüzde 8.08 oranında değer kazandı ve Euro/Dolar kuru 1.1376 oldu. Doğal olarak dolar daha yüksek reel getiri sağladı.Şubat ayında dolar kuru ortalama olarak 5.3353 idi. Merkez Bankası Şubat ayı TüFE bazlı reel kur endeksini 77.24 olarak açıkladı. Demek ki Şubat ayında TL döviz sepetine göre yüzde 22.76 oranında daha düşük değerde idi. Sepetteki değişmeyi ihmal edersek, Şubat ayında denge kurunun bir dolar eşittir 4.1209 olması gerekirdi.Cuma günü dolar kuru 5.4630 oldu. Yani TL değeri şubata göre daha da düştü.Dolar kurunda artış yönünde baskı yaratan en önemli iki faktör var... Birisi içeride dolarizasyon (para ikamesi) var. BDDK'nın açıkladığı Ocak 2019 mevduat toplamı 2. milyar 48 milyon liradır. Bunun 1 milyar 34 milyonu TL, 1 milyar 13 milyon lirası ise yabancı para cinsindendir. Dolarizasyon dövize talebi artırıyor.İkincisi Dalgalı Kur Sistemi'dir. Bu sistem Türk lirasını aşırı kırılgan ve dış risklere karşı korumasız yaptı. Dış politikada herhangi bir tehdit, hemen TL'nin değer kaybına yol açıyor.Aslında sorun tehdit edende değil, TL'yi savunmasız ve tehditlere açık hale getiren ekonomi yönetiminde ve bu kur sistemindedir. Eğer sorunun temeline inmezsek,  papaz meselesi, S-400 sorunu, Trump tehditleri gibi basite indirgersek, kur sorununu çözemeyiz. Finansçılara ve işleri topu dolandırmak olan magazin medyasına bol malzeme vermiş oluruz.Eminim ki Türkiye, IMF'ye giderse IMF, kuru kontrol edecek bir rejim ve yabancı sermayeye kısmi kontrol getirecek bir politika isteyecektir.