Türkiye'den köşe yazarları
Star: 'Londra ile Pekin'i birbirine bağladık'
Cumhuriyet:
Yeni açılan Marmaray hattında ilk günden arıza
Yurt:
'Erdoğan'a yanlış bilgi veriliyor'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay, 12 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tabanda AKP-MHP uyuşmazlığı var...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumartesi - pazarı Antalya, Isparta hattında geçirdik. İki günün bir yanı 3. Isparta Kitap Fuarı, bir yanı da yerel seçim nabzıydı. Sözcü’nün Ankara Temsilcisi ve yazarı Saygı Öztürk’le birlikte yol güzergâhında halkla sohbet ettik. Süleyman Demirel Üniversitesi’nin gençleriyle konuştuk. Isparta, Antalya’nın altında çok ezilmemiş, kendi yağıyla kavruluyor. Sanayi istenilen hızda gelişmemiş ama, “gül” gibi geçinip gidiyor. Gülün yanına lavantayı da koymaya hazırlanıyorlar. Bu konuda Burdur’u da içine alan bir hedef birliği var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Toroslar’ın ve eteğindeki ovaların bereketi iyi bir planlama ile yöre halkını dışarıya muhtaç etmez.
Isparta Belediyesi güzel bir Halı Müzesi kurmuş. Gerçekten görülmeye değer ama, Isparta halısının müzelik olması, makineleşmenin acımasız bir sonucu olsa da üzücü.
Isparta, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in adıyla öne çıkan, bu nedenle “Merkez sağın durumu nedir” diye sorulunca ilk bakılan illerden biri.
24 Haziran’da Isparta’da Cumhur İttifakı içinde AKP yüzde 47, MHP yüzde 13 oy aldı. Millet İttifakı içinde de İyi Parti yüzde 18, CHP 16 oy aldı. Sıralama AKP, İyi Parti, CHP, MHP şeklinde oldu. AKP 3, İyi Parti 1 milletvekili çıkardı.
Sıra yerel seçimlere gelince AKP ile MHP arasında hesaplama yapıldı; halen belediye başkanı MHP’li, ama AKP, 3 vekil çıkardığı yerde yerel yönetimi MHP’ye bırakmak istemedi. Sonuçta AKP ve MHP ayrı aday çıkardı. Öyle anlaşılıyor ki, Isparta’da beka sorunu yok! O yüzden kıyasıya yarış mubah...
Dikkat çeken bir başka nokta da AKP ile MHP tabanı arasında Erdoğan - Bahçeli uyumuna benzer bir uyumun olmaması. Erdoğan’ın, “Tam konsolidasyon sağlanmadı” demesi, Bahçeli’nin, arada bir sıkıyönetim bildirisi gibi ittifak uyum genelgesi yayımlaması boşuna değil.
İki partinin tabanı kimi yerlerde geçişken olabilir ama, tepedeki planlamaya dayalı bir bağın tabanda olmadığı görülüyor.
Üç temel durumun altını çizelim:
1- Cumhur İttifakı tabanda yama tutmuyor.
2- Beka söylemi tutmadı.
3- Millet İttifakı’nı terör örgütleriyle eşitleme algısı geri tepti.
Seçmenin duruşuna, susuşuna bakılırsa, “Her ekonomik kriz siyasal sonuç doğurur” tezi gündemde... İktidar, seçmenin bütün bu algıların dışında başka bir kaygı ile oy vermesini sağlamanın arayışında... Son birkaç gündür değiştirilmeye çalışılan gündem bunun eseri...
…***
İbrahim kahveci, 12 Mart tarihli Karar gazetesinde, “Bunalım ekonomisine geçiş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen yılın (2018) son çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde -3,0 küçüldü. Lakin vatandaşın hissettiği küçülme oranı çok daha yüksek oldu.2018 son üç ayında hanehalkı tüketimi reel olarak yüzde -8,9 geriledi.2008-09 krizinin en sert estiği 2009-I. dönem tüketim azalması yüzde -9,3 olmuştu. Keza aynı şekilde 2001 krizinin en sert estiği 2001-II. döneminde de tüketim yüzde -9,3 gerilemişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hatta takvim etkilerinden arındırılmış tüketim azalışı 2018-IV. çeyrekte yüzde -9,1 oldu. Aynı seride 2009-I. dönem tüketim daralması ise yüzde -9,2 düzeyindeydi. 2001-II. döneminde de yüzde -9,3 takvim etkilerinden arındırılmış tüketim daralması yaşanmıştı.
Kısaca insanların tüketim harcaması 2001 krizimiz ve 2008-09 küresel krizinin en sert estiği dönemler ile nerede ise aynı düzeyde geriledi.
Hanehalkının hissettiği kriz asıl bu oranlardır ve tüketim çok sert daraldı.
Tüketim daralmasının bu kadar sert estiği dönemde üretimde daralma nispeten dış talep (ihracat) nedeniyle daha sınırlı oldu. Mesela imalat sanayi üretimi 2018 son çeyrekte yüzde -7,4 geriledi ama 2008-09 krizinde bu gerileme kıyas götürmeyecek kadar daha keskindi.
Mesela 2008-IV. çeyrek üretim daralması yüzde -11,0 olurken, 2009-I. çeyrekte yüzde -25,8’lik bir üretim kaybı yaşamıştık. 2001 krizinde de üretim daralması üç çeyrek çift hanede seyretmişti.
Üretimin eski krizlere oranla daha sınırlı daraldığı ama tüketimin çok sert gerilediği bir kriz sürecindeyiz. Kriz sürecindeyiz, çünkü mevsim etkilerinden arındırılmış veriye göre 2018-III. dönem -1,6 daralan ekonomi, son çeyrekte de yüzde -2,4 daralarak resmi olarak kriz ilan edilmiş oldu.
Kısaca kamu kaynaklı olarak bir harcama artışı ve kredi genişlemesi yaşanıyor. Ayrıca stabilleşen döviz ve yine aynı şekilde seyreden faiz piyasası da en sertin şimdilik geride kaldığına işaret ediyor.
Bu verileri sabit kabul ettiğimizde kriz bitti diyebilir miyiz?
2019 yılının ilk çeyreğinde de tüketim ve üretim eksenli eksi bakiyenin gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Hatta 2019 yılının tamamında da eksi bakiyeler görebiliriz. Ama bütün bunlar krizin tamamen bitip, refaha erdiğimizi bize söylemeyecektir.Daha da ileri giderek şu tespiti buraya not edelim: Muhtemeldir ki, 2019 yılı ortasından itibaren krizin şiddeti rakamsal olarak ciddi oranda azalacaktır. Ama kriz bittikçe “bunalım dönemi” başlayacaktır.
Bunalım dönemi nedir? Ne gibi sonuçlar verecektir?
Bir kere şunu söyleyelim ki, ekonomide temel yapılarda bir iyileşme imkanımız maalesef bulunmamaktadır. Bir dönemler “çaput” dediğimiz tekstil gibi ihraç maddeleri ile yeniden eski günlere döneceğiz. Artık yakın tarihte uzun süre negatif faiz veya başabaş faiz dönemimiz oldukça zordur. Yabancı sermayenin artık gelmeyeceği bir ülke olarak yüzde 7-8 dolar faizi ile sistemi ayakta tutamayız.
…***
Esfender korkmaz, 12 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Büyüme güven sorununa takıldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2018 yılında GSYH yüzde 2.6 oranında büyüdü... 2018 yılının son çeyreğinde ise yüzde eksi 3 oranında küçüldü. Ancak bu ortalama büyümeden daha önemlisi, son çeyrek eksi büyümeye gelinceye kadar her çeyrek büyümenin artan bir şekilde hızlanarak düşmesidir.2018 ilk çeyrek yüzde 7.4, ikinci çeyrek, yüzde 5.3 ve üçüncü çeyrek yüzde 1.8 olarak gerçekleşen büyüme, aynı hızla son çeyrekte eksi 3 oldu.2018 yılında üretici ve tüketici güven endeksleri de benzer şekilde düştü ve son çeyrekte adeta dip yaptı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Büyüme trendi ve güven endeksleri, 2019 ilk çeyrek büyümesinin de eksi çıkacağını gösteriyor. Dolayısıyla her daralmadan ve her krizden sonra ekonomi yönetimlerinin kalıplaşmış gerekçesi olan, ''en kötüsü geride kalmıştır'' diyebilmek bugün için olası görünmüyor. Eğer ekonomi dışında farklı bir sorun yaşamazsak 2019 Mart sonrası ikinci çeyreğinde, ekonominin iç dinamikleri yeniden ekonomide canlanma yönünde etkili olabilir. Türkiye'nin genç, dinamik ve müteşebbis bir nüfus yapısına sahip olması bu alanda umutlarımızı artırıyor. GSYH büyümede düşüş trendinde, özel tüketim harcamaları etkili oldu. Tüketim harcamalarında artış 2018 yılında ortalama 1.1 oldu. Eğer ortalama yüzde 1.2 olan nüfus artışına bölersek, 2018 yılı fert başına harcama artışında gerileme olduğunu görebiliriz. Çeyrekler itibariyle özel tüketim harcamalarındaki artış yavaşladı. 2018 ilk çeyrekte 8.9 oranında iken , ikini çeyrekte 5.8'e, üçüncü çeyrekte 0.8'e ve son çeyrekte eksi 8.9'a düşerek, büyümenin de düşmesine neden oldu.Tüketicinin güven sorunu yaşaması yalnızca ekonomik nedenlerden değil, aynı zamanda hukuki ve demokratik sorunlarda yaşanan olumsuz gelişmelerdendir. Bu nedenle tüketici adeta kendini korumaya almak zorunda kalmıştır. Ekonominin altyapısı olan hukuki ve demokratik haklarda güven sorunu çözülmelidir. Daralan iç talep yerine, canlı dış talep ne kadar ikame edilebilir? Türkiye şartlarında edilemez. Zira ihracat malı üretimi için ithal ara malı ve ham madde girdi oranı yüzde 70'lere çıkıyor. Yatırımlarda eksi büyüme 2018'in üçüncü çeyreğinde başladı. Üçüncü çeyrekte eksi 4.7 ve dördüncü çeyrekte eksi 12.9 oranında daraldı.Yatırımlarda daralmayı başta kur şoku etkiledi. Yabancı doğrudan yatırım sermayesi girişi azaldı. İnşaat sektöründe hükümetin yanlış politikası, sektörün aşırı daralmasına sebep oldu.