Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: F-35 programında kayıt dışı harcama
Cumhuriyet:
CHP’nin Ankara adayı, ‘Seçimlere düşürülecek gölgeleri ifşa edeceğiz’ dedi
Yurt:
Kılıçdaroğlu yandaş medyaya yüklendi: İktidarın borazanlığını yapıyorlar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Atakan Hatipoğlu 16 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “31 Mart’ın kazananı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomik krizin derinleşerek sürecek olması, sermaye birikim modelinin değişmesini gerektiriyor. Erdoğan yönetimi olan bitenin farkında, denizin bittiğini görüyor. Ama yetenekleri iktidar olma sürecini belirleyen yapısal koşullarla sınırlı. Üretime odaklı, reel sektörü destekleyen bir yönelime girmesinin en büyük engeli bizatihi AKP’nin dayandığı sermaye gücünün yapısı. Hükümetin ekonomiyi birlikte yönettiği rantiyer-borsacı-inşaatçı kesimi, onların da rızasını alarak yüksek oranda vergilendirme, oradan doğacak kaynağı üreticilere aktarma şansı yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Erdoğan yönetimi bu nedenle bütün gücüyle kamu kesimini borçlandırmanın yeni yollarını arıyor ve günü kurtarmaktan ibaret bir ‘ekonomi politikasızlığı’ izliyor.
Öte yandan on sekiz yıllık iktidarın getirdiği doğal yıpranmalar var. Parti örgütlerinde birbirlerini tanımayan veya birbirlerinden nefret eden ekipler oluştu. Bir zamanların idealist partizanları, şimdilerde çeperlere itilmiş durumda. ANAP’laşma süreci tamamlandı. Herkesi birleştiren “dava” pek ortalıkta gözükmüyor. Partiyi sadece Erdoğan’ın şahsi karizması bir arada tutuyor.
Millet ittifakının başarıları bu kesimlerde özgüven artışına, kararlılığa ve lider koltuklarının sağlamlaşmasına hizmet eder. Ancak bu kısmi zaferin mutlak bir zafere dönüşme şansı da zayıf görünüyor. Çünkü bu partilerin Türkiye açısından yakıcı tehdit durumunda olan ve Cumhur İttifakı tarafından “beka sorunu” olarak ifade edilen iki dinamikle aralarına mesafe koyduğu şüpheli. CHP’nin HDP ile -gizlemekte giderek zorlandığı- örtülü bir işbirliği yaptığı, FETÖ konusunda ise “cambaza bak” tavrı aldığı görülüyor. İyi Parti saflarındaki samimi vatanseverler, partinin kuruluş ve kurumsallaşma süreci tamamlamasıyla birlikte hızla çeperlere doğru itildi.
Türkiye bir makas değişikliğine gelip dayanmış durumda. Dünyayı sistemin penceresinden gören partiler, iktidarı muhalefetiyle, sistemin krizini paylaşıyorlar. Bu nedenle daha bir süre boyunca her seçim bir tür “kazanan kaybediyor” oyunu olarak yaşanacak.
...***
Deniz Yıldırım, 16 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP İstanbul’u kaybedebilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İstanbul’u 25 yıldır AKP geleneği yönetiyor. Ama bu kez kaybedebilir. Her şeyden önce İstanbul ekonomik, sosyal değişimlerin etkisini kırsala, geleneksel dayanışma ilişkilerinin daha belirgin olduğu Anadolu şehirlerine göre çok daha hızlı ve keskin hisseder; öncü tepki verir. Bu yüzden mevcut ekonomik tablo, iktidar için en fazla İstanbul’da sorun yaratma potansiyeli taşıyor. Bu hemen büyük kopuşlar yaratmasa da, 24 Haziran’a göre beklentileri karşılanmamış bir seçmen kitlesinin AKP’ye oy vermemesi ya da sandığa gitmemesi sonucunu doğurabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
24 Haziran’da AKP-MHP blokunun ortak Cumhurbaşkanı adayı, yani ittifakın en güçlü ismi Erdoğan bile İstanbul’da yüzde 50 alabildi. Dolayısıyla ana ekseni iki adaylı bir seçimde AKP-MHP ittifakının birkaç puanlık oy düşüşü dahi seçimi kaybettirebilir. Referandumda İstanbul’da bu şekilde Hayır çıktığını unutmayalım.
Nitekim Binali Yıldırım İstanbul’daki ekonomik sorunların iktidara doğurduğu tepkinin farkında. Tam da bu yüzden ısrarla “beka sorunu yok; bu bir yerel seçim” diyor. Yıldırım’ın seçim başarısını, Erdoğan’ın “beka stratejisi”ni İstanbul’da etkisiz kılabilmesi belirleyecek. Bu da çok kolay değil.
Gelelim ikinci nedene. İktidar, seçimi genel seçim havasına sokuyor. Oysa AKP 2002 hariç tüm genel seçimlerde Türkiye genelinde aldığı oranın altında oy elde etti İstanbul’da. Ve şimdi iktidara yakın anket firmaları bile AKP-MHP ittifakının Türkiye genelinde yüzde 50’nin altına düşme olasılığını yazıp çiziyor. Bu, İstanbul’daki oranın birkaç puan daha aşağıda olması anlamına geliyor. Mevcut “genel seçim” stratejisi İstanbul’da kaybettirebilir.
Kaldı ki aynı şekilde MHP de İstanbul’da Türkiye ortalamasına göre hep geride kalıyor. 24 Haziran’da İstanbul’da MHP oyu yüzde 8. AKP-MHP toplam oyu da, Türkiye genelinin 3 puan altında. Yerel seçimlerde de AKP-MHP geçişliliğinin İstanbul’da büyük etkisi yok. Özetle AKP’nin genel stratejisinin MHP’lileşmesinin İstanbul’a katkısı, düşünülenden az olabilir.
Üçüncü nedene bakalım. AKP’nin İstanbul’da yerel seçimlerde en fazla oy geçişliliği yaşadığı tabanlar, Saadet ve Kürt siyasal parti/hareketlerinin seçmenleriydi şimdiye kadar. Araştırmalar İstanbul’da “dini” kimlik siyasetinin etrafında bir AKP aidiyeti oluştuğunu gösterdi hep. Ancak bu kez Saadet, açık şekilde muhalefette. İstanbul’da 2009 yerel seçimlerinde DTP’nin oyu yüzde 4.6’ydı. 24 Haziran 2018 seçimlerindeyse HDP’nin İstanbul oyu yüzde 12.5 oldu. 10 yılda İstanbul’da Kürt seçmenin ağırlığı AKP’den HDP’ye kaymış görünüyor. Milliyetçi strateji Ankara’da bile etkili “konsolidasyon” yaratamamışken, İstanbul’da hiç yeterli olmayabilir.
Gelelim bir başka önemli etmene. İstanbul’da AK Parti kimliğinde dinsel boyut yanında en belirgin diğer unsur hemşericilik/bölgecilik eğilimi oldu bugüne kadar. TÜİK verilerinden aktarayım. İstanbul’da yaşayan her 100 kişiden 32’si Karadeniz bölgesi nüfusuna kayıtlı. Bölgeler içinde Karadeniz birinci. AKP bunu hep üstünlük olarak değerlendirdi. Erdoğan’ın Rizeli olması bir yana; bugüne kadar belediye başkanları, il başkanları neredeyse kesintisiz şekilde Karadeniz doğumlu kişilerden seçildi. Karşılığı da oldu; 2009 yerel seçimleri öncesi yapılmış bir araştırmaya göre, İstanbul’da AKP’ye oy veren her 100 seçmenden 39’u Karadeniz doğumluydu. Yani AKP bir Karadeniz partisi aynı zamanda.
Ancak bu kez İstanbul’da iktidarın değil, muhalefetin adayı Trabzon doğumlu, yani Karadenizli. Ekrem İmamoğlu’nun kampanyası boyunca bunu görünür kılması, bu şehirde Karadenizlilik olgusunun partiler/ ideolojiler ötesi etkiler doğurabileceğine dair de bir farkındalık taşıyor. Diğer yandan İmamoğlu’nun pozitif kampanyası da kısa sürede etki yarattı. Erdoğan’ın ilçe ilçe gezmesi, kendisi adaymış gibi öne çıkma çabası başka neye işaret? İstanbul sürprizlere açık. Elbette muhalefet “seçim güvenliği” konusunda yine sınıfta kalmazsa.
...***
Orhan Uğuroğlu, 16 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Devlet kurumları çökmüş durumda”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu ülkenin en önemli sorununun ekonomik kriz olduğunu belirterek seçim sonrası bu krize nasıl çözüm bulunacağını sordum.Cumhur İttifakı'nın sözde beka sorunu yaratarak ekonomik krizi millete unutturmaya çalıştığını vurgulayan Kuşoğlu, "Kutuplaşma yaratarak iftiralar atarak, Millet İttifakı'nı teröre destekle suçlayarak gıda kuyruklarını, işsizliği, pahalılığı milletin görmesini konuşmasını istemiyorlar" dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kuşoğlu, "Millet aptal değil. Beka sorunu olmadığını sadece bir yerel seçim olduğunu görüyor, biliyor. Kemal Kılıçdaroğlu'na ve Meral Akşener'e karşı müthiş bir baskı oluşturuyorlar. Hapisle tehdit ediyorlar, soruşturmalar, fezlekeler düzenliyorlar.”dedi.
Kuşoğlu'na sorularım ve yanıtları şöyle:-Recep Tayyip Erdoğan miting meydanlarında Cumhurbaşkanı mı, AKP Genel Başkanı mı? Konuşmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? En önemli tespitimiz şudur. Türk devlet geleneği çökmektedir. Cumhurbaşkanının görevi tarafsızlık içinde devleti yönetmektir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk seçimi olan 31 Mart Yerel Seçimi öncesi bu sistemin çöktüğü net şekilde ortaya çıkmıştır.Çok kötü oldu ve çok olumsuz sonuçları da olacaktır. Devlet kurumları çökmüş durumdadır.Bakanlar ne millet meclisine ne de millete karşı sorumludur. Onlar sarayın memurları ama siyasetin tam içindeler. Türkiye çok sıkıntılı günlere gebedir. Millet, 31 Mart'ta önemli ders verirse kendilerine çeki düzen verirler. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 31 Mart yerel seçim sonrası "yapısal adımlar" atılacağını şu sözlerle söyledi.- "2019 çok daha önemli adımlar atılarak içeride ve dışarıda çok daha güçlü, pozitif neticeleri aldığımız bir yıl olacak."- Nisan'dan itibaren yapısal tarafta atacağımız adımlarla süreci daha da güçlendireceğiz. YEP kapsamında cari açığı azaltacak, katma değerli üretimi artıracak, milletimizin refahını yükseltecek politikalarımızı kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz."Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi de olan Kuşoğlu'na Bakan'ın bu açıklamalarını da sordum.--Piyasalarda ortaya çıkan durgunluğu nasıl değerlendiriyorsunuz?Türkiye küçüldü, yine öğünüyorlar. En kötü günler geride kaldı diyorlar. Neden geride kaldı, ne yaptınız ki? Vatandaşın ve işletmelerin durumu her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Tam tersine önümüzde özellikle seçim sonrası çok daha kötü günler var.